bir ateş geçer içimizden
kor kalır
kül olmaz asla
sonra gider herkes
bir ben kalırım bana
sen pencere kenarlarında yoksun
yine de kırkikindiler çoktan inmiş
daha ne olsun
eşya taşımakla geçer ömrümüz
fakat su her zaman akar
ellerimizden kalbimize
sızıları taşır damarlar
kaybolur toprak damların killi duvarları
zira aynı rüyaları görüyor artık
köylüler ve şehirliler
ve ancak güneş doğduktan sonra
uyuyabiliyor tüm kaldırımlar
sizler nereye gidiyorsunuz
başlarınızı eğiyorsunuz
Lazarus’u çağıracağız
daha mağarasından
oysa limon kabuklarından da
pasta olurdu pekâlâ
yitirmeselerdi kokularını
bizler apartmanlarda yaşıyor
ve yas bize gelmediği için
kapıyorduk gözlerimizi
seviniyorduk
boyalı ve yamalı hayatlar yaşarken
renkleri çoktan solmuş bir rüyayı
hatırlamaya çalışıyorduk
bütün eşikler hüzünlüdür artık
beklemiyoruz gelmeyi unutanları
kapılarımız sımsıkı kapalı
hangimiz hangimizin rüyasındayız
ya da hepimiz kimin rüyasıyız
burası dünya
ilaçsız yaşanamayan bir yer yani
açık yaralardan girer
kıvrım kıvrım acılar
küçük küçük yangınlar
faydasız artık suni teneffüsler
bir hak verildi bize
fakat beceremedik biz
