Tövbe “hatadan dönmek, yanlıştan kurtulmak, günahtan vaz geçmek ve pişmanlık duymak” anlamındadır. Dinî anlamda tövbe dinen kötü sayılan, reddedilen ve yasaklanan işlerden dönüp güzel, iyi ve faydalı görülen işlere hiç vakit geçirmeden yönelmektir. “Allah’ın kabul edeceği tövbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden pişmanlık getirenlerin tövbesidir; işte Allah bunların tövbesini kabul eder; Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.” (Nisa 4/17)
Tövbe süreci dört aşamada gerçekleşir. Bunlar günahı terk etmek, pişmanlık duymak, günahtan vazgeçme hususunda irade ve kararlılık göstermek, günah ve hatadan kaynaklı oluşan zararları ve kayıpları elden geldiğince telafi yoluna gitmektir. Bunlar zamana yayılarak değil, peş peşe hatta eşzamanlı gerçekleşmesi gerekir.
Kâfir, müşrik ve münafığın tövbesi küfür, şirk ve nifakı terk edip hakka ve hakikate yönelmesi, Allah’ı bir ve yegâne rab olarak tanıması, gönderdiği peygambere tabi olması, getirdiği dinin esaslarını gönülden benimsemektir.
Müminden beklenen günaha yaklaşmamasıdır, bu onun muttaki halidir. Yanı sıra ihlas ve ihsan sahibi olmasıdır, bu onun muhlis ve muhsin halidir. Ama ne var ki, hatasız kul olmaz. Kula yaraşan hata ettiğinde pişmanlık duyup derhal tövbe etmesidir, bu onun tövbekâr halidir.
Yüce Allah ise tevvâbdır tövbeleri çokça kabul edendir. Daha açık ifadeyle O, kullarının samimi tövbelerini hemen kabul eden ve onları asla umutsuz ve günah psikolojisi içinde bırakmayandır. Demek ki, günahlardan pişmanlık duymak, ilahî yasakları terk edip emirlere uymaya azimet göstermek müminin samimi halidir. Samimi tövbe samimi arınma demektir. Bu arınmaya başvuran kişinin geçmişini Yüce Allah temizler ve ilk doğduğu gün gibi saf ve tertemiz kılar. Zira bizim dinimizde aslî veya kalıcı günah yoktur. Bütün günahlar tövbeyle, kul hakkı helallik almayla temizlenir.
Tövbenin ilk örneği Hz. Âdem ve Eşi Hz. Havva’da görülmüştür. Onlar şeytanın vesvesesine kanıp Allah’ın ahdini unutmuşlar, azimet gösterememişler ve yasak olan meyveden yemek suretiyle Allah’a asi olmuşlardı (Tâhâ 20/115-121). Ama onlar kısa zamanda gerçeği kavramışlar, şeytanın vadinin boş bir aldatmaca olduğunu anlamışlar, pişmanlık duyarak Rablerine yönelmişler. “Ey Rabbimiz biz kendimize haksızlık ettik, eğer bizi bağışlamaz ve merhamet etmezsen kaybedenlerden oluruz” (A’raf 7/23) diye yakararak samimiyetle pişmanlıklarını bildirip af ve mağfiret dilemişlerdir. Rahmân, rahîm, gafûr ve tevvâb olan Rabbimiz hemen onları bağışlamış ve ilk yaratıldıkları gün gibi tertemiz kılmıştır. (Bakara 2/37; Tâhâ 20/122).
Yüce Allah Hz. Âdem ve Eşinin hayatını ve hayatlarındaki gelişmeleri sırf bilgi veya hikâye olsun diye değil, onun neslinden gelen bizlere bir tecrübe örneği, bir yol ve yöntem modeli olsun diye bildirmiştir. Çünkü onlar insan cinsinin ilkleri ve ilk örnekleridir.
İnsanın bu şekilde geçmişte yaşanmış tecrübelere ihtiyacının olduğu aşikârdır. Geçmişte yaşananların kayda geçirilmesi, arşivlenmesi ve tarih kitaplarına yazılması tam da bu ihtiyacı karşılamak içindir. Bu kitaplar bize yaşanan güzellikleri haber verdiği kadar hataları, felaketleri, musibetleri, saldırıları ve salgınları da bildirmektedir. Anlatılan güzellikler bizim için örnek tecrübeler olduğu kadar, yaşanan olumsuzlar da yapılmaması noktasında birer örnek tecrübedir. Kötü tecrübelerin bir daha yaşanmaması için insanlara korunma yolları öğretilir, ilk yardım denemeleri ve tatbikatları yapılır. Tabi ki hiç kimse kaza geçirmek, saldırıya uğramak; deprem, sel, yangın ve salgın gibi felaketlerle karşı karşıya kalmak istemez. Ama hayatta bunların hepsi birer olasılıktır. Bu yüzden bunlara karşı nasıl önlem alınacağının bilinmesinin yanında, başa geldiğinde nasıl üstesinden gelineceğinin öğrenilmesi gerekir. İşte Kur’an’da anlatılan kıssalar hem iyiye, güzele ve faydalıya nasıl ulaşacağımızı ve onları nasıl sürdürülebilir kılacağımızı hem de kötüden, günahtan ve zararlı şeylerden nasıl uzaklaşılacağımızı ve kurtulacağımızı anlatan tecrübe örnekleridir.
Tövbe dünya hayatıyla sınırlı ilahî af imkânıdır. Bu imkânı dünya hayatında kullanma kararlığı ve cesareti gösterenler kazanır, kullanmaktan kaçınanlar ise kaybederler. Dünya hayatı bittiğinde, ölümle yüz yüze gelindiğinde ve can boğaza dayandığında bu imkân da elden gider. Yüce Allah, kullarının bu dünyadan arınarak ayrılmasını dilemekte ve emretmektedir. “Ey iman edenler hep birlikte Allah’a tövbe ediniz” (Nur 24/31) ayeti tam da bu gerçeği bize bildirmektedir.
Müminin hali buysa kâfirin, müşriğin veya münafığın hali nasıldır? Onların tövbesiz dünyadan ayrılması demek, kurtuluş yolunu kendilerine tamamen kapatmaları demektir. Çünkü küfür, şirk ve nifak Yüce Allah’ın asla affetmeyeceği cürümlerdir. Hâlbuki Yüce Allah dünya hayatı boyunca onlara tövbe etme imkânı sunmuş, peygamberini bunun için görevlendirmiş, ilahî kitapları bunun için indirmiştir. Ama onlar bütün bu imkânları görmezden gelmişler, sırtlarını dönüp ellerinin tersiyle itmişlerdir.
Demek ki, dünya hayatında son nefese kadar tövbe kapısı herkes için açıktır. “Günahından pişmanlık duyup samimiyetle tövbe eden kişi sanki günahsız kimse gibidir” (İbn Mace, “Zühd” 30) hadîs-i şerifi kâfir, müşrik, münafık, zalim, günahkâr, algıcı, saptırıcı, kibirli, öfkeli, kindar, sahtekâr herkes için geçerlidir. Yeter ki müşrik ve kâfir imana gelsin, münafık ikiyüzlülükten vazgeçsin, zalim zulmünden dönsün, günahkâr pişmanlık duysun, algıcılık ve saptırıcılık yapan dürüst adam olsun, kibirli ve öfkeli tevazua gelsin, kindar kalbini temizlesin, sahtekâr hile ve aldatma işini bıraksın…
Tövbenin geçerliliği samimiyete, umuda ve zamana bağlıdır. Samimiyet yoksa, zaman dolmuşsa ve umut tüketilmişse tövbe imkanı da kaçırılmış demektir. Samimiyet, kişinin gönülden tövbe etmesi; zaman, son nefesten önceki hayat; umut, yaşama umudunun var olması demektir. Nitekim münafığın tövbesi samimi olmadığı, son nefese gelmiş kişinin zamanı doldurduğu ve firavunun tövbesi de yaşama umudunun tükendiği ana bırakıldığı için kabul edilmemiştir. Demek ki tövbe gönülden, son nefese bırakmadan ve henüz yaşama umudu varken olmalıdır. “Yoksa kötülükleri işleyip de ölüm gelip çattığında “Ben şimdi tövbe ettim” diyenlerle kâfir olarak ölenler için kabul edilecek bir tövbe yoktur.” (Nisa 4/18)
Samimi ve dürüst olanlar için tövbe kapısı her daim açıktır. Yüce Allah’ın bu konudaki bildirimi çok nettir: “Ey Peygamber, onlara Allah’ın şu buyruğunu söyle: “Günah işleyerek kendilerine zulmedip aşırılığa giden ey kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz. Allah bütün günahları bağışlar; doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir. Öyleyse azap size gelip çatmadan önce rabbinize yönelip tövbe ediniz ve O’na gönülden teslim olunuz; sonra kimseden yardım göremezsiniz. Beklemediğiniz bir anda ansızın başınıza azap gelmeden önce size Rabbinizden indirilen en güzel hükümlere uyunuz.” (Zümer 39/53-54).
