Hayat; insan için büyük bir okul, imtihan içinde bir imtihan, sıkıntının, keder ve sevincin iç içe yaşandığı bir süreçtir. Bu yaşam süreci içinde çeşitli kararların alındığı, hayata dair daha isabetli ve doğru adımların atıldığı, saygı ve itibara daha çok layık olunduğu dönem olan yaşlılık, hayat okulunda alınan bilginin, tecrübenin, fedakârlığın, cömertliğin, karşılık beklemeden vermenin sembolü, hep veren fakat hiç karşılık beklemeyen, zahmetli ve meşakkatli hayat yolculuğunda tüm varlıklarıyla geleceğimizi aydınlatan fedakâr şahsiyet, saygıya en çok layık olan mümtaz değer.
Kur’an-ı ifadeyle; “Rabbin, sadece kendisine ibadet etmenizi, ana babaya da iyi davranmanızı kesin olarak emreder. Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf” bile demeyiniz.” Tanımının muhatabı, bizlere evrensel mesajlarıyla her konuda rehber olan sevgili Peygamberimizin; “Vaktinde kılınan namazdan sonra Allah’a en sevimli işin ana ve babaya iyilik etmek olduğunu”, “Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Yaratılanlara merhamet ediniz ki Allah da size merhamet etsin”, “Ak saçlı Müslüman’a saygı Allah’ın şanını yüceltmekten ileri gelir.”, “Ana babası ya da onlardan birisi yanında yaşlanıp da (onlara hizmet edip dualarını alarak) cennete giremeyen kimseye yazıklar olsun.”, “Küçüklerine merhamet etmeyen, büyüklerine saygı göstermeyen bizden değildir”, “Allah, İslam dininde yaşlanmış kadın veya erkek kullarına azap etmekten hayâ eder”, “Allah, sünnete (İslam’a) sımsıkı sarılan bir yaşlının yaptığı duayı geri çevirmekten hayâ eder”, “Eğer Allah’ın beli bükülmüş kulları, süt emen yavrular, otlayan hayvanlar olmasaydı, başınıza sağanak sağanak ve kesintisiz azap yağardı”, “Saçı-sakalı ağarmış, yaşlı Müslüman’a, hükümlerini çiğnemeyen ve okumayı bırakmayan Kur’an okuyucusuna, adil idarecilere ikram etmek ve saygı göstermek, Allah’a saygıdandır” şeklindeki evrensel mesajların bizatihi muhatabı.
Hor görülen, hak ettikleri değeri göremeyen ve Kur’an-ı Kerim’de ki bunca tanımlara layık yaşlılarımızın içler acısı hallerini, şu sorular ışığında bilgilerinize sunmaya çalışacağım;
Onları üzen, inciten, küstüren, ağlatan, huzur evlerinde kaderlerine ve yalnızlığa terk eden fert ve toplumlar, maddi ve manevi sıkıntılardan kurtulabileceklerini mi zannediyorlar?
Hanımından ya da kocasından çekinerek geçici dünyanın, süfli emelleri uğruna anne ve babalarını huzur evlerine terk edenler, evlerinde huzurlu bir hayat yaşayacaklarını zannediyorlar mı?
Sahip olunan gençliğin, güzelliğin, güç ve kuvvetin ebedi kalacağı mı zannediliyor?
Merhametin, sevginin ve saygının her kapıyı açan anahtar olduğu bir gerçek iken Peygamber Efendimizin; “Merhamet edenlere, Allah da merhamet eder. Allah’ın yarattıklarına merhamet ediniz ki, Allah da size merhamet etsin” şeklindeki mesajı karşısında, 2024 Ocak ayı itibarıyla huzurevi sayısı 267’ye, hizmet alan yaşlı sayısı da 13 bin 30’a ulaşmışken, kamu ve özel sektör dahil toplamda 29 bin 682 yaşlıya huzur evlerinde bakım hizmeti veriliyor olması, 29682 yaşlı insanımızın, çocuklarının ve gelinlerinin merhametsizlikleri nedeniyle kaderlerine terk edilmiş olmaları, her geçen gün artış gösteren bu tablonun İslam’ı kendilerine şiar edinen İslam toplumunun evlerindeki huzurun ve bereketin yok olmasına neden olmaz mı? Dahası, bu durum Müslümanlara yüz karası değil mi?
“İnsanoğlu ne ekerse, onu biçer…” veciz sözüne kulaklarını tıkayanlar, bir gün kendilerinin de yaşlılık dönemlerinde böylesi durumlarla karşılaşabileceklerini hiç düşündüler mi?
“Önce kendine ve insanlara merhamet et ki; Allah da sana merhamet etsin.” ilahî mükâfatıyla karşılaşmak varken, böylesi bir rahmetten mahrum kalmak akıl kârı mı?
Gözü yaşlı bu insanları yük ve değersiz görmek, desteksiz, ilgisiz bırakmak, huzur evlerine özellikle evlatları, gelinleri, eşi ve çocukları olarak terk etmek insan olarak kanınıza dokunmuyor mu?
Yaşlılarımızın ruhlarının karartılması, kalplerinin titretilmesi, yaşama dair umutlarının yok edilmesi, hangi vicdani değerlerle bağdaştırılabilir?
Yaşanan gerçeklerle yüzleşmek, hakikati görmek, yanlıştan dönmek ve doğruyu bulmak varken, kendisine reva görmediği insanlık dışı, cahiliye dönem kalıntısı bu davranışları anne ve babalarına ve diğer yaşlılara layık görmeleri, İslami davranış mıdır?
İnancımız, kültürümüz, gelenek ve göreneklerimiz, yaşlıları birer nimet görürken, bunca hoşgörüsüzlük niye?
İlgisizliğe, yokluğa, köşe başlarında dilenmeye, evlerinde veya huzur evlerinde yalnızlığa terk edilmeleri, insan sesine ve sıcaklığına hasret bırakılmaları, onlara yapılan psikolojik şiddet değil de ya nedir?
“Kadına şiddete hayır.” Diye karşı çıkanlar, “Yaşlılara yapılan bu şiddet.” şiddet değil mi? şiddeti yalnızca kadınlar mı görüyorlar? Yaşlılar, çocuklar, hatta ve hatta hayvanlar şiddete maruz bırakılmıyorlar mı? Buradan soruyorum; bu alanlarda şiddete maruz kalanların çığlıklarına kulaklar neden tıkalı? Gözler neden kapalı? Diller neden suskun? Bu yaşlılığın, bir gün kapınızı çalmayacağını mı zannediyorsunuz?
“Yaşlanmak, bir dağa tırmanmaya benzer. Çıktıkça yorgunluğunuz artar, nefesiniz daralır, ama görüş açınız genişler.” diyen ünlü İtalyan düşünür Ingmar Bergman’ın, “Gençlerin aynada göremediklerini, yaşlılar bir tuğla parçasında okurlar.” diyen Mevlana’nın bu manidar mesajlarına, gönül gözleri neden kapalı?
Saygılı ve merhametli davranılmasından başka hiçbir beklentileri olmazken, ömürleri boyunca evlatları için ağır bedeller ödemelerinin, türlü türlü zahmetlere katlanmalarının ve bunca fedakârlıklarının karşılığı bu mu olmalı?
Kendilerini güvende ve özgür hissettikleri, anılarıyla iç içe oldukları evlerindeki yaşamlarından kopartılıp, kalan ömürlerini aile sıcaklığından uzak, zorunlu sürgün misali huzur evlerinde geçirtmenin bedelinin ağır olmayacağı mı zannediliyor?
Aile yakınlığına daha çok ihtiyaç duydukları bu dönemlerinde sevgiden, ilgiden yoksun bırakılmaları, besledikleri kedi ve köpeklerine yaptıkları harcamaları, gösterdikleri ilgi, alaka ve sevgiyi dahi onlara göstermemeleri, sosyal yardımlara, ekonomik desteklere muhtaç bırakılmaları ve iç dünyalarında oluşturulan bunca depremin yaralarının sarılmasına, ömrünüzün ve servetinizin yeteceğini mi zannediyorsunuz?
Evlerimizde bulunmaları dahi büyük bir nimet, aile huzurumuza da vesile iken, ”Önce kendine ve insanlara merhamet et ki; Allah da sana merhamet etsin.” İlahi mükâfatına ulaşamamak ve mahrum kalmak, akıl kârı mı?
İnançta ve ruhta güzellik yoksa, baktığı gözlerinde insan sevgisini göremiyorsa, kalbinde vicdan ve merhametten kırıntı kalmamışsa, insanlar arası ilişkilerde ölçüleri şaşmışsa, olumsuzluklar artmışsa, yaşanan iyilik ve güzellikler yok edilmişse, inançtan, insani sorumluluktan uzaklaşılmışsa, süfli emeller uğruna kadının ya da kocanın kölesi olunmuşsa, maddiyat ön planı çıkartılmışsa, insanlıktan uzak bunca olumsuz düşüncenin sahiplerinden başka ne beklenebilirdi ki?
Bugünün gençleri olan bizlerin, yarının yaşlıları olacağımızı unutmadan, onlara hürmet ve ihtimam gösterip, gönüllerini ve dualarını almak, güzel ve tatlı söz söylemek, merhamet ve tevazu ile yaklaşarak ihmal etmemek varken, onlardan saygı, ilgi, sevgi, şefkat ve merhameti esirgeyip huzur evlerine terk edip, kaderleri ile baş başa bırakılmaları inanıyorum ki, XXI.y.y. insanlığının en büyük ayıbı olarak da tarihe geçecektir.
Geliniz henüz geç olmadan, yorgun dünyalarını daha fazla paramparça etmeden, terk edilmişliğe, kaderleriyle baş başa bırakmadan, değerli olduklarını, sevildiklerini hissettirip, eşimize, çocuklarımıza ve evlerimizde beslediğimiz kedi ve köpeklerimize gösterdiğimiz önem ve değeri, onlardan da esirgemeyelim. Şu da unutulmamalıdır ki; saygıya layık olan başta anne ve babalarımız olmak üzere yaşlı ve güçsüzlere yardım etmek, aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’in bizlere bir emridir de. Yanımızda yaşlanan anne ve babamıza hürmet etmemiz, tanıdığımız, tanımadığımız bütün yaşlılarımızın hatırlarını sorup ihtiyaçlarını gidermemiz, nasihatlerini dikkate almamız, tecrübelerinden faydalanmamız ve gönüllerini hoş tutmamız, erdemli ve onurlu bir davranış olacaktır.
Bugünün yaşlıları dünün gençleriydi. Günümüzün gençleri de yarının yaşlıları olacaklardır. Öyle ise, bizim de bir gün yaşlanacağımızı göz önünde bulundurarak yaşlılarımıza, özellikle ana-babamıza, dedelerimize ninelerimize vs. saygıda kusur etmememiz, bu önemli konuda çocuklarımıza ve gençlerimize de en güzel örnek olmamız gerekir. Çünkü elleri öpülesi yorgun yürekli bu mümtaz şahsiyetler bizler için yaşamları boyunca sıkıntılar çekti, zorluklara göğüs gerdi ve bizlerin bu günlere gelmesi için mücadele ettiler.
Bu bakımdandır ki; onlara hürmet sadece sözle değil evde, otobüste, çarşıda, pazarda, sokakta, camide ve her yerde gösterilmeli, gözü ve gönlü yaşlı bu insanlar bir de anne ve babalarımız ise daha da dikkatli ve duyarlı davranışlar sergilenmelidir.
Ülkemizde sosyal yoksunluk ve ekonomik yoksulluk içinde bulunanların yaşam standartlarını korumak, sosyal ve ekonomik gereksinimlerini karşılamak, yaşamlarını sağlık, huzur ve güven içerisinde geçirmelerine yardımcı olmak, boş zamanlarını değerlendirmelerine yardımcı olmak, yaşam koşullarını iyileştirmek, günlük yaşamla ilgili etkinliklerine rehberlik ve danışmanlık yapmak, kendi olanakları ile karşılamakta güçlük çektikleri konularda destek olmak, sosyal ilişkilerini ve aktivitelerini artırmak, sahipsiz olmadıklarını, insanlığımız ve evlatlığımızın nişanesi olan vefa borcumuzu birey, sivil toplum örgütleri, kamu kurum ve kuruluşları olarak zaman geçirmeden ivedi şekilde eksiksiz olarak yerine getirmeliyiz.
Sebebi vücudumuz olan anne ve babalarımız başta olmak üzere toplumun manevi sigortaları olan yaşlılarımız saygıya, ilgiye, sevgiye ve hürmete, baş tacı edilmeye, elleri öpülmeye en layık mümtaz şahsiyetlerdir. Bu bakımdandır ki; onlara hak ettikleri sevgi, saygı ve ilgiyi göstermek hem insani görevlerimiz hem de İslam’ın emirleri arasında yer alır. Bu mümtaz şahsiyetlere gösterilen merhametin ve yardımın, Cenabı Allah’ın da bizlere yardım ve merhamet etmesine kapı aralayacağını, evlerimizde ki huzurun ve bereketin vesileleri olduklarını da aklımızdan çıkarmamalıyız.
28.01.2026
