Yitiksöz 31 İhsan Deniz’in “haydi elimi tut, her yerde insan kalalım biraz / her yerde biraz kutsal böylece” dizelerine kapakta yer vermiş. Yitiksöz, otuz birinci sayısında güz mevsiminin serinliğinde transhümanizm, insan ve yapay zekâ konularına ilişkin detaylı bir dosya hazırlamış. Yapay zekânın doğuştan insana ait düşünme ve duyumsama melekesini gasp etme çabasına karşı hep birlikte mücadele etmeliyiz. İnsan kalabilmek, insanca duyabilmek, insanca düşünebilmek insan dışı hiçbir varlığa veya nesneye yüklenemez. Artık bilimkurgu veya fütürist roman diye insanı insan olmaktan çıkarmayı amaçlamış uluslararası sermaye ve yönetimler amaçlarına ulaşmak için -insanın düşünme ve duyumsama melekelerini imha etmek için- koşar adım gidiyorlar. Allah yâr ve yardımcımız olsun.
Sayın Duran Boz, İnsanın Hakikatle Sınavı adlı sunuş yazısında göksel olana ulaşmanın yollarını aramaya değinir. Buyurun yazıdan bir bölüm:
Görece olanın değişkenliği ve sonluluğu gün geçtikçe daha çok algılanır. Böylelikle ilahî olanın diriltici nefesi insanlığı kuşatır. Âdemoğlu, kişiliğini tersyüz eden hırgürün dalaveresinden uzak durmaya çalışır. Yaratılış bilgisine olan sadakatiyle göksel olana ulaşacak yol arar, ufka el eyleyen bir yürekle yeryüzü gerçekliğini selamlar.
Aşkın bitimsiz kapılarını yürüdükçe ışığa kavuşur; insanda başlayıp insanla bitenin, günü gelince yok olacağını bilir. Özünde göreceli olan kalemi köreltir; Kerim olanın merhametine sığınma ikrarından koparır insanı.
Yitiksöz, insanın dünyadaki yürüyüşüne kayıt düşmeye devam ediyor. İlk sayısından bugüne, tarihsel yürüyüşün anlamını eşeleme tavrına yabancılaşmadan yayınını sürdürüyor. Gündemi insan olan yazının burçlarına giderek şiirler, hikâyeler, deneme ve eleştiri yazılarıyla hayata ayna tutma yetkinliğini sürdürmeyi amaçlıyor. (İnsanın Hakikatle Sınavı, Duran Boz, s. 5)
Yitiksöz 31’in şairleri şiir vadisinde atlarını mahmuzlamış gidiyorlar. Mehmet Narlı, Bünyamin K. Cafer Keklikçi, İbrahim Gökburun, Kadir Ünal, Mustafa Uçurum, Mustafa Ruhi Şirin, Adem Turan, Vural Kaya, Suavi Kemal Yazgıç, Sercan Ceylan, Yunus Emre Altuntaş, Ayşegül Sözen Dağ, İrfan Çevik, Nurettin Durman, Murat Engizek, Asiye Ceyhan, Yasemin Kuloğlu, Ali Sali, Robert Frost, Akif Dut, Ahmet Tepe, Mehmet Eren Koç, Hacı Ahmet Sevgili, Ekrem Elmas, Mehmet Aycı, Yasin Mortaş, Derya Kurtoğlu, Recep Şen ve Mustafa Köneçoğlu bu sayıya şiirleriyle destek verenlerden. Yitiksöz-31 dünyasından tadımlık dizeler huzurunuzda:
Korkuyorum bazen / Karanlıktan / Tevbe ertesinde işlenecek / Bir günah gibi
Dilini çok yoran / Döndüren geride kaldı / Aydınlığın kendisi / Koyu sessizlikte gizli
Anlarsın işte bazen / Korkuyorum karanlığımda / Tevbe ertesinde işlenecek / Bir günah gibi (Veciz Gerçeklik-Hacı Ahmet Sevgili, s. 74)
Ölüm ağır, hayat hafif / Akrep ve yelkovan arasında / Ölümle haşr oluyor insan / Sanki üstümüze bir gömlek giydiriliyor / Kumaşı alınmış, ölçüsü belli / Terzi hazır / Bir çırpıda / Bir nefeste / Bir hırıltıda / Çarçabuk dikiveriyor / Kimse şaşırmıyor böylece / Herkes bekliyor, / Bekliyor / Bekliyoruz / Bekliyorlar / Çünkü bekledikçe geçiyor / Beklemek bir şeyin üvey annesi / Beklemek her şeyin süt annesi / Beklemek hayatın annesi oluyor (Ölüm Ağır Hayat Hafif, Agah Sayra, s. 47)
kapı önü bir dolu ayakkabı / bağcıklı, kulaklı, tokalı, kayışlı, zincirli / havalı astarlı, sessiz ölçekli
dünyanın tüm şehirlerinden gelmiş / kimi koşarak kimi sürünerek belki kaçarak / tutup oturmuşlar bir kapı önüne / kunduralar, botlar, makosenler, iskarpinler / parlak ruganlar, yaza göz kırpan sandaletler (Tanınmış Bir Eşya, Asiye Ceyhan, s. 24)
Geç kaldı Türkçemin şairleri / Ebedî çocukluğun şiirine / Yoruldular kendi anılarına / kanat aramaktan
Kolay mı hakikati doğurmak! / Hakikatin çocuğu kalmak! (Şiir Ressamı Romancı, Mustafa Ruhi Şirin s. 13)
Kelimeler çok suskun, zincirlere vurulmuş / Gökyüzü çığlık çığlık, umutları bekliyor / Her doğan gün fidandır, köklerime tutunmuş / Toprağın damarında bir sevda yankılanır / Her yara bir nakıştır, her gözyaşı bir nehir / Gazze’nin gölgesinde direniyor bedenim / Yağmurdan bir kalkanı, kalbimle örüyorum (Yağmurdan Bir Kalkan, Mustafa Uçurum, s. 12)
Yitiksöz 31’e öyküleriyle renk katan öykücülerimiz; Yunus Develi, Selim Erdoğan, Emel Karagedik, Emame Akman Harmancı, Gülçin Yağmur Akbulut, Metin Çalı, Recep Ayık, Vedat Ali Kızıltepe, Mustafa Ökkeş Evren, Furkan Duman ve Qapan Satıbaldin. Birkaç öyküden birkaç tada buyurun:
Fotoğraf çekimi yapılacak yere doğru gidiyoruz. Erik dalı açıyor eleman. Güya milletin modunu yükseltecek. Selim sesleniyor arkadan. “Durdur abi arabayı.” Hepimiz şaşkınız. Bize bir açıklama yapması lazım. Müziği komple kapatıyorum. Alyansını çıkarıyor Selim. “Haklıydın Havva. Beni sen ikna ettin. Kendimizi kandırmayalım. Ben öyle telli duvaklı görünce seni… Anladım. Bana göre değil bu işler.”
Cevap beklemeden yüzüğü Havva’nın avucuna sıkıştırıp ceketiyle beraber iniveriyor arabadan. Arkadaşı “ne oluyor” diyor. Hiçbir şeyden haberi yok. Havva’nın gözyaşları vakit kaybetmeden yanaklarına süzülüyor. Kuaför ablaya saygım artıyor bir kez daha. Sabahtan beri çantamda titreyip duran Havva’nın telefonunu çıkarıyorum. Sinirden fırlatıp atacağım neredeyse. Ekrana bakıyorum. Halil’den bir sürü cevapsız arama ve whatsapp mesajı. (Bayan Kuaföründe, Emame Akman Harmancı, s. 117)
Bir caminin önünde durduk. Ezana vakit vardı, gün ağarmamıştı. Caminin altındaki çay ocağına götürdü beni. Simitleri işaret edip yanımdan ayrıldı. Bir simit, bir de çay isteyip tabureye oturdum. Ocakçı, bir giden adama bir de bana bakıp tebessüm etti, simit ve çayı önüme koydu. Yanıma oturdu. Buraya ilk defa adım attığımı anladı. Nereden bildin, dedim. Mesut, herkesi buraya getirmez. Elinde bavul olduğuna göre seni duraktan alıp buraya gelmiş. Kimseye zararı dokunmaz, merak etme. Bizim gülümüzdür. Çay ocağındaki birkaç ihtiyar da bana hoş geldin, dedi. Şaşkınlığım iyice arttı. (Deli Mesut, Recep Ayık, s. 125)
Tuhaf Zamanlar
Günlerin karıştırıldığı zamanlardı. Önce pazartesi sendromu öldü. Sonra Pazar zannetti herkes salıyı. Öyle ki perşembenin gelişi çarşambadan anlaşılmaz olmuştu. İnsanlar “Neydi bugün neydi?” diye sorup durdular birbirlerine. Sonra “Aman hangi gün olduğunun ne önemi var, bütün günler korona!” dediler. Dediler demesine de cumaya çok üzüldüler. Yoğun bakımda kaldı aylarca cuma. Entübe edilmekten zor kurtuldu. “İyi günler” demeyi unuttu insanlar. Günsüz yaşayıp günsüz öldüler. Tuhaf zamanlardı. (Küçürek Öyküler, Mustafa Ökkeş Evren, s. 134)
Yitiksöz 31 oylumlu bir dosya hazırlamış Transhümanizm, İnsan ve Yapay Zekâ hakkında. Konu bütünlükçü ve parçalara ayrılmış şekilde ele alınırken Ahmet Edip Başaran ile Prof. Dr. Muhammet Enes Kala derginin söyleşi konukları olmuş. Dosyadan bir bölüm dikkatlerinize sunulur:
-Yeni ve güncel bir mesele. Bildiğiniz gibi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, X platformunun yapay zekâ uygulaması olan grok hakkında kullandığı kaba tabirlerden ve hakaretâmiz ifadelerden dolayı soruşturma başlattı. Bu tarz yapay zekâ davalarıyla ileride sıkça karşılaşacak mıyız?
-YZ’nın gelişimi hukuki ve etik sorunları ve tartışmaları daha da artıracak. Bu soruşturma da bu durumun örneklerinden biri. Zira YZ sistemleri algoritmik olduğu kadar manipülatif de. Algoritmik olanın manipülatif olması çok anlaşılır olmasa da sonuçta kapital odaklı bir teknoloji ile karşı karşıyayız. Yani bu teknoloji, tüketicisini veya müşterisini görmezden gelemez. Görmezden gelmediği için Grok da algoritmik yönlendirmeye açık bir hata alanı bırakan bir sisteme sahip. Elon Musk, twitter (X’i) sadece para kazanmak için almadı. Bu platformların seçimleri ve toplumsal olayları yönettiğinin bilincinde olduğu için devasa para
basıp aldı. (Ahmet Dağ ile Transhümanizm Çerçevesinde Bir Söyleşi, Ahmet Edip Başaran, s. 52)
Nigar Gizem Ünal da Muhammet Enes Kala ile Transhümanizm ve Ölümsüzlük Arzusu Üzerine söyleşti. Söyleşiden bir soru bir cevaba buyurun:
“ – Yapay zekânın bir sınırı var mı, ona bir sınır çizilebilir mi? Bu eksende insanlığın geleceğini nasıl görüyorsunuz?
– Yapay zekâyı, nanoteknolojiyi, nöroteknolojiyi insanlık için hep imkân ve fırsat olarak görürüm. İnsanın hayatını kolaylaştıran, ona zaman tasarrufu ve rahatlık sağlayan gelişmelere direnmenin anlamsız olduğunu düşünürüm. Karşı çıkma eylemi en çok da alışkanlıklarının da çocuğu olan insanın rutinlerinin ve alışkanlıklarının zarar görüp, onu korkutmasıyla alakalı bir şey. Şu anda birçok işlemi yapay zekâların yardımıyla yapıyoruz. Fıtratımızla uyumlu, fıtratımıza ve başkalarına zarar vermeyecek şekilde yeni tabiatların dâhil edilmesine imkân sağlanıyor. Mesele, tüm bunların benliğimiz de dâhil olmak üzere insanların faydasına olup olmaması, herkesin hayrına kullanılıp kullanılmaması, âlemde nefes alan ve nefs gezdiren canlılara zararı olup olmaması.” (Muhammet Enes Kala ile Transhümanizm ve Ölümsüzlük Arzusu Üzerine Bir Söyleşi, Nigar Gizem Ünal, s. 79)
Ahmet Melih Karauğuz, Transhümanizm Odağında İnsan ve Makinelerin İnsansızlaşma Rekabeti adlı yazısında konuya şöyle değinir:
Makinelerin İnsansılaşması: Teknolojinin “İnsansız” Yükselişi
İnsan cephesi teknolojik olarak güçlenip dönüşürken, makine cephesinde de çarpıcı gelişmeler yaşanmaktadır. Özellikle yapay zekâ alanındaki ilerlemeler, makinelerin karmaşık görevleri insana ihtiyaç duymadan yerine getirebilmesini mümkün kılmaktadır. Günümüzde endüstriyel otomasyon, sürücüsüz araçlar ve insansız hava araçları (dronelar) gibi örnekler, insansızlaşma eğiliminin pratik tezahürleridir. Çeşitli sektörlerde, otomotivden askeriyeye kadar hemen her alanda insan müdahalesini asgariye indiren sistemler ortaya çıkmaktadır. Bu gelişme, verimlilik ve güvenlik gibi açılardan olumlu görülse de, insanın devre dışı kaldığı bir üretim ve hizmet dünyasının filizlenmesi anlamına gelir. (Transhümanizm Odağında İnsan ve Makinelerin İnsansızlaşma Rekabeti, Ahmet Melih Karauğuz, s. 79)
Yitiksöz 31’daki deneme, inceleme, anı ve kitap tanıtımı yazıları da okurlarını bekliyor?
17 Ocak 2008
Yaşamın özüne dokunamadan, kıyısına sürüklenen tortular gibi. Tutar gibi olurken yeniden kaçırdığımız o şey.
Bir de yeni not tutmaya başlayan ilkokul talebesi acemiliği ve ruh hâli ile her gün aynı ya da benzer cümlelerin sıkıcılığı.
Benzersiz bir duruluk içinde dönüp durdukça içimizin küllerini savuran o iri, o siyah şey, adına göz dedikleri o ışık, o cisim ötesi yoğunluk, parıltı. (Geçip Giden Günler’den, Ali Karaçalı, s. 33)
“Oku emri var ama yaz emri yok” demiş Fethi Gemuhluoğlu. Benim okuma serüvenim lise yıllarımda başladı. O dönemde evlerde kitap nadiren bulunurdu; okul kütüphanelerinin imkânlarıyla yetinmek zorundaydık. İçimizde okuma isteği olsa da harekete geçmesi için birilerinin bizi dürtmesi gerekir. Kahramanmaraş İmam Hatip Lisesinde talebe iken, meslek derslerimize giren Duran Boz hocam her derse bir kitapla gelir, dersin sonunda kitaptan söz eder ve bizi okumaya teşvik ederdi. Onun sayesinde Sezai Karakoç’u tanıdım ve tüm eserlerini okudum. O günden beri okumayı bir ihtiyaç hâline getirdim.
Okumak, bir alışkanlıktan çok bir gereksinimdir. Farklı dünyaları tanımak, fikir edinmek ve düşüncelerimizi ifade edebilmek için okuma ihtiyacı doğar. Okudukça ufkumuz genişler, tat alır ve süreç sürüp gider. Zamanla yazma arzusu kendiliğinden ortaya çıkar; kelimeler etrafımızda dolaşır, birini yakalayıp dizmeye başladığınızda bir şiir doğar. Ben de yazmaya şiirle başladım. Üniversite yıllarında arkadaşlarımla sınırlı imkânlarla bir dergi çıkarmıştık. Onun dışında yazma işinde epey geç kalmış sayılırım. (Yazmak Okumaktan Başlar, Enver Çapar, s. 141)
Kalabalık insanların olduğu bir yerde, bir banka oturup insanları izlemeyi sever misiniz? Ben şahsen çok severim. Yıldız Ramazanoğlu da zannımca bunu seviyor ki Geçip Giden Şeyler kitabında -teşbihte hata olmasın- bunu yapmış ve insanları seyredip gördüklerini bizimle paylaşmış. Sanki bir banka oturmuş ve etrafından geçip giden insanların dünyalarına dürbün tutmuş ve kısa bir anda onların yaşadıklarını, düşündüklerini, yaralarını, hayıflanmalarını, öfkelerini, pişmanlıklarını, kızgınlıklarını ve kırgınlıklarını dürbünle yakalamış. Bu kahramanların evlerini ziyaret etmiş, bir bakış atmış ve çıkıp gitmiş. (Geçip Giden Şeyler, Aysel Kul, s. 146)
Şair Nurettin Durman’ın toplu şiirleri Dünyadan Geçerken adıyla iki cilt hâlinde Çıra
Yayınları tarafından Ağustos 2025’te yayınlandı. Nurettin Durman, bütün ömrünü şiire, edebiyata, sanata adamış bir kalem erbabı. Artık ustalık sahillerine demirlemiş olan Durman’ın toplu şiirlerinin yayınlanması biraz geç kalmış güzel bir girişim olarak değerlendirilebilir. İki ciltte toplamda 1000 sayfayı aşan bu hacimli fakat önemli eseri edebiyat dünyasına kazandırdıkları için Çıra Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Hasan Güler ve Editörü Şakir Kurtulmuş Bey’leri takdir ederiz. (Dünyadan Geçerken Söylenen Şiirler, Ercan Ata, s. 151)
Yitiksöz 31, Gazzeli kardeşlerimizin siyonist terör örgütü israil’e yönelik gerçekleştirdikleri Diriliş Eylemi’nin ikinci yılının dolduğu günlerde okuruyla buluştu. Terör örgütü İsrail, Filistin ve Gazze halkına yaklaşık yetmiş beş yıldır her türlü işkenceyi ve katliamı yaparken Filistinli ve Gazzeli kardeşlerimizin Diriliş içre Direnmesini fazla görmemek gerek. Yetmiş beş yılı aşkın süredir devam eden Direniş, terör örgütü bölgeden kovulup Bağımsız Filistin Devleti kurulanan kadar devam edecektir. Burada asıl sorun, biz Müslümanların yeterince bu konuyu kendimize dert edinmememiz ve üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmememizden kaynaklanıyor.
Yitiksöz bu yolda karınca kadarınca yürümeye çalışan bir avuç insanın çıkardığı bir dergidir. Bu bağlamda yürüyüşüne kararlı bir şekilde devam edecektir. Yolun açık olsun Yitiksöz.
Yitiksöz’e yeni yayın hayatında da başarılar ve istikrarlı yürüyüşler dileriz. Yitiksöz-31 şu sitelerde elektronik olarak yayımlanacaktır: https://marastaedebiyat.com/yitiksoz https://duranboz.com/category/yitiksoz/
