“Dostoyevski Tanrı’ya inanmıyordu.”
Şiirsel sinemanın mucidi Rus yönetmen Andrey Tarkovski, günlüklerinde Dostoyevski’nin Tanrı inancı ve Hristiyan kimliği üzerine şöyle bir yorum yapar: “Dostoyevski Tanrı’ya inanmayı ister fakat beceremez; ilgili organ dumura uğramıştır… Dostoyevski tüm isteğine karşın Tanrı’ya inanmadı. İnanma eyleminden yoksundu fakat inanç hakkında yazdı.” Gorki’nin başını çektiği Sovyet edebiyat komitesi, Dostoyevski’yi “yobaz, gerici bir dindar, zehirli bir deha” olarak tarif etmekle büyük hata etmiştir. O gün bugün, Rus halkının ufkunda Dostoyevski, “gerici, dindar bir yazar” damgasıyla yaşamaktadır. Oysa Tarkovski, bu Rus dehasının ruhunda gerçekleşen, “İvan-Alyoşa, İsa ile Büyük Engizisyoncu” çatışmasını herkesten daha iyi anlamıştır. Dostoyevski’nin ruhunda Hristiyanlık ve İsa sevgisi, bir inançtan ziyade Rus ruhunun mayası olarak yaşamıştır.
Dehanın Kaderi
Entelektüel, rüya gören kişidir. Tarkovski’nin bir rüyası vardı. Dostoyevski’nin filmini çekmek. Belki hayatından bir kesiti, belki de bir romanını. Başrolde de Stalker (İz Sürücü) filminde birlikte çalıştığı Anatoly Solonitsyn’i oynatmayı düşünüyordu. Tarkovski değil ama Aleksandr Zarkhi bu filmi çekti. Yönetmenin 1981’de çektiği “Dostoyevski’nin hayatından 26 Gün” filmde, Dostoyevski’yi de Tarkovski’nin hayal ettiği gibi Anatoly Solonitsyn oynadı. Dostoyevski’nin Anna Snitkina ile tanışmasına neden olan, “Kumarbaz” romanını alelacele yazma sürecini işleyen film, daha sonra da beyazperdeye ilham verecektir. Borç batağındaki Dostoyevski’nin, sanat, edebiyat, yalnızlık, korku, heyecan ve aşk dolu bu yirmi altı günü, günümüz yönetmenlerine de ilham vermeye devam ediyor.
Deha olmanın bir gereği midir bilinmez, Tarkovski de hayatının son yıllarını gurbette geçirdi. Son iki filmi olan “Nostalghia” (1983) İtalya’da ve “Offret-Kurban” (1985) İsveç’te (Ingmar Bergman’ın ekibiyle) çekildi. Belki de bu yüzden filozof yönetmen, Dostoyevski rüyasını gerçekleştiremedi. Belki cesaret edemedi, belki de Rusya’da olamadığı için istemedi. Kim bilir…
Tarkovski bir Dostoyevski filmi çekemedi ama rüyası gerçekleşmedi diyebilir miyiz? Onun filmlerindeki Dostoyevski etkisi hâlen üzerine makaleler yazılan bir konudur.
Tarkovski Sinemasında Dostoyevski İzleri
Andrey Tarkovski, yalnızca bir sinemacı değil; aynı zamanda şair ve filozoftur. Örneğin, onun “Stalker (İz Sürücü)” filmini analiz edebilmek için Hristiyan teolojisini, İsa’nın tutkusunu, Kierkegaard’ın “Korku ve Titreme” kitabındaki İbrahim Peygamber üzerinden işlenen iman eden insan tipolojisini bilmeniz gerekir. Ayrıca Tarkovski’nin filmde bahsettiği tutkuyu anlamak için Cervantes’in “Don Kişot” ve Dostoyevski’nin “Prens Mişkin” karakterlerini de aklınızın bir kenarında tutmakta fayda vardır. Günümüz dünyasından da Byung Chul Han’ın “Eğlencenin İyisi” kitabında bahsettiği Passion kavramı size yardımcı olabilir.
Tarkovski ve Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin ortak noktası bellidir: İnsanın içsel dünyasına dair hakikat. Birkaç örnek verelim:
– İnanç, Şüphe ve Tanrı
Tarkovski’nin “Stalker” filmindeki ana karakterimiz olan “İz Sürücü”, Dostoyevski’nin “Budala” romanındaki “Prens Mişkin” karakterinden izler taşır. Burada bir yanlış anlaşılmayı da düzeltmek isterim. Dostoyevski’nin bu romanında çizdiği karakterin Türkçe karşılığı “Aptal” anlamına gelen “Budala” değil, “Abdal” olmalıdır. Zira “Prens Mişkin”, çağdaş bir İsa portresidir ve tutkuyla iman eden bir karakteri resmeder. Bunun da karşılığı aptal değil, Allah’tan başka her şeyden vazgeçmiş kişi olan ‘Abdal’dır. “Tutku, her şeyi bağışlatır” sözünün sahibi “Prens Mişkin”e söylenen “Sizin merhametiniz bizim aşkımızdan daha üstün.” sözüyle Stalker filmindeki “İz Sürücü”nün şu cümlesi benzer nitelik taşır: “İnanmalarına izin ver ve tutkularına gülmelerine. Çünkü onların tutku dediği gerçekte duygusal bir enerji değil, ruhları ve dış dünya arasında bir sürtüşme.”
Her iki karakter de insanların basit ihtiraslar için içlerinde taşıdıkları çatışma ve çelişkilerin, ontolojik bir tutkudan uzak, dünyevî arzular olduğunu herkese göstererek, iç dünyalarının hakikatini görmelerine yardımcı olurlar.
– Suçluluk ve Arınma İsteği
Tarkovski’nin “Zerkalo (Ayna)” filmi, en kişisel filmlerinden biridir. Geçmişle hesaplaşma, aile, suçluluk, inanç ve arınma isteği gibi Dostoyevski dünyasına ait temalar içerir.
Örnek vermek gerekirse, “Ayna” filminde annesinin beklediği bir telefon konuşmasında geçmişle gelecek iç içe geçerken, karakterimizin suçluluk duygusu ve kendini affedemeyişi ön plana çıkar. Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’indeki Dimitri Karamazov’un yaşadığı aile, inanç, suçluluk ve arınma isteği benzer bir çatışmadır.
-İçsel Dağılma ve Ruhun Kurtuluşu
“Nostalghia”, insanın ruhsal boşluğu ve ait olamama halini işler. Başkarakter Gorchakov’un iç dünyası, tıpkı Dostoyevski kahramanları gibi parçalanmıştır. Filmde Gorchakov’un mumla yürüdüğü sahne, yalnızca fiziksel bir eylem değil, ruhsal bir arınmadır. Bu, Dostoyevski’de “Suç ve Ceza”dan itibaren sıkça rastlanan (ve Nabokov’un büyük bir alayla “acı çekme dini” olarak eleştirdiği) “acı çekerek arınma” fikrinin Tarkovski sinemasındaki karşılığıdır. Dostoyevski’nin romanlarındaki ruhsal derinlik ve ahlaki sorular, Tarkovski’nin sinemasında yeniden hayat bulur.
Örnekleri çoğaltmak mümkün fakat esas meseleye dönersek; her iki sanatçı da muhatabına esaslı bir soru sorar:
“İnsanı kurtaracak olan nedir? Akıl mı, inanç mı, acı mı?”
İnsanlığımız, bu sorulara cevap aramaya devam ededursun, Tarkovski filmlerini izlemek, Dostoyevski romanlarını okumanın farklı bir yöntemidir. Bu da Tarkovski’nin rüyasını gerçekleştirmektir.
