Kuleli Askeri Lisesi 2. sınıftayız, 1971, 14 yaşında, tam büyüme çağı, sabah kahvaltısı çok erken, ikinci teneffüste iyice acıkıyoruz, o teneffüste kantine simit bohça da geliyor..
teneffüs borusu (bizde zil yoktu) çalır çalmaz, kantine uzaklıkları değişik 23 kısmın kapısı açılıyor, sadece ben değil herkes büyüme çağında, kantine kadar çimde sert bir koşu, kantinde kuyruk, itiş kakış bir açma/simit kaptın, başarılısın ve ben fena değildim, sanırım kısmın kantine yakınlığının da etkisiyle, rızkımı çıkarıyordum.. ta ki kantinde tezgaha Numan abi geçene kadar!
Numan abi (bize ısrarla abi yok, asker! diye hitap edeceksiniz derlerdi ama biz küçüktük, derdimiz iktidar değil çocukluktu, hep asker abi derdik, o lanet iktidar işleri, dertleri büyüyünce çıktı), Nevşehirli, hemşeriyiz yani..
ben o satış tezgahına geçtikten sonra da 2. teneffüs simit poğaça hakkımı ikmal etmeye devam ediyorum, halimden memnunum.. birgün Numan abi, “hemşerim”, dedi, demez olaydı,
“hemşerim”, dedi, “ne kadar şımarık bu İstanbul bebeleri, bir simit için kantinin altını üstüne getiriyor, birbirlerini kırıyorlar!
ama sen görüyorum ki hiç böyle bir şeye tenezzül etmiyosun..”
belli ki o 10 dakikalık ikinci teneffüs harplerinde o kalabalık ve hercümerç içinde benim kantin deparlarımı, tezgahın önündeki gözyaşartıcı açma simit muharebelerimi görmemiş..
devam etti:
“gözümdesin hemşerim!”
olmaz olaydım, dondum kaldım..
sonrası mı, Numan abinin gözünden düşecem diye,
ikinci teneffüs harplerini, açma simit muharebelerini bıçak gibi kestim, kantine bin yılın başı uğramaya başladım, onu da ağır büyük adam sohbetleriyle Numan abinin hala gözünde olduğumdan emin olmak için..
taa okul ve Numan abinin askerliği bitene kadar!
Allah’ım neydi günahım, neydi ki büyüme çağımda bana bir kuru poğaçayı bile çok gördün..
