1. Anasayfa
  2. Gezi Yazısı

Günlüğümdeki Hollanda

Günlüğümdeki Hollanda
0

17 Eylül 1999, Cuma

Uçağa bininceye kadar içimde sürekli bir korku vardı. Her an birileri Avrupa’ya uçmamıza engel olacakmış gibi hissediyordum. O kadar çok yasak kuşatmıştı ki hayatımızı, adeta potansiyel suçlu gibiydik. 28 Şubat’ın acı rüzgârı, güzel ülkemizin çiçeklerini soldurmaya devam ediyordu.

Daha önce hac ve umre için yurt dışına çıkmıştım; ancak eşimle birlikte Avrupa’ya ilk seyahatimizdi bu. 4, 7 ve 11 yaşlarındaki üç çocuğumuzu hala ve teyzelerine emanet ederek yol arkadaşımız Şaban Bey ve eşiyle birlikte iki aile yola revan olduk. Özel aracımızla, molalar vererek İstanbul Havalimanı’na ulaştık. Havalimanındaki düzen ve görevlilerin dikkatli ve nazik tavırları beni memnun etti.

Yaklaşık iki buçuk saatlik uçuşun ardından Amsterdam Havalimanı’na indik. Görevli bana bir şeyler sorunca, bir problem var zannıyla yüreğim ağzıma geldi. Üstelik geri gönderilenlerin hikâyelerinin de etkisi altındaydım. Meğer “Hollanda’ya niçin geldiniz?” diye soruyormuş. Bizi karşılamaya gelen arkadaşımızın yardımıyla rahatladık.

Bizi karşılayan ve burada işçi olarak çalışan, aynı binada oturan iki Türk kardeşimiz, tam on dört kişiyi misafir edip sofra kurdular. Bu misafirperverliği bir Avrupalının anlamasını beklemek saflık olur.

Millî Görüş’e mensup işçilerin inşa ettiği mescitte Cuma namazını kıldıktan sonra, aile eğitim kampının yapılacağı Hollanda’nın Kuzey Brabant eyaletindeki Hoogerheide sahil kasabasına hareket ettik. Yaklaşık 150 kilometrelik bir yoldu. Aracı kullanan İbrahim Bey o gün oldukça yorulmuştu, gözlerini açık tutmakta zorlanıyordu. “İhtiyaç olursa aracı kullanabilirim” deyince çok sevindi ve hemen aracı sağa çekti. “Aslında ben de size teklif edecektim” dedi.

Akşamüzeri kamp yerine ulaştık. “Bungalov” dedikleri, tamamen ahşaptan yapılmış, eksiksiz, müstakil sahil evlerine yerleştik. Kamp sahildeydi; ancak mevsim uygun olmadığı için programda denize girmek yoktu.

 

18 Eylül 1999, Cumartesi

Saat 11.00 civarında, Maraş yöremize ait küçük hediyelerimizi takdim etmek üzere programın baş konuğu Esad Coşan Hoca’yı ziyaret ettik. Mütevazı bir kahvaltının ardından, Maraş yemenisi ve Serdar Yakar Bey’le birlikte kaleme aldığımız ilk kitabımız Hafız Ali Efendi’yi takdim ettim. Yemeniyi giyip yürüdü ve çok memnun oldu: “Birini içeride, diğerini dışarıda giyerim,” dedi. Kitap için dua etti ve yeni eserler yazmamız konusunda teşvikte bulundu. Danimarka’da özel bir okulda öğretmenlik teklifi aldığımı söyleyince, bu görevi tavsiye etmedi. Türkiye’de kalmamın daha hayırlı olacağını, burada da hizmet imkânı bulunduğunu ifade etti. Bu tavsiyede hayır aradım ve gitmedim. Bir tanıdığımızın yeni doğan kızı için isim sordum. “Hayriye olsun, hayırlı evlat olsun,” diye dua etti. “Arayıp haber verin, isimsiz beklemesin,” diye de ekledi.

Biraz da siyasetten söz etti: “Siyasi partilerin emriyle iş yapmayın; sizi üzerler. Ismarlama işler isterler. Din, siyasetin emrinde olmaz. Maalesef öyle olmasını istiyorlar. Muhsin Bey’le birleşmemek büyük bir hataydı. Tek başına iktidar olacakken olunamadı, bu milleti Demirel’e teslim ettiler. Din düşmanlarına fırsat verilmiş oldu…” dedi. Ardından zamanın kıymetine dikkat çekerek “Saatlere, dakikalara hatta saniyelere dikkat edin” diye nasihat etti ve sözlerini “Önümüzdeki yeni asır ‘Tevhid Asrı’ olacak” diyerek tamamladı.

Öğle namazını, mescide dönüştürülen spor salonunda kıldık. Namazdan sonra uzun bir sohbet oldu. İkindi namazı için hazırlık yapılırken Esad Hoca “Bir kişi ezan okusun” dedi. Tam o sırada bir rüyamı hatırladım. Rüyamda ezanı ben okuyordum. Utandım, başımı öne eğdim. Başka bir arkadaş ezan okumak için hazırlanıyordu “demek ki rüyam sahih değilmiş” diye düşündüm. Tam o esnada, ezan okumaya hazırlanan kişiye “Öğle ezanını okuyan sen değil miydin?” diye sordu. “Evet,” cevabını alınca “İkindi ezanını da başka biri okusun” dedi ve beni işaret etti: “Sen oku.” Genellikle ezan okumaktan kaçınırım; sesim güzel olmadığı için daha iyi okuyabilecek birinin okumasını isterim. Ancak o gün okuduğum ezanı ben de beğendim.

 

19 Eylül 1999, Pazar

Kalabalık bir grupla yaptığımız kahvaltıyla güne başladık. Öğle saatlerinde kapanış oturumu gerçekleştirildi. Yemekten sonra Hollanda’da yaşayan halamın oğlu Yaşar, özel aracıyla gelip bizi aldı, Hollanda ve Belçika’yı kısmen gezdirdi.

Hollanda, nüfus yoğunluğu yüksek ve büyük ölçüde deniz seviyesinin altında bulunan bir ülkedir. Büyük bir tsunami, ülkenin önemli bir kısmını tehdit edebilir. Yaklaşık 18 milyon nüfusa sahip olmasına rağmen yüzölçümü 41.800 km² civarındadır; neredeyse Konya kadar. 1287 yılında meydana gelen selde 50 bin, 1953’te ise 1836 kişi hayatını kaybetmiştir.

Belçika da Hollanda gibi küçük, sakin ve temiz bir ülkedir. Yaklaşık 30.500 km² yüzölçümüne sahip olup 2025 yılı itibarıyla nüfusu 11,8 milyon civarındadır.

16.yüzyılda dünyanın en büyük sömürge devletlerinden biri olan Hollanda, II. Dünya Savaşı sırasında Alman işgaline uğramış, sömürgeci ülke kısa süreli de olsa sömürülen ülke olmuş. 1945’te bu işgal sona ermiştir. Hollanda çevre temizliği konusunda örnek alınacak bir ülkedir. Rabbim bu temizliği kalplerine de sirayet ettirsin inşallah. Beden ve hane temizliğinde Müslümanlar elbette öndedir; keşke çevre temizliğinde de aynı hassasiyeti gösterebilsek. Ne var ki ahlaki bozulma had safhadadır. Eşcinsel evliliğin yasal olduğu ilk ülkedir. Hafta içi disiplinli çalışan insanların, hafta sonu kontrolü kaybederek sabahlara kadar eğlenmeleri dikkat çekicidir. Elbette buna “eğlence” denirse…

 

20 Eylül 1999, Pazartesi

Geceyi Amsterdam’da bir dost evinde geçirdik. Kahvaltı sonrası çocuklara hediye alabilmek için çarşı-pazar dolaştık. Buradaki fiyatlar, burada çalışanlar için uygun olabilir; ancak bizim gibi TL kazananlar için oldukça yüksek. Niyetlendiğimiz birçok şeyi İstanbul’da daha ucuza bulmak mümkün. Birkaç parça alabilmek için bile kendimizi zorladık.

Arkadaşlardan dinlediğimize göre Batı insanı tasarrufu pek sevmiyor; daha çok günübirlik yaşıyor. Dışarıda yemek yeme alışkanlığı yaygın ve bunu uzun saatlere yaymaktan keyif alıyorlar. Ayrıca diğer Batı ülkelerinde olduğu gibi, çocuk sayısından fazla evlerde ve sokaklarda köpek olması dikkat çekicidir.

Müstakil motosiklet ve bisiklet yolları özellikle dikkatimi çekti. O dönem Türkiye’de pek yaygın olmayan bir uygulamaydı. Hollanda’da bisiklet hayatın vazgeçilmez bir parçasıdır. Ülkede en az 18 milyon bisiklet bulunduğu tahmin edilmektedir; yani kişi başına birden fazla bisiklet düşmektedir. Kadın, erkek, genç, yaşlı hemen herkes bisiklet kullanır. Bu yönüyle Konya’ya benzemektedir. 2013 yılında Avrupa Bisikletçiler Federasyonu, Hollanda ve Danimarka’yı Avrupa’nın en bisiklet dostu ülkeleri olarak ilan etmiştir. Hamdolsun, bugün Konya ve Kayseri gibi şehirlerimiz bu konuda önemli mesafe kat etmiş durumda.

 

21 Eylül 1999, Salı

Bir sonraki geceyi, Amsterdam’a oldukça yakın olan Amersfoort’ta başka bir dost evinde geçirdik ve dönüş hazırlıklarına başladık.

Kısaca dini hayattan da bahsetmezsek eksik olur. 2023 yılı verilerine göre, Hollanda nüfusunun %58’i kendisini dinsiz olarak tanımlamaktadır. Fransız mühtedi düşünür Garaudy’ye göre “tevhid akidesine en yakın eşik ateizmdir.” Bu açıdan bakıldığında, İslam’ı tebliğ ve temsil edenler için aslında önemli bir imkân söz konusudur. Müslümanlar ise nüfusun yaklaşık %6’sını oluşturmaktadır; ancak temsil kabiliyetindeki eksiklikler, İslam’ın önündeki en büyük engel gibi görünmektedirler.

 

Günlüğün Eki (22 Mayıs 2022, Pazar)

2014 yılı itibariyle görev icabı Ankara- Keçiören’de yaşıyoruz. Bu süre zarfından çok farklı misafirlerimiz oldu. Bu günkü misafirlerimizin içinde önemli bir isim olması sebebiyle günlüğüme ek yapma gereği duydum. Bu misafir, Hollanda’da İslam karşıtı politikalarıyla bilinen Özgürlük Partisi’nden (PVV) ayrılarak Müslüman olan Arnoud Van Doorn. “İslamiyet’i seçeceğim hiç aklımda ve hesabımda yoktu” diyor. Müslüman olduktan sonra büyük bir iç huzuru yaşadığını belirten Van Doorn, aşırı bir İslam düşmanı iken şimdi İslam müdafi olmuş. Yine aynı ırkçı partide milletvekili iken Müslüman olan Joram Van Klaveren hikâyesi de Arnoud’un hikâyesi gibi. İslam karşıtı bir kitap yazmak için çalışırken edindiği bilgiler onun Müslüman olmasına vesile olmuştur.

Rabbim Hollandalıları ve tüm batıyı İslam’la şereflendirsin. Batıdan doğması beklenen güneşin ışığı kendini göstermeye çoktan başladı. “İsterler ki (o kâfirler)Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürüversinler; ama inkârcılar hoşlanmasalar da Allah nurunu muhakkak tamamlayacak!”(Saf, 8)

1963 Kahramanmaraş-Göksun doğumlu. 1984 yılında Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 1985-2014 yılları arasında öğretmenlik-okutmanlık, okul yöneticiliği, il millî eğitim müdürlüğü ve daire başkanlığı görevlerini ifa etti. Emekli olduğu 2014 yılından itibaren sivil toplum kuruluşlarında görev yapmaktadır. Evli ve biri kız, ikisi erkek olmak üzere üç çocuk babasıdır. bazı çalışmaları: ✓ Asr-ı Saadette Tıp. (Mezuniyet Tezi) ✓ Hafız Ali Efendi ve Mücadelesi. (Müşterek) ✓ Biz Böyle Gördük. (Müşterek) Basılı.​​ * Dua Zamanı Mektuplar. ✓ Kahramanmaraş İmam-Hatip Lisesi’nde yayımlanan “Dost” ve “Gonca” isimli dergilerin yayın kurulunda yer aldı ve yazılar yazdı. ✓ “Heybe”, “Bohça”, “Mezun Duygular”, “Fuyuzat”,"Kulluğun Tadı"  “Sohbetler”, “Seyahatname”, “Rehberlik”, “Anketler” gibi isimlerden oluşan çalışmaları yayımlanmayı beklemektedir.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir