1. Anasayfa
  2. Dünyanın Renkleri

Antakya Seyahatnamesi-IV

Antakya Seyahatnamesi-IV

Hatay Cumhuriyeti Meclisi

Hatay İsminin Hikâyesi

İÖ 1200’lü yıllarda Hatay ismine rastlanmaktadır. Amik Ovası bölgesinde Hitit Prenslikleri’nin birleşerek Hattena Krallığı oluşturmasından dolayı bölge Hatay ismini aldığı sanılmaktadır. Bu bölgeye Hatay ismini 1936 yılında Atatürk vermiştir.

Diğer bir rivayette ise, Avrupalılar Çin’in kuzeyine “Hıtay” derlerdi (Rusçada “Kitay”). “Hıtaylar” ismini taşıyan yarı göçebe Türk kabileleri 10. yüzyılda Mançurya’yı ve Çin’in kuzeyini işgal etmişler ve burasının ismi “Hıtay” kalmıştı. Atatürk “Hıtaylar”ın Anadolu’ya da gelmiş olduklarına inanıyordu. “40 asırlık Türk yurdu” saydığı Antakya’ya Hatay ismini bu yüzden vermişti.

Hatay

Antakya, Hatay ilinin merkezine verilen isimdir. Hatay, tüm bölgenin genel ismidir. Tabii ki bölgenin iki ismi olması eskiden beri dikkatimi çekerdi. Fakat bu durum Hatay’ın özel statüsünden kaynaklanmaktaydı. Bildiğiniz gibi Hatay, kendi isteğiyle Türkiye’ye katılan Hatay Cumhuriyeti Devleti’nin ismidir. Bu nedenle Hatay hep özel bir duruma sahip olmuştur.

Bildiğiniz gibi l. Dünya Savaşında bölge gizli antlaşmalarla Fransızlara bırakılmıştı. Güneydoğu Anadolu’da yapılan Kuva-yı Milliye Harekâtı başarılı olup Fransızlar bölgeden çıkınca Ankara hükümeti ile 1921 yılında Ankara Antlaşmasını imzaladılar. Bu Antlaşma ile Ankara Hükümeti Fransızlarla olan mücadeleyi sona erdirirken aslında Suriye’yi de Fransızlara terk etmiş oldu. Bu açılardan Suriye ve Haleb’te başlayan Kuva-yı Milliye direnişiyle bağlarımızı koparmış ve onları, Fransızlarla baş başa bırakmış olduk. Bu durum, Suriye’nin Fransız işgaline girmesine yol açtı.

Antlaşmanın 7. maddesinde Hatay ve İskenderun için özel bir statü talep edilmiştir. Antlaşma maddesi şöyledir: “İskenderun ve Antakya bölgesi için Fransa özel bir yönetim rejimi kuracak, buradaki Türk halkına kültürlerini geliştirmek için her tür kolaylık gösterilecek. Türkçe resmî dil olarak kalacaktır.” 8. Madde de sınırları şöyle çizmiştir: “3. maddede sözü geçen hat şöyle çözümlenmiştir: Sınır, İskenderun Körfezi üzerinden Payas’ın güneyinden Meydan-ı Ekbez’e doğru gidecek. Oradan Suriye’ye, Karnaba ve Kilis Türkiye’ye bırakılarak Çobanbey İstasyonu’nda demiryolunu izleyecek, demiryolu Nusaybin’e kadar Türk topraklarında kalacaktır. Nusaybin ile Cezine-i İbn Ömer arasındaki eski yol Türklerde kalarak Dicle’ye varacaktır. Yolda, her iki ülke de aynı hakka sahip olacaktır. Bu antlaşmanın imzalanmasını izleyen bir ay içinde her iki taraf temsilcilerinin oluşturduğu bir komisyon bu hattı saptayacaktır.”

Kâğıt üzerinde çizilen sınırla köyler ve ilçeler ortadan ikiye bölündü, aynı köyde yaşayan insanların bir kısmı bir gece içinde “Türk”, diğer kısmı da “Arap” oluverdi. Bu insanlar yıllarca birbirlerini görmek, ziyaret etmek için büyük eziyetlere ve sıkıntılara katlanmak zorunda kaldılar.

Biz, Suriye’yi İtilaf Devletlerine teslim ederek bir anlamda Anadolu’yu kurtarmış ve zaman kazanmış olduk.

Ama Cumhuriyeti kuran kadronun Hatay’a ilgisi devam etti. Atatürk, burayı Türkiye’ye bağlamak için bölgedeki ekibiyle hep mücadele etti.

İkinci Dünya Savaşı sürecinin başlaması ve artan savaş maliyeti üzerine Fransa Suriye’yi boşaltmaya karar verince Türkiye’nin Milletler Cemiyetine Hatay’ın Ankara Antlaşmasına göre kendisine bırakılması için baş vurdu. Bunun üzerine 1938 yılında halk oylamasına başvurularak Hatay’a bağımsızlık verildi.

Devletin kuruluşu Hatay Millet Meclisi’nin 2 Eylül 1938 tarihli kararıyla ilan edilmiştir. Devlet başkanlığına Tayfur Sökmen, meclis başkanlığına Abdülgani Türkmen, başbakanlığa ise Abdurrahman Melek seçilmiştir. Devletin resmî dili Türkçe, ikinci dili ise Fransızca olmuştu ancak Arapça eğitim veren okullar Arapça eğitime devam edeceklerdi. Kuruluş taslağında iç işlerinde bağımsız olarak düşünülmüş; dış ilişkiler, mali ilişkiler, gümrüklerin ve toprak bütünlüğünün Fransa ve Türkiye tarafından denetim ve güvence altına alınmasına karar verilmişti.

İskenderun Sancağının 2 Eylül 1938’de bağımsızlığını ilan etmesi ile kurulan HATAY Devleti 29 Haziran 1939 günü devletin yasama organı olan 22 üyesi Türk olan 40 üyeli Hatay Devleti Millet Meclisi’nin aldığı karar gereği Türkiye’ye katılmış ve Hatay ili adıyla anılmıştır.

Hatay’ın Türkiye’ye katılmasına sevinen Hataylılar, Türk askerinin Hatay’a girip ezanı yasaklaması üzerine derin bir hayal kırıklığına uğradılar. Fransızlara karşı din ve namus mücadelesi yapan Hataylıların, kendi dindaş ve soydaşlarının eliyle dinleri yasaklandı.

EK: ANKARA ANTLAŞMASININ MADDELERİ

Uzun pazarlıklardan sonra 20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşması imzalandı.

Ankara Antlaşması’nın maddeleri şunlardır:

1- Her iki taraf bu antlaşmanın imzalanmasından sonra savaşa son vermeyi kabul edecektir.

2- Türk ve Fransız tutuklu ve savaş esirleri serbest bırakılacaktır.

3- Antlaşmanın imzalanmasını izleyen iki ay içinde sözü geçen hattın güneyine Fransız kuvvetleri ve kuzeyine Türk kuvvetleri çekilecektir.

4- Boşaltma ve işgal her iki tarafça atanacak bir komisyonca saptanacak yöntemlerle gerçekleşecektir.

5- Her iki taraf da boşaltılan bölgelerde tam bir genel af uygulayacaktır.

6- Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Misak-ı Millî’de açıkça tanınan azınlıklar hukukunun çeşitli devletler ve bağlaşıkları arasındaki antlaşmalara göre aynı temelde kendisine uygulanacağını bildirir.

7- İskenderun ve Antakya bölgesi için Fransa özel bir yönetim rejimi kuracak, buradaki Türk halkına kültürlerini geliştirmek için her tür kolaylık gösterilecek. Türkçe resmî dil olarak kalacaktır.

8- 3. maddede sözü geçen hat şöyle çözümlenmiştir: Sınır, İskenderun Körfezi üzerinden Payas’ın güneyinden Meydan-ı Ekbez’e doğru gidecek. Oradan Suriye’ye, Karnaba ve Kilis Türkiye’ye bırakılarak Çobanbey İstasyonu’nda demiryolunu izleyecek, demiryolu Nusaybin’e kadar Türk topraklarında kalacaktır. Nusaybin ile Cezine-i İbn Ömer arasındaki eski yol Türklerde kalarak Dicle’ye varacaktır. Yolda, her iki ülke de aynı hakka sahip olacaktır. Bu antlaşmanın imzalanmasını izleyen bir ay içinde her iki taraf temsilcilerinin oluşturduğu bir komisyon bu hattı saptayacaktır.

9- Osmanlı Hanedanı kurucusu Osman Gazi’nin dedesi Süleyman Şah’ın Türk mezarı adı ile anılan mezarın bulunduğu Caber Kalesi Türk Bayrağı altında, Türk koruyucuları gözetiminde, Türk mülkü olarak kalacaktır.

1O-Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Pozantı-Nusaybin arasındaki Bağdat Demiryolu ayrıcalığının ve Adana’daki şubelerinin haklarıyla işletme ve nakliyat-ı ticaretinin yasal hak ve yararlarıyla Fransız Hükümeti’nin seçeceği bir Fransız grubuna verilecektir. Türkiye, Meydan-ı Ekbez’den Çobanbey’e kadar Suriye topraklarından trenle askeri ulaşım yapabilecektir. Suriye de Türk topraklarında aynı hakka sahiptir.

11- Bu anlaşmanın imzalanmasından sonra Türkiye-Suriye arasında bir gümrük anlaşması saptanması için karma komisyon kurulacaktır.

12- Kuveik Suyu, Halep Şehri ile kuzeyindeki Türk bölgesi arasında acil bir şekilde bölünecek, Halep, gereksinmesine göre, kendi masraflarıyla Türk toprağından, Fırat’tan su alabilecektir.

13- Yerleşik veya göçebe haktan 8. maddede saptanan hattın bu veya öteki taraftaki otlaklardan yararlanma hakkı, emlaki veya arazisi olanlar eski haklarından yararlanabileceklerdir. Hayvanlarını veya yavrularını, araç ve gereçlerini gümrük veya vergi vermeksizin hattın öte tarafına nakledebileceklerdir. Bunlarla ilgili vergileri, oturdukları ülkede vermek ile yükümlüdür.

 

Hatay İzlenimleri

Hatay’a geldiğimde aklımda Hatay’ın tarihî ve bağımsızlık süreci dolaşıyordu. Bağımsızlık mücadelesi sonucu, daha sonra Türkiye’ye katılma kararı veren bu meclisi ziyaret etmeliydim. Bu meclis, bence TBMM kadar önemli ve millîydi.

Kafamda böylesine önemli bir meclisin mutlaka müze veya kütüphane yapıldığı düşüncesi vardı.

Hatay’a gelip meclisi görmek istediğimi söyleyince beni bir cafe’ye getirdiler. Burayı Künefe yiyeceğimiz yer sandım, önce meclisi görelim, sonra künefe yeriz dedim. Tamam dediler ve arka tarafta bir salona götürdüler.

Meğer meclis binası künefeci olmuş, altlarında da birçok dükkân var. Tarihî meclis salonu da boş duruyor ama künefecinin müşterilerinin tuvalet ihtiyacı için açık tutulmuş, çünkü tuvalete giden yol meclis salonundan geçiyor…

Büyük hayal kırıklığına uğradığım gibi, tarihe yönelik bu hunharca yaklaşımı da kınadım.

Buradan Kültür Bakanlığına ve Hatay Belediye Başkanlığına sesleniyorum. Bu ayıbı temizleyin. Bağımsızlık mücadelesinin yapıldığı bu tarihî mekâna saygısızlık yapmayın. Bu kararı alan kişilerin aziz hatırasını kirletmeyin.

Tarihimizi kapitalizme yedirmeyin.

En azından bazı yerler kalsın.

Buranın meclis salonu çocuklar için tiyatro salonuna dönüştürülebilir, diğer yerler müze ve kütüphane yapılabilir.

Ayrıca meclisin çevresi de harabe ve bakımsızdı. Sahi Belediye başkanları ne iş yapar?

Tarih katliamı mı?

Bu mu vefa?

Meclis kürsüsüne doğru yürüdüm. Kendimi yüzlerce milletvekiline bağımsızlık kararını okuyacak delege gibi gördüm. Kürsüden koltuklara baktım. Heyecanla bağımsızlık kararını bekleyen yüzler gördüm…

Hatay’a böyle bir hakaret yakışmıyor…

Tarihe sahip çıkın…

Bu meclisi bir an önce asli hüviyetine, tarihe ve gençlere kazandırın…

Araştırmacı-yazar. 31 Aralık 1968 tarihinde Gaziantep’in Nizip ilçesinde doğdu. Aslen Diyarbakırlıdır ve ülkemiz alimlerinden merhum Muhammed Emin Er'in oğludur. Babasının yanında dinî ve Arabi ilimler okuyup ilmî ve amelî icazet aldı. Gaziantep'te Aliye Ömer Battal İlkokulu (1981) ve Gaziantep İmam Hatip Lisesi (1984)'ni, sonra Ankara Mimar Sinan Lisesini (1988) bitirdi. Daha sonra Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü ve Medine İslam Üniversitesi Arap Dili Bölümünde yüksek öğrenim gördü. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde İslam Tarihi ve Sanatları bölümünde "İslam Tarihi ve Sanatları / Emeviler Döneminde İlim" konulu teziyle master programını tamamladı. Yüksek tahsilinin ardından çeşitli okullarda öğretmen ve idareci olarak görev yaptı, özel sektörde kendi işiyle meşgul oldu. İbrahim Halil Er'in ilk yazısı 1986'da Edebiyat dergisinde yayımlanan bir kitap tanıtımıydı. Sonraki yıllarda yazıları; Millî Gazete, İstiklal Gazetesi, Milat Gazetesi ile Anadolu Gençlik, Genç İstikbal, Gülistan ve Milli Şuur dergilerinde yer aldı. Hedef Radyo ve Kanal 5 Televizyonunda Programlar yaptı. Türkiye Yazarlar Birliği Ankara Şubesi, Öğ-Der, Şuurlu Öğretmenler Derneği (Yönetim Kurulu), Öz-Der, Özel Öğretim Derneği (Yönetim Kurulu), Tarih ve Strateji Derneği (Başkan), Muhammed Emin Er İlim Kültür ve Yardımlaşma Derneği (Başkan) üyesidir. Evli ve Muhammed Emin ile Erkam Tuna’nın babasıdır. Hayatını ve çalışmalarını Ankara'da devam ettirmektedir. ESERLERİ: Cennet Doğuda Bir Yerdedir (Geçmişten Günümüze Haçlı Seferleri) (2006), Siyasal İslam Düşüncesinin Doğuşu (2016), Peygamberimizin Eğitim Metodu (2011), Çanakkale’ye Can Verenler (2013), Ümmetin Dirilişi Çanakkale (2014), Son Osmanlı Alimi (2014), Seyda Muhammed Emin Er Hoca ile Söyleşiler (2016), Öykülerle Osmanlı Padişahları 1-2 (2015), Selahaddin Eyyubi (2017), Hz. Muhammed’in Mektupları ve Diplomasi (2017), Asım’ın Nesli (2017), İstiklal Marşı ve Mehmet Akif (2015), Çad Bir Orta Afrika Devleti (2020).

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.