Hayat huzur içinde meşguliyet bulabilene, meşgul olduğu ile huzurla kalabilene güzel.
Mantık al-Tayr’da (Kuş Dili) kuşların bir araya gelip kendilerine ve ülkelerine bir Padişah arayışına girme hikâyesini, kuşların her birinin yol boyunca kendilerine göre ürettiği mazeretleri, Hüthüt’ün hepsine mantıklı açıklamalar yaparak bıkmadan usanmadan yedi vadiyi aşmalarında yardımcı olma çabasıyla yaptıklarını, anlattıklarını okuyoruz. Önce bütün kuşlar Simurg’a varmak için sevdalarını sigaya çektiler. Kimin neye sevdalandığını sorguladılar; güç, itibar, mücevher ve nefis. Sonra Padişah’a varılacak yolun zorluklarını ölçüp tarttılar. Yolun dehşetinden kanatları kanlara bulandı. Yola düşmek nefse ağır geldi. Çünkü yolu aşktan geçenlerin geçebilmesi gereken yedi vadi vardı. İstek vadisi, aşk vadisi, marifet vadisi, istiğna vadisi, tevhit vadisi, hayret vadisi, fakru fena vadisi.
İstek Vadisini neye talip olduğunu bilenler aştı. Aşk Vadisini himmet ve gayret sahibi olanlar, Marifet Vadisini; yolda kendini bilenler, eşyayı tanıyanlar, neye, kime ve ne için hizmet ettiğini bilerek Allah’ın hudutlarını idrak edenler aştı. İstiğna Vadisini Allah’tan başkasından bir şey istemeyenler, bir O’na muhtaç olanlar aşabildi. Tevhid Vadisini birliğe yani vahdete yürüyenler, her şeyde Allah’ı görenler aştı. Hayret Vadisi Allah’ın yarattıklarına, kendisine duyulan hayranlıktı, burası aşılacak değil de süzülerek içinden geçilecek bir yoldu. Hayran olanlar ve hayran kalabilenler yürüye yürüye fenafillaha ulaştı. Fakr-u Fena Vadisi insanın her şeyde O’nu görmesi ve Allah’la bütünleştirmesiydi. Bunu da gönülden becerenler aşabildi. Kitabın sonunda kuşlar Simurg yani kuşların padişahı olarak aynada kendilerini gördü. Burada nihai yolun sonu vahdet-i vücuda, Enel Hak’ a vardı.
İşte bu birlik hali içindeyken İblîs, Âdem’e yani Allah’tan başkasına secde etmediği zaman, secde emrini bir imtihan olarak görmemiş miydi? Allah’ın, “Eğer secde etmezsen sana ebedî olarak azap edeceğim” uyarısına karşı, “Bu azap içinde iken beni görecek misin?” diye bir soru sorup “evet” cevabını alınca, “Beni görmen bu azaba katlanmama değer” dedirten kudret aşk değil de neydi? Söyleyin bana aşk elem ve azap değil ise Hallâcı Mansur’a, idam edileceği gün vücudundan akan kanla abdest aldırır ve “Aşk namazı için abdest ancak kanla alınır” dedirtir miydi?
Aramayanların bulamadığı aşk, aramakla da bulunmuyordu. Nasip bu ya bulanlarsa hep kendini arayanlardı. Öyle olmasa Bukrat ölüm halindeyken “Şeyhim öldüğünde seni nereye gömelim?” diye soran talebesine: “Oğul, beni bulabilirsen, nereye istersen gömüver gitsin. Bu uzun ömrümde ben kendimi bulamadım ki, sen öldükten sonra beni bulabilesin” der miydi?
Kalbim anatomik çukurunda mı değil mi bilemiyorum. Gözümün gördüğüne şahit değilim. İşittiğim şeyler koca bir muamma. Bir yol üzere doğmuşuz, sürünmekten hallice bir halde yürüyoruz. Tek doğru var, yol çok güzel. “Mademki her şey hiçtir, hiçlikten ibarettir; mademki bütün bunlar hiçtir, hakikatte yokluktan başka ne vardır ki? “ Belki de asıl hakikat aynada kendi aksini bile görememektir. “Önce bir ol, çık aradan hiç ol” bulsun seni Yaradan.
Uzun sözün kısası kuş; kanadının kıymetini, kanadı yandıktan sonra insan kendi hakikatini hiç olduktan sonra anlarmış. Aynalar puslu değil, Simurg’a varış yolunda yana yana kül olanların zerresi aylara bulanmış.
