Tarihin Yazımı ve Roman
İlk örneklerinden bugüne roman türü tarihin dönüm noktalarına çok sayıda ölümsüz eserle tanıklık etmiş, zaman zaman resmi tarih yazımının temel kaynağı olmuştur. Bu kaynaklık sıkça tartışılsa da roman türünün toplumun tarihe ilgisini arttırdığı yadsınamaz bir gerçektir.
Romanın kurmaca gerçekliğe dayanması tarihsel dönemleri konu edinen romancıya perspektif belirleme ve anlatım olanaklarını kullanma yönüyle sınırsız bir özgürlük alanı sunar. Bu avantaj roman yazarına tarihçiye göre daha geniş kitlelere seslenme olanağı tanır. Romancı tarihsel dönemleri ele alırken sadece olayları sıralamaz; tarih, din, felsefe, sosyoloji, psikoloji bilimlerinin olanaklarından yararlanarak bu alanlardaki görüşlerini kurguya serpiştirir.
Tarih yazımı, yazının tarihinden de eskiye dayalı geniş bir disiplin alanıdır. Tarihçinin bilgiye ulaşma yöntemleri, bu bilgileri kullanma amaçları ve dayandığı ideolojik bağlamlar tarihsel bilginin bilimselliği tartışmalarını alevlendirmektedir. Tarih yazıcıları yakın zamana kadar genellikle saraya yakın kişilerdir. Bu yönüyle bakıldığında tarihi metinler, belgelere de dayansa çoğunlukla propaganda kokar ve resmi eğilimlere temel oluşturur. Roman- özellikle tarihi romanlar- tarihi olguları ele alırken daha özgür bir muhayyilenin ürünü olarak ortaya çıkar. Tarihi romanlar tarih yazıcılığının eksik bıraktığı yerden başlar ve tarihsel olayları kronolojinin tek yönlü düzleminden kurtararak daha insanî bir hüviyete büründürür. Tarih yazımında insan çoğunlukla karar alıcılar, uygulayıcılar ve maruz kalanlar olarak madden yer alır. Oysa tarihe de konu olan olayları ele alan romanlarda insan duygu ve düşünceleriyle de yer alır. Bu yönüyle tarih yazımının eksik bıraktığı bu alanı bir nebze roman tamamlar.
Kırmızı Kar
Yazar Hamza Çelenk, Beyan Yayınları’ndan çıkan bu ilk romanında tarihin en sarsıcı doğa olaylarından birine -6 Şubat depremlerine- dair gözlem, duygu ve tespitlerini roman türünün olanakları ile edebiyat dünyamıza sunuyor. Eser roman türünde kaleme alınmasına rağmen yazarın başarılı öykülerinin tadını anımsatıyor. Roman türünün uzun olay anlatımlarına girmeden çekirdek olayın -Deprem- karakterler üzerinden toplum katmanlarındaki etkilerine cesurca dikkat çekiyor. Yazar, Abdullah ve ailesinin iki ay arayla kızıl kayaya yaptıkları iki yolculuk arasında yaşadıkları büyük ve tüm sıfatların tanımlamakta yetersiz kalacağı dramın sayısız benzerlerinden sadece bir halkasını zihnimize, yüreğimize işlerken romanın temel olay örgüsünü oluşturan Doğan’ın ve Hazal’ın ailesinin depremde kaybolan Hazal’ı aramaları ve tedavi amacıyla gönderildiği Kütahya’da bulmaları sürecindeki çok sayıda tanıklığı, dramı, toplumsal ve bireysel algıları, yazarın sosyolojik, psikolojik, tarihsel vurgularını, doğa ve doğa olaylarına toplumun metaforik bakışıcısını yansıtıyor. Bu yönüyle tarihi hafızamıza da şerh düşüyor.
Eserin dili gerçek olaylara dayalı kurgunun da etkisiyle yalın açık bir anlatıma sahiptir. Eserde yer yer yazarın karakteristik üslubunun tezahürü olarak felsefi, imgeli ifadelere de rastlıyoruz.
Eserde yoğun olarak karakter tahlilleri yapılarak Adıyaman insanının ve deprem özelinde yardım faaliyetlerine katılan Siverek ve memleket insanının kapsamlı portrelerine yer verilmiştir. Karakterlerin meslekleri, isimleri, duyarlılıkları yoğun çağrışımlar barındırmaktadır. Doğan avcı kuş, Hazal sürekli kovalanan nazlı, ürkek bir avdır. Rüstem balyozu ile Hazal’ı enkazdan kurtarır. Oğlu Bedran, Derviş ve sütannesi Adule karakteriyle kadim efsanelere, destanlara göndermede bulunur.
Rüstem karakteri ilk günlerde resmi organizasyonların ulaşmadığı Fırat’ın bu yakasına Fırat’ın öbür yakasının uzattığı cesur, fedakâr, yardımsever insanları temsil eder. Rüstem’in Hazal’ı balyozla kurtarması ilk günlerdeki mekanik yetersizliklere atıfta bulunurken Hazal, ulaşılmak istenen -bazen hiç ulaşılamayan- tüm deprem mağdurlarını temsil eder.
Yazar Hamza Çelenk, Kırmızı Kar romanındaki olaylara canlı tanıklık ederek tarih yazımındaki kaynak-amaç tartışmalarını aşıyor. Bu canlı tanıklık ve roman sanatının olanakları yazara çok samimi tespitler yapma, eleştiride bulunma olanağı veriyor. Yazar eleştirilerini herhangi bir ideolojiye dayandırmadan insanî çerçevede gözler önüne seriyor.
Eserin roman türünde kaleme alınmış olması okuyucuda, olayların kurmaca gerçekliğe dayandığı fikrini çağrıştırabilir. Ancak bu eser-roman özelinde “kurmaca” kavramının tanımına “interaktif-etkileşimli, katılımcı anlatım’’ ifadelerini eklemek yanlış olmaz.
” Dünyada aynı kitabı okumuş olan iki insan yoktur.’’ diyor, Edmund Wilson. Kırmızı Kar okuru da olay örgüsündeki her halkayı -depremi yaşamış okuyucularda çok daha fazla olmak üzere- konuya dair sayısız, tarifsiz yaşanmışlıklarını, şahitliklerini, zihninde canlandırarak eseri yeniden ve defalarca tamamlamaktadır. Bu yönüyle kurgunun canlı bir organizma gibi sürekli yenilendiği söylenebilir.
Eserde dikkatlere sunulan pek çok sosyolojik tespit okuyucuda yeni tartışma konuları açarak onu, eseri anlamaya çalışan pasif okuyucudan yazarın her tespitini kendinden örnekler katarak konuyu derinleştiren katılımcı, aktif bir okuyucuya dönüştürür. Bununla beraber toplumdaki gönüllü yardımlaşma, acıya ortak olma reflekslerinin kaybolmadığını göstererek umut aşılarken, doğa, tarih, gelenek ve dil alanlarında yitirdiklerimizi de göstererek hüzne boğuyor.
Kırmızı Kar romanında yazar, kapsamlı tahliller yaparak toplum psikolojisine ışık tutmakla beraber tarih yazımına ilişkin eleştirilerini, öteki kavramına karşı yaklaşımını, savaş karşıtı tutumunu kurguya işliyor. Bu bakımdan tarih yazımında eksik kalan insanî yönlerimize ustaca değiniyor. Büyük bir felaketi konu bir romandan döneme ait tüm olgu ve olaylara değinmesini beklemek haksızlık olur. Zamanla gerek roman türünde gerekse farklı türlerde yazılacak eserlerle yaşanmışlıklara dair daha kapsayıcı bir duygu ve düşünce iklimi oluşacağı görülecektir.
Asrın felaketi olarak nitelenen 6 Şubat depremlerini bizzat yaşayan yazar, sayısız benzerlerinden bir dizi olay halkasını kurgulayarak bu çerçevede toplumun deprem sonrası sosyolojik yapısını, psikolojisini değerlendirme fırsatı yakalıyor. Olay akışı içerisinde vurguladığı pek çok durum ve tespitler ile tarihe kayda değer notlar bırakıyor. Tarihi hafızanın canlı kalmasında ve toplumda yeşeren duygudaşlığın kaybolmaması bakımından eserde ortaya konan canlı tanıklığın tarihi metinlerden daha samimi ve kalıcı olduğu görülecektir.
