Kahrım sadece kendime
Haşa yoktur isyanım
Dayanamaz oldum
Nihayetinde bende insanım
Görmedim ben bu yaşamın bir sefasını.
Ey dostlar siz satın bu dünyanın anasını
Hamit Kalkan
Üniversite mezunuydu, lakin bir zincir markette kasiyerlik yapıyordu, başka marketlerde kasiyerlik yapan, üniversite mezunu akran ve arkadaşları gibi, asgari ücretin de altında kalan bir ücret karşılığında, üstelik canı pahasına, günde on iki saat fasılasız çalışarak. Karışık, hem de çok karışık duygular içinde sürüp giden bir hayatı vardı, bu genç yaşta, ne yapacağını bilemez bir halde. İşsizliğin bu denli yoğun ve yaygın olduğu bir yerde, asgari ücretin altında bir ücretle de olsa, iş bulduğuna mı sevinmeli, yoksa eğitimine uygun bir iş hayatının olmamasına mı üzülmeli. Her sabah güne bu karmaşık duygularla başlamanın yorgunluğu, esir almıştı onu adeta.
Yedi çocuklu bir ailenin, en küçük çocuğuydu. Aynı zamanda üniversite okuyabilme bahtiyarlığına erebilmiş tek çocuğu. Ailenin her ferdi tarafından çok seviliyordu ve evde bütün gözler onun üzerindeydi, herkes üzerine titriyordu adeta. O ise kahroluyordu, bütün bu olup bitenlere, kendisine gösterilen bu yoğun ilgiye ve olağanüstü sevgiye. Yer yer bu denli sevilmeyi hak etmediğini düşünüyor ve kahrediyordu, zaman zaman da, bu sevgiye karşılık veremediğini düşünerek kahroluyordu. Yaşlı, yoksul ve yorgun babasının, kendisi için akıttığı o alın terini düşünüyor, düşündükçe de kahroluyordu.
Ne olacak bu memleketin hali diye sormuyordu artık, lakin ne olacak bu gençlerin hali pür melali demekten de bir türlü alamıyordu kendini, gün boyu kahırlanarak ve sayıklayarak. Bu karmaşık duyguların esaretinde geçen günün sonunda, işyerinden ayrılmış, her gün olduğu gibi yine yorgun ve bitkin bir halde eve gelmişti, tek sığınağı olan, ana kucağı kadar sıcak, baba ocağına.
İş hayatının yoğunluğu ve yorgunluğu, onu hayattan koparmıştı adeta, dışarıda olup bitenlerden habersiz, akıp giden tekdüze bir hayatı vardı. Kendisine sevgi gösterisinde bulunanlar çoktu, lakin yaşadığı bu koca şehirde bir sevgilisi yoktu, onu teselli edecek ve hayata bağlayacak. Yalnız kalmak, dinlenmek ve biraz da kendini dinlemek istiyordu, ne var ki kendine ait bir odası da yoktu. Ev halkı, şehir sinemasında film izler gibi, dizilmişti TV’nin karşısına, pür dikkat dinliyordu, ekranda arzı endam eden zatı.
`İnsan hayatının sınırlı bir evresi olan gençlik evresi, esas itibariyle bir arayış evresidir. Bu evrede gençler büyük oranda bir kimlik ve rol model arayışı içinde olurlar. Hayatın bütün evrelerinde olduğu gibi gençlik evresinde de insanı kuşatan ortamlar vardır. İnsanın kimliği ve kişiliği büyük oranda bu ortamlardan etkilenir ve bu ortamlarda şekillenir. Aile ortamı, akran arkadaş ortamı, sosyal ortamlar ve kitle iletişim araçları eliyle oluşan sanal ortamlar gibi. Bu ortamlar içinde en geniş etki alanına sahip olanı hiç kuşkusuz kitle iletişim araçları eliyle oluşturulan sanal ortamlardır. O kadar ki bu sanal ortamlar, ailenin de, akran ve arkadaş grubunun da, sosyal çevrenin de önünde ve üstünde bir etki alanına ve gücüne sahiptir. Bu sanal ortamlarda kitle iletişim araçları aracılığıyla çoğu kez şiddet kanıksanır ve gençlerin bilinçaltına yerleşir.`
Gençlik haftası sebebiyle memleket sathında kutlamalar yapılıyor, Gençlikten sorumlu Bakan da, bu vesile ile gençlere hitap ediyordu, bütün tv kanallarından, canlı olarak. Ne tuhaf diye mırıldandı, bu topraklarda yaşayan bir genç olarak, gençlik haftasından haberdar olamamıştı. Kim bilir daha nice genç de, kendisi gibi mahrum kalmıştı, memleketin dört bir yanındaki bu gençlik kutlamalarından.
Düşünürken bir kez daha kahroldu, hem kendi adına, hem de genç akran ve arkadaşları adına. Kahrolsun diye bağırmak istedi bir an. Lakin kime bağıracaktı, karşısında ev halkından başka kimse yoktu. Gençleri bu kahrolası hayata mahkûm ve mecbur edenlerden biri konuşuyordu TV ekranlarından, ne var ki sesini ona duyuramayacağını biliyordu. Bu kahırla hane halkının arasına karıştı, herkes gibi gözlerini ekrana dikti ve dinlemeye koyuldu, gençlerden habersiz olan gençlik bakanını.
`Kitle iletişim araçlarının oluşturduğu sanal iletişim ortamında, yüz yüze görüşme ve buluşma yoktur. Bu sanal ortamlar son derece güvensiz ve tekinsiz ortamlardır. Bu ortamlarda elde edilen bilgiler de doğru ve güvenilir bilgiler değildir. Gençlerin yaşadığı şiddet, cinsel sapmalar, alkol kullanımı, uyuşturucu bağımlılığı ve intihar gibi sorunlar, bu sanal ve tekinsiz ortamlardan beslenen sorunlardır. Bir yanıyla özgüven patlaması yaşayan, kendinden son derece emin, diğer yanıyla da ileri düzeyde kaygılı, kuşkulu ve depresif bir genç kuşakla karşı karşıyayız. Realiteden uzak, reel hayattan ve sosyal gerçeklikten kopuk, sanal, ütopik ve fantastik bir evrende, canının istediği gibi takılmayı özgürlük zanneden, iş ve eylemlerinde maliyet hesabı yapmayan, zaman ve mekân algısı olmayan bir gençlik yetişti, son yıllarda ülkemizde. `
Daha fazla dinlemeye tahammül edemedi, yerinden kalktı, hane halkına dönerek, `bu yanlış adamların, doğru şeyler söylemesi beni kahrediyor. Şimdi size soruyorum, ey beni yere göğe sığdıramayan ailem, şikâyet konusu ettiği bu gençliğin mimarı kim, söyleyin Allah aşkına.` Hane halkından gelecek cevabı beklemeden ayrıldı odadan. Lakin TV’nin sesi evin bütün odalarında yankılanıyordu adeta. Düşündü, neden herkes gibi sakin olamıyor ve herkes gibi sükûnetle dinleyemiyordu, yalan yanlış dahi olsa konuşulanları. İnsanların bu kahrolası kayıtsızlığı karşısında bir kez daha kahroldu.
Biliyordu, gençliğin içine düştüğü bu kahrolası buhranın ve bunalımın sebeplerini. Biliyordu ve bildikleri onu kahrediyordu. İstatistikler, kazalardan sonra en yaygın ölümlerin intihar sonucu olduğunu söyleye dursun, O, intihar olaylarının en çok gençler arasında vuku bulduğunu zaten biliyordu, bilmez olsaydı keşke. Bir yanda kahrolası denetimsiz ve tekinsiz sanal ortamlar, bir yandan da kahrolası reklamlar, diziler, filmler, gençlerin zihninde bir değerler dünyasının oluşmasına izin vermiyor, hasbelkader edindiği değerleri de ya tahrip ediyor, ya yok ediyor ya da işlevsiz hale getiriyor.
Odaya döndü, TV’yi kapattı, kahırlı bir ses tonuyla, `hepiniz suçlusunuz, en az TV’de konuşan bu zat kadar hem de. Amacı, ideali ve hedefi olmayan, hayatı anlama ve anlamlandırma kaygısı taşımayan, salt tüketen ve tüketim üzerinden kimlik edinmeye çabalayan, buhranlı ve bunalımlı bir gençliğin ortaya çıkmasından hepiniz sorumlusunuz, gerçek suçluları koruma ve kollamaktan, onlara yardım ve yataklık etmekten hepiniz suçlusunuz` diyerek ayrıldı odadan, evden çıkarken koridorda yankılanan sesiyle söylenmeye devam ediyordu.
`Andolsun ve kahrolsun, hepiniz sorumlusunuz, gerçek suçluları koruma ve kollamaktan, onlara yardım ve yataklık etmekten, hepiniz suçlusunuz… Hepiniz sorumlusunuz, hepiniz suçlusunuz, hepiniz…

Son yazını okudum, gençler arasında intihar’ın yaygın olduğunu, yazman iyi olmamış gibi, birde isyan kime, itiraz kime? Biraz daha somutlaitırılabilinirmiydi? Çok uzun oldu.teşekürler.
Yüreğine ve kalemine sağlık çok güzel olmuş.