1. Anasayfa
  2. Edebiyat
  3. Öykü

Son Ders: Gülümsemek

Son Ders: Gülümsemek
0

-Anneciğim bana biraz yardım eder misim? Hiç halim yok!

Arzu bu cümleyi söylerken sesi titremişti.

Az sonra arkadaşlarım ve birkaç öğrencim gelecek. Meral öğretmen mesaj çekmiş. Seni çok özledik ve merak ediyoruz. Hastaneden taburcu olduğunu duyunca ziyaret etme kararı aldık diye yazmış. Onların karşısına güzel çıkmalıyım. Güzel derken çenesi titremişti. Kırık bir tebessüm, yüzünde buruk bir tat damağında son bir hamle ile uzandığı kanepeden doğruldu. Emek emek, ilmek ilmek ördüğü yumuşak battaniyesini katladı kenara koydu. Yorulmuştu. Ama bir sevinç kapladı yüreğini. Cümleyi tekrar mırıldandı. Öğrencilerim ve arkadaşlarım gelecek. Birden gözlerinin feri dizlerinin kuvveti tazelendi. Neredeyse iki ay oluyordu o çok sevdiği okulundan ve öğrencilerinden ayrı kalışı. Bütün ömrü üniversiteye kadar bu hastalıktan dolayı önce tedavi sonra okulu ile meşguliyette geçmişti. Geçen ay okul bahçesinde yaptıkları bir törende üşütmüş. Nahif bedeni gribi zatürreye çevirmiş; artık kendi kendini onaramayınca hastaneye yatırılmıştı. Ama o iki ay iki bin yıl gibi geçmişti. Onun en büyük enerji kaynağı her sabah anaokulunun kapısında karşıladığı bıcır bıcır öğrencileri idi. Onları her gün kapıda bekler annelerinin hazırladığı günlük yedek çantasını alır. Ayakkabılarını çözer ve montlarını çıkarmaya yardım eder ikisi üçü bir anda gelirse: nizami bir şekilde sıraya sokar; ‘Hadi bakalım tren gidiyooooor!’ diyerek onlarla birlikte neşe içinde sınıfına yönelirdi. Belki kendi çocuğu olmamıştı. Ama on yedi çocuğu vardı. On yedisi de başka bir evin çocuğuydu. On yedisi de onun kalbinin bir yerinde yaşıyordu.

“Bu çocuk sessiz ama derin,” derdi. “Bu çocuk kalbiyle öğreniyor.”

Çocukları yalnızca harfleri, sayıları, renkleri öğrenirken görmezdi. Onların susmalarını da öğrenirdi. Korkmalarını da. Bir köşede tek başına kalmalarını da. Bir resimde kullandıkları mavinin neden mavi olduğunu da. Bazen bir annenin elini tutup:

— Çocuğunuzun şu tarafını biraz daha destekleyin, derdi.

Bazen bir çocuğun gözlerine bakıp onun söylemediği şeyi anlamaya çalışırdı. Kendisi de çocukluğundan beri kalbiyle ilgili büyük bir hastalık taşımıştı. İnce bir sancı kalbini yeniden yalayıp geçen bir rüzgâr gibi kendini hatırlattı. Battaniyeyi kenara koyunca elini beline atıp sağ eliyle kalbini yokladı. Banyoya yönelirken okulu düşündü sonra. Tebessüm etti. Tek katlı okul bir rampa iniş ile alt kattaki oyun odalarına bağlıydı. Sınıf etkinlikleri bittiği zaman alt katta çeşitli el sanatları yapılan seramik atölyesi, oyuncak salonu, akıl oyunları odası, müzik odası, bütün sınıfların toplanabileceği orta alana açılırdı. Duvarlar rengarenk yapılan el işlemeleri resimler etkinlikler rafyalar afili yanar döner kırtasiye malzemeleri ile doluydu. Adeta bir sergi salonuydu.

Banyoda saçlarını tararken ışık hızıyla geçti bütün bular aklından Kalbindeki o eski misafir yine varlığını hissettirmişti. Ama Arzu onunla yaşamayı öğrenmişti.

İnsan bazı acıları taşımıyordu onlarla birlikte yürümeyi öğreniyordu. O gün de yürüdü kalbinin acısında. Çocukluğunda yaptığı gibi. Aynaya baktı. Yüzü solgundu.

— Böyle olmaz, dedi içinden.

Çekmeceden rujunu çıkardı. Edirne kırmızısı. Dudaklarına hafifçe sürdü. Abartmadı. Hiçbir şeyi abartmayı sevmezdi. Yüzüne biraz kan gelsin yeterdi. Çünkü çocukları onu neşeli bilirdi. Öğretmenlerinin üzgün olduğunu görmemeliydiler. Dünyanın bütün çocuklara borcu vardı belki de: Onlara biraz daha neşe bırakmak.

Arzu’nun hayatı okuduğu okullar, sonra anasınıfı ile baba evindeki küçük odası arasında geçmişti. Sempozyumları takip eder, annelere çocuklarının gizli yeteneklerini anlatırdı. Mütevazı kitaplığında çocuk gelişimi, montessori eğitim teknikleri ve yeni yöntemler içeren kitaplar, sanatkâr ve mizaca uygun bir çocuk yetiştirme başlıklarında yayınlarla doluydu. Elinden geldiğince bilimsel diğer yayınları takip eder, anneleri çocuklarını yetenekleri konusunda uyarır gözlemlerini aktarırdı. Arzu iyi bir öğretmendi. Doğuştan kalbi ile ilgili büyük bir rahatsızlık ile mücadele ettiği için evlenip yuva kuramamış çoluk çocuğa karışamamıştı belki ama ona teslim edilen on yedi çocuğu kendininmiş gibi benimsemişti. Onların gelişimini çok ilgiyle yakından takip eder, ruhsal fizyolojik ve biyolojik değişimlerine uygun araştırmalarla desteklediği önerilerini annelere evlerinde de uygulatırdı. Okul onun yaşam enerjisi mutluluk kaynağı idi. Her sabah Minik Eller Anaokulu’nun kapısında en erken görünenlerdendi. Sınıfının kapısını açar yaz kış havalandırır. Ortamı çocuklarına uygun hale getirirdi. Okulun güvenliği, temizlikçisi ve herkesin abisi Musa Efendi ile her sabah neredeyse birlikte gelirdi. Kendince ritüellerini gerçekleştirir. İşe giden annelerin kuzucuklarını beklerken bir fincan sıcak çayını yudumlardı. Veeee ilk çocuk kapıda göründüğü andan itibaren onun için ve onunla birlikte herkes için festival başlardı. Yorgunluklarını zarif kalbini ince bedenini ara sıra dinlendirir. Derin derin bıçak gibi nefesler alır ama çevresindeki hiç kimseye içinin fırtınalarını duyurmadan yeniden karnaval coşkusuna dönerdi. Zaman bir hayli ilerlemişti. Annesi küçükken olduğu gibi saçlarını tarayıp kuruttu. O en güzel kıyafetini giydi. Onu herkes hep neşeli cıvıl cıvıl hayat dolu görmeli, kendi evindeki bu ilk ziyaretlerinde öğrencileriyle birlikte tatlı mutlu anlar yaşamalıydılar. Öğrencileri ve arkadaşları ile iki ay sonra buluşma sönük geçmemeliydi.

O heyecan ve neşe ile mütevazı salonunu toparladı. Koltuğun yastıklarını düzeltmeye eğilmişken kalbine bir sancı saplandı nefesi kesildi ama annesine belli etmemeliydi. Hem öyle sancıların zamanı mıydı? Az sonra minik kuzucukları kapıyı tıklatıp hep birlikte uzata uzata geçmiş olsun öyretmenimmmmm! Diyeceklerini düşünerek gülümsemeye çalıştı. Kırkına vardığında değil farkına vardığında başlıyordu ya hayat. İşte o çoktan pek çok şeyin farkına varmıştı. Hayatın içinden ince adımlarla nazik tavırlarla ve tebessümle geçmenin ne kadar önemli olduğunu kalp kırmamanın gönül incitmemenin bir düstur olması gerektiğini biliyordu. Hastane odasında cam kenarındaki yatağından gri gökyüzünü hastane bahçesinin hüzünlü kalabalığını yaprağını dökmüş kuru ağaçları izledikçe hayatın sessiz ve renksiz yanlarına inat gülümsemeyi ve umut etmeyi hiç ihmal etmemişti. Oda arkadaşı olan Keziban kırsaldan gelmiş kötürüm bir kızcağızdı. Ona bile hayat enerjisi aşılamış gülmeyen yüzünü güldürmüştü. Hemşireler ilaç saati olmasa da kapıdan bakmadan geçmezlerdi. Annesi misafirler için çayı ocağa koymuş, bir de kek çırpmıştı kolayca. Mutfağa gidememişti Arzu kendini dinlememek için televizyonun kumandasına dokundu. Çok yeni olmayan televizyon büyük bir homurdanmayla açıldı. Ekranda kadın programları arasında gezindi. Hepsi birbirinden fecaat konularla toplum ve aile yapısını bozan sırf reyting uğruna doldurulmuş cahil insanlar ve niteliksiz konularla kuşatılmıştı. Ağzını ekşitir gibi dudaklarını büktü duvardaki saate kaydı gözü. ‘Allah Allaaah! Nerde kaldı bunlar’ deyiverdi. Televizyonu kapattı içerden annesi seslendi.

-Arzuuu! Güzel kızım apartmanın alt kapısına gelmişler zil arızalı kapıyı otomatikten açıver kuzum.

Yerinden kuş gibi sıçradı. Ceylan gibi sekti Arzu. Kimler geldi diye meraklandı. Tebessüm etti. Bir saniyeliğine dünya güzelleşiverdi. Unuttu bütün sızılarını. Kapıya koştu görmek için kuzularını. Merdivenin başında okuldan arkadaşları Meral ve Zerrin öğretmen ile Büşra Kerem ve Cihan anneleriyle birlikte göründü. Kollarını onlara doğru uzatmadan önce medikal maskesini taktı. Büyük bir sevinç çığlığını baskılarcasına’ Amaaaannnn benim kuzularım mı gelmiş!’ diye seslendi. Bıcırıkların ellerinde boyadıkları resimleri vardı. Ve Arzu öğretmene kavuşmak için açtıkları kolları ile uzanıyorlardı. Anneler bir yandan çocukların ayakkabılarını çıkardılar. Meral ve Zerrin daha geride ellerinde üstü kapalı bir borcam tepsi ve bir çiçek buketi tutuyorlardı. Eşiğin ötesinde anneler çocukları ve öğretmen arkadaşları eşiğin iç kısmında Arzu ve annesi heyecanlı bir bekleyiş özlemle kavuşma anları için sevinç ünlemeleri ile cıvıldaşıyorlardı. Bu ev uzun zamandır bu kadar özlem ve neşe görmemişti. Cümbür cemaat bu karşılama seremonisinden sonra salona geçtiler. Arzu neşeli ve canlı görünüyordu. Kimse ile sarılmadı maskesi yüzünde idi. Ama bunlar onun neşesini gölgeleyemedi. Meral elindeki borcamı Hanife teyzeye uzatırken en sevdiği şeyi yani zebra kek yaptım Arzu’ya Hanife teyzecim dedi.

  • Kızım ne zahmet ettiniz. Biz de bir şeyler hazırladık. Gel beraber bir çay koyalım ocağa deyip birlikte mutfağa geçtiler. Öğrencileri tek tek yaptıkları resimleri ve hayallerini anlattılar Arzu öğretmenlerine.

Arzu öyle mağrur görünüyordu ki; öyle zarif salınan baş hareketleri ve bütün asaleti ile çocukları dinliyor; tebessümü ve mutluluğu maskeli yüzünden değil gülen gözlerinden kaşlarının kalkmasından anlaşılıyordu. Aynı önceki zamanlar gibiydi halleri. Bir ara emekli babası da misafirlere hoş geldiniz demeye salona uğramış Arzu’nun mutluluğundan çok memnun bir şekilde odasına gazete okumaya çekilmişti. Arzu adeta muhabbet kuşları gibi cıvıldıyor, en narin sesli bülbüller gibi şakıyor; hastane günlerinden, uzak geçen aradan, bu zamanı nasıl telafi edeceğinden, gelecek ayın planlarından hayallerinden bahsetti. Anlattı durdu. Çocukları ona yaşam enerjisi vermiş, anneleri onu yücelten gözlerle saygıyla nazar etmiş, arkadaşları o eski haline döndüğünü gördüklerini defalarca söylemişler birlikte neşe içinde saatler geçirmiş akşamı etmişlerdi. Misafirler caddeye akşam karanlığı çöküp sokak lambaları yanınca artık gidelim diyerek yavaşça toplanmaya başlamışlardı. Arzu da annesi de bu ziyaretten çok memnun olduklarını söyleyip defalarca teşekkür ettiler. Çocukları giydirip hazırladılar. Kapıda tek tek hepsiyle vedalaştı onları çok sevdiğini söyledi Arzu. Minik ellerinden tuttu., uzaktan öpücükler kondurdu yanaklarına. Ve raporun bittiği ilk pazartesi yeniden okulda olacağını söyledi. Meral ve Zerrin derin bir ‘İnşallah!’ çekti. Karşılıklı kahkahalarla misafirlerini uğurladılar. Döndüklerinde boş çay bardakları ve Arzu’nun konuşmaktan dolayı yiyemediği keki duruyordu orta sehpada. Pencereden gece doluyordu salona. Annesi:

-Şu ocağın altını yakayım da birer çay içelim kek ile.

Arzu:

-Çok iyi olur. Çok mutluydum konuşmaktan yorulmuşum sanki biraz anneciğim! Ben de biraz uzanayım koltuğa. Birlikte çay içer sonra toplarız ortalığı.

Misafirlerin sesleri kesilince babası da gittiklerini anlayıp salona geldi. Masada çocukların resimleri ve boş çay bardakları duruyordu.

Koltukta uzanan Arzuyu görünce hemen yanına oturdu. Arzu saygıdan kalkmaya yeltendi.

Yok, yok uzan dinlen bugün çok mutlu oldun farkındayım ama biraz yordun kendini kızım.

Hanife teyze tepside üç çay ve babasına kek servisi ile geldi. Arzu koltukta doğruldu kumandaya uzandı televizyonu açtı. Bir yandan televizyonun sesi bir yandan anne babası ile doyumsuz bir anın neşesi vardı. İki dilim keki afiyetle yedi. Çayını yudumladı. Üçüncü dilime uzandı ama o bıçak kesiği ağrı yine saplandı göğsüne. Babası Arzu’nun renginin attığını fark etti, annesi biraz hava alsın diye pencereyi açtı. Arzu babasını dizlerine uzandı sesi cılızdı geçer geçer az sonra telaş etmeyin dedi bir aralık. Ağzından çok sessiz bir şekilde kelimeler dökülmemiş sızmıştı… Babası dizlerinde kızının saçlarını okşuyordu.

Hanife annelik duygusu ile çaresiz boynunu büküp yavrusuna baktı. Öylece bekleyip kaldılar. Arzunun mutlu mesut gözleri tavanın bir ucunda uzak âlemlere dalıyordu. Arzu’ya seslendiler defalarca. Ses vermedi artık. Çünkü o etrafını saran cıvıldayan meleklerinin arasında onlara sesleniyordu. Haydi bakalım sıralanın çocuklaaaar!! Tren gidiyooor!

Eğitimci, yazar, seslendirmen Tayinci bir babanın evladı olarak çocukluğu Anadolu coğrafyasında geçti. Üniversite yılları ve eğitimci olarak göreve başlaması Karadeniz’de gerçekleşti. Eli kalem tuttuğu günden beri okumayı, gezmeyi ve yazmayı hayatın merkezine koyan yazar Türk Dili ve Edebiyatı alanında lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra Radyo ve Televizyon alanında doktoraya başladı. Masal üzerine akademik araştırmalarına üniversite yıllarında başlayan yazar, bu birikimlerini 'Masal Anlatıcılığı Eğitici Eğitmenliği' kurs ve seminerlerinde katılımcılarla paylaşmaktadır. Bunun yanı sıra “Osmanlı Türkçesi (Temel düzey), Beden Dili, Etkili ve asıl alanı olan Güzel Konuşma, Diksiyon, Yaratıcı Yazarlık” başlıklarında seminerler vererek çalışmalarını sürdürmektedir. Halen bir kurumda seslendirme ve sunuculuk yapmakta, evli ve bir çocuk annesidir. Akademik ve edebi dergilerde çeşitli yazıları yayınlandı. Deneme türünde iki kitabı mevcut. Ya Kebikeç Şafakla Gelen 2021 Yalnızlar Senfonisi 2025

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir