Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Kalp Kendi Şiirini Terennüm Eder

Şahsiyet vazgeçilmezidir şairin. Kişilik ya da kimlik yerine şahsiyet diyoruz, zira şahsiyet insanın zarafetine yakışır asil bir kelimedir ve “yükselmek, görünmek, ortaya çıkmak, zuhur etmek, nihayet, temsil etmek…” anlamlarını taşır.

EKLENDİ

:

İnsan zarif bir varlıktır, eşrefi mahlukat’tır. Önü de sonu da güzelliktir. Güzel’den gelmiştir; yolu da, varışı da Güzel’edir. Ana rahmine konukluğuyla birlikte âlemlerin, varlığın sırrı emanet edilen insan, doğumundan itibaren bu sırrı derununda saklar. Bir iması bin mana taşır. Bu bahçeden insanın devşirdiği sözler “şahsiyet kesbetmiş” [kimlik kazanmış değil] harf ve kelimelerden oluşur. Harf ve kelimeler her biri başka bir âlem olan, kendilerine ait hayatları bulunan varlıklardır. Rahmani Nefes’in rayihasıyla tebellür eden, doğan harfler “İsevî bir ilimdir.” der İbn Arabi. Hayatın ruhu olan ve kalbin en derin yerinden çıkan Diriltici Nefes’tir yani harfler. Her biri bir âlemdir. Kendi asliyetleriyle görünür oldukları, yükselip ortaya çıktıkları, şahsiyet oldukları zaman kalp onları şiir[le] terennüm eder. İnsanlar [da] özünü gürleştirmesi, kendilik’ini nefesleyerek asli “kelimesini” bulması gereken harflerdir. Şöyle der İbn Arabî:

“Kâinatın harflerini oku

Çünkü biz de bir zamanlar yüce harfler idik

Şimdi aşağıya indik

Kâinatın harflerini oku

Zira bu harfler sana

Okunmak üzere gelmiş birer mektuptur.”

Kalbin terennümü şiirle ise, şiir bizden ne ister? “Temiz bir kalp” ister. “Temiz bir kalp” bir çırpıda söyleniverecek bir hâl değildir. Asliyete sadakat gerektirir. Fıtrat’a, varoluştan taşıdığımız “kendilik hakikati”ne uygunluk içinde olmaktır.  Kalp kendine ait olan, asli olandan başka bir şey barındırmadığında temizdir. Kalp, akıl dâhil insanı insan kılan her şeyin mahallidir. “Akledecek [olan] kalp”tir [Kur’an; Hacc, 46], görüşü keskinleştirecek olan odur, kalp körleşirse [Kur’an; Hacc, 46] insan olmanın bütün imkanları yitirilmiş demektir. Sözlerin Efendisi “Akıl kalpte bir nurdur.” buyurmuşlardır.

Kalp “kendilik”imizle Rahmani Nefes arasındaki kıstak, insani soluklanma; nefes alıp verme [kelam, şiir] yeridir, berzahtır. Yalnızca kendine ait olana hafız olan, asliyetine sadık, fıtri seyr ü seferini sürdüren bir kalp sırrın mişkatı olur. İşte o kalp Güzel’in konukluk şerefiyle şerefyap olmuş sonsuz sükûna ermiş bir kalp’tir.

Böyle bir kalp’le soluklanan insan bütün âlemlerin [evrenlerin], varlık ve oluşun tüm latif imkânlarına açık bir hâle gelir. Bu onun “asli kendilik”i gereği ezelden beri nasıl idiyse kendini öyle bulmasına sebep olur. Derunundaki sırlar birer birer açılır işte o zaman. Remizler, semboller çağıldar her soluklanmandan, kalbin her atışından, her nefes alış verişinden. Kalbin susmaz, dilin [şiirini] söyler. Her nefeste varoluş yenilenir, her yandan türlü nefasette oluşlar akar böylece. Hayretten diliniz “tutar”; “şiir” olur kalırsınız. Bundan özge bir zevk tanıyan var mıdır?

Kendimizle buluşmamız lazım. Kendimizi bulmamız, “kendimiz”de bulmamız gerekiyor. Nedir bu kendimiz? Gerçekten şimdi, burada, olduğun yerde [bir şey olarak] olmak ne demektir? Asliyetimiz, kendilik’imiz insan oluşumuz içerisinde işlerlik hâlindedir. Varlık’ın şefkati varolanlar üzerinden asla eksilmez. Varolanlar varoluşlarını da, birlikte hayatta oluşlarını da şefkat üzere, şefkat içerisinde sürdürürler.

Şefkat; hem kendi anlamına, hem de yöneldiği şeyin anlamına er[dir]en, “kendi”ni ve “ötekini” anlayıp benimseyebilen, aynı bütünün parçaları olarak görebilen bir hâldir. Yalın hâliyle kendilik’imizle buluşturur şefkat, orada hesap kitap işlemez. Şefkat “yaratıldığımız” gibi pür, üryan insan olma hâlidir. Bu, varolanlarla birlikteliğimizin şekline yansımaktan tutun da; evden hayata [hayat evin kapısının açıldığı avludur aynı zamanda irfanımızda] çıkarken hangi adımla çıkacağınıza, yürüyüşünüze, konuşmanıza, gülmenize, ağlamanıza, gönülden geçecek şeylere, elhasıl her hâlimize, her durumumuza yansımalıdır.

Bir yerde, bir noktada “kabul edilebilir”, hakikati hâle muvafık, insan hassasiyetle bir duruş, oluş göstermiş olunsa da bu insani hâl hayatın en “basit”, en yalın, en sıradan unsurlarına bile yansımamışsa hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Bir yandan “yaratıldığımız gibi insan” olma hâlini her duruşumuza, oluşumuza yansıtırken, bir yandan da her soluk alıp verişimizde bizi İlahî Tecellîler’e açan Rahmani Nefes’in asli kendilik’imizi nefesleyen lütuflarına kendimizi açmak, zuhurata hazır ve nazır olmak insanın zarafetine, eşrefine, kemaline götürecektir.

“Yaratıldığı gibi insan” olmaya teşne, neyse o olarak olduğu yere sadakatle hizmet eden ve âlemde kapladığı yerin hakkını veren; her soluklanışında Rahmani Nefes’in lütuflarına kendini açan; içinde dürülmüş insani asliyetini, fıtrat’ı taşıp coşturarak akıtmak ve görünür kılmak için kendilik bilinciyle insanlığa yükselebildiği yani şahsiyet olabildiği zaman şiir şakıyacaktır âdemoğlu.

Şahsiyet vazgeçilmezidir şairin. Kişilik ya da kimlik yerine şahsiyet diyoruz, zira şahsiyet insanın zarafetine yakışır asil bir kelimedir ve “yükselmek, görünmek, ortaya çıkmak, zuhur etmek, nihayet, temsil etmek…” anlamlarını taşır. Özünü, kendilik’ini gürleştirerek ortaya çıkartan, görünür kılan kişidir şahsiyet sahibi. Öz[ü]gür şair şahsiyetli, zarif insandır.

Çok Okunanlar