Ezan okunması gereken vakit geçmiş, bekleyişimiz anbean bir kızgınlığa bürünmeye başlamıştı. Daha evvel de okunurdu bu ezan ama her nedense saati hiç bu kadar dikkatimi çekmemiş, gecikmesi hiç bu kadar dokunmamıştı. Aslolan, vaktin girmesiydi hâlbuki.
Ezan, bir çağrının vücut bulma hâliydi. Neye çağırıyordu ezan? Namaza! Evet. Bu ezan, akşam namazı içindi. Ben ise iftar ezanını bekliyordum. Kılınacak olanın yenilecek olana mağlubiyetiydi bu.
Okundu nihayet. Geciken bir ezanla fark ettim, neleri geciktirdiğimi.
Anne sahura beni de kaldır
Ben de tutabilecek yaşa geldim mi?
Acıkırsam ne olacak
Anne, anne yüzümü yıkarken
Azıcık su damlaları girdi ağzıma
Bir şey olur mu?
Kaç saat var iftara
Bu tuttuğunuz kadardan fazla mı?
Top oynasam günah olur mu anne
Çok terlemeden ama
Anne ekmek koklamak orucu bozar mı?
Keşke fırında çalışsaydım
Ne güzel her yer ekmek kokuyor orada
Anne oruç ne demek
Çocuklar oruçluyken ölürse
Oruçları bozulur mu?
Anne Gazze buraya çok mu uzak
Biz niye gülüyoruz hâlâ
Biz niye yaşıyoruz
Birbirinden niye farklı
Orada yaşamak burada yaşamakla
Anne hava karardı
Işıkları yanacak mı caminin
Ezan iftar mı demek namaz mı yoksa
Anne oruç tutup namaz kılmak
Bizi acıktırır mı şehit olmaya
