Öğrenmek kelimesinin kökü (ög / anlayış) Eski Türkçeye dayanır. Kubbealtı Lugati öğrenmeyi Eğitim yolu ile belli bir konu üzerinde bilgi kazanmak, taallüm etmek, tederrüs etmek şeklinde tanımlıyor. İnsanlık tarihinin ilk günlerinden itibaren insanoğlu nasıl hayat yolculuğuna çıkmışsa aynı şekilde öğrenme yolculuğuna da çıkmıştır. Hayat yolculuğu ile öğrenme yolculuğu birbirlerinden ayrı değil, birbirlerinin tamamlayan ve birlikte devam eden yolculuktur. Yani insan yaşamak için öğrenir, öğrenmek için yaşar. Bu, doğal bir çizgidir. Bu çizgiye müdahale doğru değildir.
Bebek dünyaya gelir gelmez hayat yolculuğuna başladığı gibi öğrenme yolculuğuna da başlar. Bebeğin öğrenme yolculuğu önce annesini, sonra çevresini tanımak üzeredir. İhtiyaçlarını giderilmesi için gerekli yolları öğrenir ve uygular. Bu, ona yaratılış sırasında verilmiştir. Fıtrî bir özellik taşır. Hayat yolculuğu için fıtraten kendisine öğretilen yolları uygular. Bu durum bütün dünyada dünden bugüne hep aynı olmuştur. Bundan sonra da aynı olacaktır.
Günler ilerledikçe öğrenmenin ikinci boyutu başlar. Bu, ana dilini öğrenme aşamasıdır. Bebek annesinin ve çevresindekilerin konuşmalarını dinlerken ana dilini öğrenir. Hiç kimse ona öğrendiği dilin gramer özeliklerini anlatmaz ama gün gelir o da konuşulanları anlayıp ana diliyle konuşmaya başlar, artık bu andan sonra hayat yolculuğundaki meraklarını, dertlerini ve sevinçlerini çevresindekilerle ana diliyle anlatır.
Bu aşamada çocuk dinlemeye açık bir yapıdadır. Dinleye dinleye ana dilinin özelliklerini öğrenir ve bu çerçevede çocukta dil bilinci gelişir. Ana dilini (konuşmayı) öğrenen çocuk çevresini soru bombardımanına tabi tutar. Çocuğun bu soruları aynı zamanda hayat yolculuğuna ilişkindir. Böylece hayat yolculuğunu anlamlandırmaya çalışır çocuk. Bu dönemde onun en çok ihtiyaç duyduğu ona anlatılacak masallardır.
Masallar çocuğun hem hayat yolculuğunda uyulması gereken temel kuralları öğreten hem de ana dilini geliştiren önemli metinlerdir. Bu masalların büyük bir kısmı geçmişten günümüze süzülerek gelen metinlerken bir kısmı da anne-baba veya anneanne-babaanne-dedeler tarafından doğaçlama üretilen masallardır. Masallarla öğreniriz ana dilimizi, masallarla öğreniriz hayat yolculuğunda hep iyilerin galip olduğunu ve olacağını. İyilik ilmek ilmek işlenir bilinçaltımıza masallarla. Kötülükle mücadelenin gerekliliği de öğretilir masallarla bu sırada.
Dinleme süreciyle birlikte çocuğun hayatında (3-6 yaş arasında) soru sorma süreci başlar. Her gördüğünün ne işe yaradığından tutun, olup bitenlere dair anlamlandırma sürecidir soru sorma süreci. İşte çocuğun çevresindekilerin en önemli görevi bu aşamada ortaya çıkar. Sabırla ve ona değer vererek sorularına anlayabileceği somutlukta cevap vermek ailenin çocuğuna vereceği en önemli hediyedir. Bu hediyenin adı, merak duygusunu pekiştirmedir.
Merak duygusu, bir çocuğa hayat yolculuğu sırasında verilen önemli hediyelerden biridir. Merak duygusu, çocuğu hayat ve öğrenme yolculuğu sırasında istikamette tutan bir yolculuktur. Çocukluk döneminin ikinci aşamasında başlayan eğitim öğretim süreci, çocuktaki merak duygusunu geliştirerek devam ederse o çocuğun kendini hayata hazırlaması ve dilini geliştirmesi yönünde hiçbir engeli kalmaz. Bizlere (anne babalara, eğitimcilere, yöneticilere, yetişkinlere) düşen, merak duygusunun geliştirileceği eğitim öğretim ortamları hazırlamak ve çocuklarımızı kişilikli yetiştirmektir.
Merak duygusunu körelten iki tutum vardır: Bunlardan ilki baskıcı tutumken diğeri de onun karşıtı laubali tutumdur. Bu ikisi çocuğun merak duygusunu yaralar veya zamanla yok eder. Disiplinli ve değer veren tutumsa, çocuğun gençliğe geçiş aşamasında oldukça önem taşımaktadır. Bu dönemde çocuğun ve gencin merak duygusu, somut âlemden soyut âleme yönelir. Soyut âleme ilişkin merak ettiği hususlar bastırılmadan veya laçkalaştırılmadan muhatabına değer veren bir disiplin anlayışıyla açıklanmalıdır. Artık çocuğun gençliğe geçiş aşamasıdır bu aşama. Çok dikkatli olunmalı, bu süreçte gencin kişiliğine zarar vermekten kaçınılmalıdır.
Genç, hayat yolculuğuna adım atmanın farkındadır bu süreçte (15-25 yaş arası). Anne babasını beğenmez, onlara tutarlı tutarsız eleştiriler yöneltir, çevresindeki olup bitenlere karşı fevri çıkışlar yapar; onun bütün ilgisi dışardan gelen mesajlara açıktır. Gencin ailesi, öğretmenleri ve çevresi bu dönemde gencin bu tür çıkışlarına sert tepki göstermeden, onu anlamaya çalışarak sabırla karşılık vermeli, onu kırmaktan özellikle kaçınmalı. Bu kriz anı geçtikten sonra her şey yerli yerine oturacak, genç de o dönemde yapıp etmelerinden dolayı rahatsız olup utanacaktır. Bizlere düşen, onun bu aşamada ailesinden-milletinden-ümmetinden-insanlıktan uzaklara savrulmasını önlemektir.
Merak duygusu bu evrede de önemlidir. Bu duygu doğru yönlendirilirse gencin hayatında, büyük bir atılıma kaynaklık eder. Yeter ki gencin çevresindekiler ondaki bu merak duygusunu uygun bir dille yönlendirsin, ona değer versin ve uygun ortamlar hazırlasın. Artık bu süreçte genç, edebî-bilimsel-felsefi çalışmalara odaklanma aşamasındadır. Eğitim kurumları ve sosyal ortamlar, gençteki bu dönemi yerli yerinde değerlendirirse ve uygun bir dille yönetirse o gencin; ailesine, milletine, ümmetine ve insanlığa önemli katkıları olur.
Bizlerin, içinde yaşadığımız şu çağda kaybedecek ne bir çocuğumuz ne bir gencimiz ne de bir insanımız vardır. Ne yapıp edip kendi çocuklarımıza, gençlerimize ve insanımıza sahip çıkmanın, onlardaki merak duygusunu geliştirmenin yollarını bulmalıyız. Velhasıl üzerimizde ağır bir sorumluluk var şu sanal medya çağında. Allah yâr ve yardımcımız olsun.
