Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Ruh Aşımız, İstiklâl Marşımız

Mehmet Âkif, “çelik zırhlı duvar”a benzettiği Batı’nın teknolojik (maddî) gücüne karşı, Müslümanların imanının (mânevî gücünün) galip geleceğini ifade ediyor; bu mısralarda “İnanıyorsanız üstünsünüz.” ayetine telmihte bulunuyor. Aynı dörtlüğün: “Ulusun, korkma, nasıl böyle bir îmanı boğar, / Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar?” mısraları çok zaman hem yanlış anlaşılıyor hem de yanlış okunuyor.  Buradaki “ulusun” kelimesi, “yücesin, büyüksün” manasında değildir. Bu söz, “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar, (bırak) ulusun (dursun)! Merak etme, o tek dişi kalmış canavar, böyle bir imanı boğamaz.” anlamındadır.

EKLENDİ

:

Bağımsız her milletin bir millî marşı vardır. Millî marş, mensup olduğu milletin değerlerini ve istiklâlini simgeler.

İstiklâl Marşı’mızı derin kültürlü, milletinin bütün dertleriyle beraber ortak değerlerini de gönlünde ve hayatında samimi olarak yaşayan, “Çanakkale Şehitleri”ne muhteşem bir şiir yazmış büyük bir İslam şairi ve âbide bir şahsiyet yazabilirdi. İşte bu şahsiyet, Mehmet Âkif Ersoy idi. Çünkü o, yazdığı gibi dosdoğru, mert ve namuslu olarak yaşamış çok büyük bir karakterdi. Hem İslam ve Doğu hem de Batı klasiklerini okuyan, Türkçe dışında 3 dili mükemmel derecede bilen büyük bir münevver, âlim ve eğitimciydi. Müslümanların ayrılık, ırkçılık, cehalet, ilimden uzaklaşma, tembellik, ümitsizlik, edepsizlik, yanlış tevekkül, fakirlik gibi meselelerini şiirlerinde işleyen, bunlara çözümler üreten, yolumuza kandiller seren bir millet ve İslam şairiydi o. Millî Mücadele’ye hem şair, yazar, vaiz, hatip ve milletvekili olarak destek vermiş hem de bizzat oğluyla birlikte itfaiye eri olarak katılmış vatansever bir şair, fikir, gönül ve dava adamıydı Mehmet Akif. 

“Memleketi bu müessir telkin ve tehyic vasıtasından mahrum bırakmamak için” İstiklâl Marşı’nı yazan Mehmet Âkif Ersoy’un, İstiklâl Marşı’nı hangi duygularıyla ve nasıl yazdığını, onunla beraber Ankara’daki Taceddin Dergâhı’nda beraber kalmakta olan Konya Meb’usu Hafız Bekir Efendi şöyle anlatıyor:

“Âkif bir gece aniden uyanır, kâğıt arar, bulamayınca kurşun kalemiyle yer yatağının sağındaki duvara marşın ‘Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.’ mısrasıyla başlayan kıtasını yazar. Sabahleyin namaza kalktığımda, Üstad’ı çakısıyla duvardaki yazıyı kazırken gördüm.”

İstiklal Marşı, 12 Mart 1921’de I. BMM tarafından 724 şiir arasından büyük bir heyecanla  “millî marşımız” olarak kabul edilmiştir. İstiklal ve İslam şairi Mehmet Akif, şiiri kahraman ordumuza ithaf etmiş; “Bu şiir, milletimindir.” diyerek bu muhteşem şiiri “Safahat” isimli eserine almamıştır.

İstiklâl Marşı’nı yazma karşılığında verilecek 500 liralık büyük mükâfatı (bugünkü para ile milyarları) almayan Mehmet Âkif, bu parayı şehit eş ve çocuklarına iş öğretmek maksadıyla kurulan “Darü’l-Mesâi” adlı teşekküle bağışlamıştır. Mehmet Âkif, o sırada Burdur milletvekili olmasına rağmen büyük mâli sıkıntı içindeydi ve giyecek bir paltosu bile yoktu. Ceketle dolaşıyor, fazla soğuklarda arkadaşı Baytar Şefik Kolaylı’nın paltosunu giyiyordu.

“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;/ Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. / O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; / O benimdir, o benim milletimindir ancak.” diye başlayan İstiklal Marşı’nda şairin “Korkma!” diye seslendiği, özelde “Peygamber ocağı” olarak gördüğü Türk ordusu, genelde Türk milletidir. O günlerde memleket işgal altında ve millet kan ağlıyordu. Bazı mandacılar ve millete yabancılaşanlar, millete sürekli ümitsizlik telkin ediyorlardı. O ıstırap yıllarında güneş batarken bu endişeyi duyan millete karşı Âkif’in ümitvar yüreğinden yükselen erkek sesi, umutları yeşerterek endişeleri yok etmiştir. Burada ayrıca, Hicret esnasında korkan Hz. Ebu Bekir’e “Korkma! Allah bizimle beraberdir.” diyen Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in sözüne telmih (hatırlatma) vardır.

Şair, ilk kıtada bayrağımızın sembolü olarak kullandığı “sancak” kelimesini şehitlerimizin kanının rengi olan “al” ile tavsif etmiştir. Mehmet Âkif’e göre, tevhidin ve istiklâlimizin sembolü olan ve şafak denizinde yüzen al sancak; yurdumuzun üstünde tüten en son ocak sönmeden, en son Müslüman evi ve ferdi yok olmadan sönmeyecektir.

Bayrağımızı karanlıkları aydınlatan “yıldız”a benzeten şair, ikinci kıtada “hilâl” mecazıyla ona seslenmiştir. Hilâl, şairin “Çanakkale Şehitleri”nde; “Bir hilâl uğruna yârab, ne güneşler batıyor!” dizesinde ifade ettiği gibi İslâm’ın, Allah’ın sembolüdür.

İstiklâl Marşı’mızdaki “Çatma, kurban olayım, çehreni, ey nazlı hilâl!/ Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl” ifadesinde şair, bayrağın şahsında aynı zamanda Allah’a seslenmektedir. Allah’ın “celâl” ismini de zikreden Âkif, Allah’ın bu millete “kızgınlık” ile değil,  “nusret” ve “merhamet” ile muamele etmesini dilemektedir.

Bestelenmiş iki kıtanın sonunda terennüm edilen “Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklâl!” mısraı, en önemli mısra (ana fikir) olduğu için şiirin sonunda da bir mısra ilave edilerek tekrarlanmıştır. “Hak” kelimesi tevriyelidir. Birinci anlamı “Allah”, ikinci anlamı “hukuk ve adalet”tir. Bu mısrada “istiklâl”in, Allah’a ve adalete bağlı milletin hakkı olduğu hakikati şiirsel dile getirilmektedir. Allah’a bağlı olan, ondan başkasından da bağımsız olur. Allah’a hakiki kulluk edenler, kula kulluk ve kölelik edemez.

Mehmet Âkif, “çelik zırhlı duvar”a benzettiği Batı’nın teknolojik (maddî) gücüne karşı, Müslümanların imanının (mânevî gücünün) galip geleceğini ifade ediyor; bu mısralarda “İnanıyorsanız üstünsünüz.” ayetine telmihte bulunuyor. Aynı dörtlüğün: “Ulusun, korkma, nasıl böyle bir îmanı boğar, / Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar?” mısraları çok zaman hem yanlış anlaşılıyor hem de yanlış okunuyor.  Buradaki “ulusun” kelimesi, “yücesin, büyüksün” manasında değildir. Bu söz, “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar, (bırak) ulusun (dursun)! Merak etme, o tek dişi kalmış canavar, böyle bir imanı boğamaz.” anlamındadır.

Vatan; tarih, din, dil, kültür ve milletin kaynaştığı, şehitlerin kanlarıyla değerli ve aziz kılınan yerdir. İstiklâl Marşı’mıza asıl ruhunu veren “istiklal, bayrak, millet, din, Hak, mabet, ezan, şehadet, hilâl, vatan, hürriyet” gibi kutsal kavramlardan rahatsızlık duyanlar; milleti millet yapan ebedi ve manevi değerlere yabancılaşmış kişilerdir. Onlar istemeseler de “Şehadetleri dinin temeli olan ezanlar”, ebedi olarak vatanımızın üstünde, ay yıldızlı al bayrağımızın gölgesinde inleyecek; mabetlerimize, kutsallarımıza “namahrem eli” asla dokunamayacaktır. Şehitlerimizin ruhlarının Allah’tan dileği, bizlerden beklediği de budur. Mehmet Âkif’in İstiklâl Marşı’nda müjdelediği gibi “Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın / Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın!”

“Millî Marşı”mızın kabulünün 100. Yıl dönümünde “Mehmet Âkif ve İstiklal Marşı Yılı” vesilesiyle Millî Şair Mehmet Âkif´in idealindeki “Âsım´ın nesli”ni yetiştirebilmek, “istiklal ve Çanakkale ruhu”nu yaşatabilmek, “büyük Türkiye”yi inşa edebilmek için Mehmet Âkif’in hayatı, şahsiyeti, mücadelesi, fikir ve sanatı, özellikle de “Safahat” isimli muhteşem eseriyle İstiklal Marşı’mızın anlam ve ruhu her yönüyle çeşitli faaliyetlerle daha yoğun ve bilinçli olarak yeni nesillere aktarılmalı; ruh ve mefkure aşısıyla onlara ideal bir millî şahsiyet kazandırılmalıdır. Ayrıca Mehmet Akif´in vaazlarını, tefsirlerini, yıllar sonra ortaya çıkıp basılan kısmî “Kur’an Meali”ni, mektuplarını, makalelerini, tercümelerini, hakkında yazılanları okuma, okutma ve anlama çabası içinde olunmalıdır. Onun hayatı, mücadelesi, çilesi ve eserleriyle ilgili çok kaliteli filmler çekilmeli; hatıralarına sahip çıkılmalıdır mutlaka. Mehmet Âkif gibi ufuk ve yıldız şahsiyetleri anmaktan ziyade daha iyi anlayıp örnek almaya ihtiyacımızın olduğu unutulmamalıdır.

Mehmet Âkif’in övdüğü “Âsım’ın nesli”ne düşen vazife ise, 10 kıtalık, 41 mısralık İstiklâl Marşı’nı sadece okuyup ezberlemek değil; “millî mutabakat metnimiz”in muhteşem milli marşımızın- mânâ ve ruhunu anlayıp hissetmek ve yaşatmaktır.

Beyoğlu´nda Mısır Apartmanı’nda 27 Aralık 1936’da -çok sevdiği Peygamber Efendimizin vefat ettiği 63 yaşında- Hakk’ın rahmetine kavuşan, devlet töreni olmaksızın sadece “Âsım’ın nesli”nin omuzlarında Kur’an ve İstiklal Marşı okunarak Edirnekapı Mezarlığına defnedilen Mehmet Âkif´in şu duasıyla bitirelim yazımızı: “Allah, bir daha bu millete bir İstiklâl Marşı yazdırmasın!”

Çok Okunanlar