Tacettin Çetinkaya
Herkesin “Recai Abi”si Recai Kutan, 7 Ekim 2024 günü Hakk’ın rahmetine kavuştu. Hayatı muttaki bir Müslüman, şuurlu bir dava adamı, siyasetin beyefendisi, hizmete aşık bir devlet adamı olarak geçti.
Malatya’da iyi bir aile ve çevre ortamında büyüdü. Babası Malatya’nın Sancaktar Mahallesi’ndeki ilkokulun o dönemdeki tabiri ile başöğretmeni yani müdürü, aynı zamanda onun da öğretmenidir.
Malatya Lisesi’nde okudu. Okulun müdürü ve edebiyat hocası ise Arif Nihat Asya’dır. “Bayrak” şiirinin, “Seccadem Kumlardı” naatının ve “Fetih Marşı”nın şairi, milliyetçilik denince millîliğin akla geldiği, milliyetçi ve mukaddesatçı Arif Nihat Asya.
Recai Kutan, 1947’de İstanbul Teknik Üniversitesi’ne başlar. Gümüşsuyu Öğrenci Yurdu’nda kalır. Ailesinden ve liseden aldığı İslami yaşantı ve güzel ahlakı ile bir Anadolu çocuğu olarak üniversiteye gelmiştir.
Namaz kılacak yer arar. “Burada mescid var mı?” diye sorduğu kişi, okulda mescidin olmadığını fakat Dolmabahçe Sarayı’nın arkasındaki bahçede, bekçi kulübesinde namaz kılındığını söyler. Bu tarif üzerine oraya gider. Birkaç yıl sonra Teknik Üniversite’ye geldiğinde Oğuzhan Asiltürk’ün de soracağı soru aynı olacaktır.
Son sınıftaki bazı ağabeyler burayı gizlice mescid haline getirmişlerdir. Namaz kılmak ve bir araya gelmek için Teknik Üniversite kampüsü içerisinde uygun bir yer yoktur. En yakın yer Dolmabahçe Sarayı içindeki bekçi kulübesidir. Ufacık, derme çatma kulübe hem mescid hem buluşma yeri hem de eğitim ve toplantı yeridir.
Mescid olarak kullanılan bu kulübe Millî Görüş Hareketi’nin başladığı yerdir. Buradan ilim adamları, mühendisler, işadamları, genel müdürler, müsteşarlar, siyaset adamları, milletvekilleri, bakanlar ve başbakanlar çıkmıştır. Sonraki yıllarda devleti yönetecek millî kadrolar olacaktır. Millî Görüş Hareketi içindeki bu kadrolar, ilk günden itibaren ülkemize ibadet aşkıyla hizmet etmiş kadrolardır.
Mescid haline getirilen kulübeye gittiğinde 10-12 kişi vardır. Namazdan sonra içlerinde hemen fark edilen, uzun boylu, gür saçlı, gayet şık giyinen zarif birisi konuşma yapmaktadır. Anlattıkları ise İslam dünyası, emperyalist güçler, Türkiye’nin geleceği… Konuşması çok etkileyicidir.
Recai Kutan, konuşmayı hayran hayran dikkatle dinler. Kendisinde bu gencin çok farklı biri olduğu kanaati hâsıl olur. “Kim bu?” diye sorar. “Necmettin… Necmettin Erbakan… Teknik Üniversite’de çok meşhur… Son dönemin en parlak öğrencilerinden…” derler.
Genç Erbakan, Anadolu’dan gelen gençlere sahip çıkmakta ve onlarla çok yakından ilgilenmektedir. Gençlerin üniversite havası içinde, İstanbul gibi büyük bir şehirde heba olmaması, millî ve manevi şuurlarının gelişmesi için yoğun gayret göstermektedir. Duruşu, giyimi, nezaketi, bilgi birikimi, etkileyici konuşmaları, İslamî bilgisi ve inancı konusundaki hassasiyeti ile bir gençlik lideri olarak çok etkileyicidir.
Necmettin Erbakan, Teknik Üniversite’den mezun olduktan sonra asistanların ders anlatması usulü olmadığı hâlde asistan olarak derslere girmektedir. Asistan Erbakan’ın zekâsı, derslere hâkimiyeti, güçlü anlatımı da üniversite yönetiminin bu kararında etkili olmuştur.
Asistan Erbakan, öğrenciler üzerindeki ilgi ve alakasını daha da yoğunlaştırır. Daha yakın temaslar kurar, onlara dokunur, ellerinden tutar, maddi ve manevi destekler verir. Bu öğrencilerle temasını hiç kesmez, ileride akademik, bürokratik ve siyasi hayatında onlarla birlikte olacak, Millî Görüş Hareketi’nin çekirdek kadrolarını bu gençlerden oluşturacaktır.
Millî Görüş partilerinin iktidarlarında bizzat yetiştirdiği bu gençlerle beraber “Ağır Sanayi Hamlesi”ni başlatacak ve ülkemizin makûs talihini değiştirerek kalkınması için önemli adımlar atacaktır. En sıkıntılı günlerinde bile kendisini terk etmeyen sağlam, samimi ve birikimli çekirdek kadrolar bu şekilde oluşacaktır.
O yıllarda yegâne üniversite şehri İstanbul’dur. Üniversite’de okumak için Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden gelen gençler, okuldaki inançlı abileri tarafından çeşitli sivil toplum kuruluşları ve derneklerine götürülmektedir.
Solcu ve devrimci dernekler çok yaygındır. İttihatçılar tarafından kurulan ancak Cumhuriyet Döneminde kapatılan ve 1946’da tekrar açılan Millî Türk Talebe Birliği (MTTB) o dönemde solcuların elindedir. MTTB, ancak 1965’te İslami yönü ağır basan bir gençlik kuruluşuna dönüşür. 12 Eylül 1980 askeri darbecileri tarafından kapatılıncaya kadar aktif çalışmalar yürütmüştür.
Milliyetçi dernekler olarak faaliyet gösteren Türk Kültür Ocağı, Milliyetçiler Derneği, Aydınlar Ocağı, Türkiye Millî Kültür Vakfı, Komünizmle Mücadele Derneği gibi dernekler faaldir.
Nurettin Topçu, o dönemde Türk Kültür Derneği ve Milliyetçiler Derneği’nde gençlere seminerler ve konferanslar vermektedir. Fetih- fatih, Mehmet Akif, Çanakkale Zaferi, Kurtuluş Savaşı… gibi konular ile genç neslin yeniden inşası için gayet göstermektedir. O dönem sağcılık ve solculuk/devrimcilik olarak ayrışmanın ve karşılıklı cedelleşmenin olduğu bir dönemdir. Kendisini sağcı olarak gören Anadolu’dan gelmiş gençler bu derneklerde yer almaktadırlar.
İstanbul, aynı zamanda Osmanlı müktesebatından gelen çok kıymetli yazarlar, şairler, ilim irfan sahibi zatların yoğun olduğu bir şehirdir. Konferansları dinlenen ve kitapları çokça okunanlar bu şehirde yaşamaktadır. Nurettin Topçu, Ali Fuat Başgil, Mümtaz Turhan, Cemil Meriç, Ömer Nasuhi Bilmen, Elmalılı Hamdi Yazır, Mahir İz, Mükrimin Halil Yinanç, Eşref Edip Fergan, Necip Fazıl Kısakürek, Osman Yüksel Serdengeçti, Nihal Atsız…
Yahya Kemal Beyatlı, Arif Nihat Asya, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi, şiirleri gençlerin dilinde sloganlaşmış şairler hâlâ sağdırlar ve gençlerle irtibat hâlindedirler.
Nurettin Topçu’nun konferanslarını takip eden Recai Kutan ve arkadaşları konferanstan sonra bazı sorular sorarlar Hoca’ya. Topçu Hoca, bu sorulara vereceği cevabın yetersiz kalacağını, daha derin bulacaklarını düşündüğü Zeyrek Ümmügülsüm Camii İmamı ve son dönemin önemli mürşidlerinden Abdülaziz Bekkine Efendi’ye götürebileceğini, bu soruları ona sorabileceklerini söyler.
Ertesi günü bir grup arkadaş olarak Topçu’nun da olduğu Zeyrek’teki camiye giderler. Yatsı namazını kıldıktan sonra salona geçerler. Recai Kutan’ın ilk gözüne çarpan kişi mescid olarak kullanılan bekçi kulübesinde gördüğü ve çok sevdiği Necmettin Erbakan’dır. Anlar ki Erbakan oranın “…kıdemli müritlerindendir.”
Zeyrek Camii’nin imamı Gümüşhanevî dergâhının büyük mürşitlerinden Abdülaziz Bekkine’dir. Recai Kutan kendi kendine karar verir. “Demek ki biz burada da birlikte olacağız.”
Arkadaşlarına der ki “Biz yerimizi bulduk, bundan sonra buraya geleceğiz.”
