1. Anasayfa
  2. Şahsiyet

Bosna’lı Bir Âlim: Muhammed Tayyib Okiç

Bosna’lı Bir Âlim: Muhammed Tayyib Okiç

 

İnsanoğlunun ilk muallimi Allah’tır. İkincisi peygamberlerdir, üçüncüsü âlimlerdir. Allah, her şeyi bütün boyutlarıyla, peygamberler Allah’ın bildirdiği kadarıyla bilir. Âlimler ise bu iki kaynaktan istifade ederek, alın teriyle birlikte hakikatin peşine düşerler.

Bu hakikat arayışı bazen bir evin, bir medresenin içinde bazen bir kulübenin, bir manastırın köşesinde bazen da uzun ve yorucu seyahatler eşliğinde gerçekleşir. “Eşyanın hakikatini görmek, anlamak ve kavramak” için girişilen bu çileli yolculukların tatlı mevhibeleri, sonsuz armağanları da vardır. Bunların delili, “bilenlerle bilmeyenler bir olur mu” (Zümer, 39/9) sorusunu soran İlk Muallim’in, o çilekeşlerle ilgili övgüleridir. Fâtır suresinin 27. ayetinde tabiat olaylarından, yağmurdan, kâinattaki rengârenk hayvanlardan insanlardan bahsettikten sonra 28. ayette şu müjdeli tespit yer alır: “Kulları içinde Allah’a gerçek anlamda saygı ve bağlılık gösterenler bütün bu hakikatleri hakkıyla anlayıp kavrayan âlimlerdir.”

İlim, genel anlamda  “Allah’ın ayetleri”ni arayıp bulma, anlama faaliyetidir. Bu ayetler de Zâriyât suresinin 20 ve 21. ayetlerine göre, iki yerde; yeryüzünde ve insandadır. Dolayısıyla tabiatla ve insanla ilgili bütün ilimler mühimdir ve saygıdeğerdir. Bu tespitten hareketle bazı ilimleri değerli, bazılarını değersiz gibi görmek doğru değildir. Fakat insanın gücü hepsini anlamaya ve anlatmaya yetmeyeceğinden adeta görev taksimi yapılmış, sonsuz derecede zengin olan Allah’ın alîm isminin tecellilerini herkes, kabiliyeti/imkânları/ilgisi ve zamanı oranında arayıp bulmaya sonsuz muammayı çözmeye çalışmıştır.

Hangi dönem ve hangi medeniyete mensup olursa olsun her devletin kendine göre bir ilim irfan ve sanat çizgisi vardır. Bunun için kurumlar kurmuş, yatırımlar yapmış, söz konusu sahanın ustalarını yetiştirmenin yollarını aramıştır. Bu ustaların arayıp buldukları gerçekler bazen ülke sınırlarını aşamamış bazen da komşu ülkelerdeki meslektaşlara ışık tutmuştur. Bu uluslararası yarışta bazı üst yöneticiler fiilen işin içine girerek bütün imkânlarını seferber etmiş, farklı alanların “usta”larını ülkesine davet etmiş bazı liderler de bu “hakikat âşık”larını sürgüne göndermiştir. Söz konusu talihsiz uygulamanın baş aktörleri ve teşvikçileri arasında, Keçecizâdenin tabiriyle “müdâhane-i âlimân”ı yeni tabirle “kifayetsiz muhteris”leri ilk sıraya koymak gerekir.

Osmanlı Sonrası

Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’un, düşman kuvvetlerince yüz yıl önce 15 Mart 1920’de işgal edilmesiyle birlikte bu topraklarda yeni bir dönem başlamıştır. 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanan TBMM, üç yıl sonra Cumhuriyet’i ilân etmiş ve bir dizi kanunlarla yolunu çizmiştir. Bu kanunların bir kısmı ilim ve irfan hayatıyla ilgili idi. İlmi temsil eden medrese, ”yetersizdir” gerekçesiyle 1924’te, irfanı temsil eden tekke, “zararlıdır” mülahazasıyla 1925’te kapatıldı. Üç sene sonra da harfler değişti. Çizilen rotaya göre açılan yeni mektep ve fakültelerde diğer ilim dalları belli bir seviyede ilgi görürken 1930’lu yıllarda ülkemizde bir tane imam hatip okulu, bir tane ilâhiyat fakültesi yoktur. Uzun yıllar sonra bu yanlıştan kısmen dönülmüş, 1949’da Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi, 1951 yılında yedi ilde İmam Hatip Okulu, 1959’da ise İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü açılmıştır. Bu sefer başka bir problem, aradaki inkıta sebebiyle bu orta dereceli ve yüksek okullara öğretmen bulma zorluğu ortaya çıkmıştır. Bu açığın bir kısmı -Ferid Kam’ın kendisi için kullandığı- “köhne müderris”lerle kapatılmış, bazı dersler için ise hoca bulunamamıştır.

İşte rahmetle anmak için dikkatinize sunmak istediğim  “Üç Muhammed” tam bu noktada karşımıza çıkmaktadır: Asya’dan Muhammed Hamidullah, Afrika’dan Muhammed Tavit Tanci ve Avrupa’dan Muhammed Tayyib Okiç.

Geçen yüzyılın ikinci yarısında dünyanın farklı ülkelerinden ülkemizdeki dinî eğitim ve öğretime omuz vermek için birçok insan gelip geçmiştir. Kimi Kazan’dan Kahire’den, kimi Bağdat’tan, Bosna’dan.. Hepsine müteşekkiriz, öz evlatları gibi onlara duacıyız.

Vefat yıldönümü vesilesiyle şimdilik size “üçler”den tanıtmak istediğim zat Muhammed Tayyib Okiç’tir.

  1. Tayyib Okiç

Bosna’nın Tuzla sancağının Graçanitsa kasabasında 1 Aralık 1902 tarihinde doğdu. Babası yüksek tahsilini İstanbul medreselerinde tamamlayan Reisululema muavini Mehmet Tevfik Efendi’dir. Saraybosna’da İlahiyat, Belgrad Üniversitesinde Hukuk tahsilinden sonra Sorbon Üniversitesinde doktorasını tamamladı (1931). İkinci Dünya savaşı yıllarında Türkiye’nin Belgrat elçiliğinde sekreterlik ve mütercimlik yaptı. Savaş bittikten sonra 1945’de Türkiye’ye geldi ve Başbakanlık arşivinde araştırmalar yaptı. 1950’de yeni açılan Ankara Üniversitesi İlâhiyat fakültesine sözleşmeli profesör olarak atandı. 1964-1971 yılları arasında Konya Yüksek İslâm Enstitüsü, 1973-1977 yılları arasında Erzurum Yüksek İslâm Enstitüsünde hocalık yaptı. Tito rejimi tarafından Yugoslavya’ya girişi yasaklanan Okiç’in, değişik sebeplerle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı da olamayınca -Muhammed Hamidullah gibi- “vatansız” olarak ülkemizde -zaman zaman da maddi sıkıntılarla birlikte- yaşadı.

9 Mart 1977’de Ankara’da vefat etti.

Vasiyeti gereği ülkesine götürülüp defnedildi. O tarihte talebesi Süleyman Ateş, Diyanet İşleri Başkanı idi. Okiç’in hayatı ve eserlerini konu alan Armağan kitap 1978’de Atatürk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi tarafından yayınlanmıştır: Prof. M. Tayyib Okiç Armağanı

Ankara İlâhiyat Fakültesinin Tefsir, Hadis, Fıkıh gibi temel derslerini okutan Okiç, daha sonraki yıllarda söz konusu Fakültenin hocaları olacak olan asistanların yetişmesinde büyük emekleri vardır. Özellikle Tefsirde İsmail Cerrahoğlu, Süleyman Ateş, Hadiste Talat Koçyiğit, Mehmet Hatiboğlu, Fıkıh’ta Abdülkadir Şener’i saymak gerekir. Hocamızla ilgili olarak topladığım bütün bilgi, makale ve belgeleri, hakkında Uludağ Üniversitesinde doktora tezi hazırlayan hemşehrisi Behlul Kanaqı’ya verdim. O da tezini 2017’de tamamladı.

Ülkemizde yayınlanan bazı eserleri şunlardır:

1.Bazı Hadis Meseleleri Üzerine Tetkikler, İstanbul 1959, Ankara 2017 (Atlas Yayınları)

2.Kur’ân-ı Kerim’in Uslûb ve Kıraati, Ankara 1963

3.İslâmiyet’te Kadın Öğretimi, Ankara,1981/2021 (Atlas Yayınları)

4.Sarı Saltuk Meselesi, Ankara, 2017 (Atlas Yayınları)

5.Tefsir ve Hadis Ders Notları, Ankara, 2017 (Atlas Yayınları)6

6.Makaleler I Ankara 2021

7.Makaleler II Ankara 2021

Makaleleri

Muhammed Tayyib Okiç, Türkçe bildiği için Hamidullah ve Tanci’ye göre bir farklılık arz etmektedir. Ankara İlâhiyat Fakültesi Dergisinde birçok makalesi yayınlanmıştır. Sarı Saltuk meselesiyle ilgili olarak Yusuf Ziya Yörükan’la girdikleri ilmî tartışma için yazdıkları, ayrı bir kitap olacak kadar geniştir. (Yarım yüzyıl sonra ayrı bir kitap olarak basılmıştır.) Erzurum Atatürk Üniversitesi İslamî İlimler Fakültesi Dergisi’nin 1975’te yayınlanan 1. Sayısında yer alan Mevlid ile ilgili uzun makale de, henüz aşılamayan araştırmalardan biridir: Çeşitli Dillerde Mevlidler ve Süleyman Çelebi Mevlidinin Tercemeleri.

Talebesi Mustafa Ateş’in Arapça’dan tercüme ettiği Tasavvuf ve Hayat isimli esere (İstanbul 1966) takriz yazdığı gibi 1969 yılında yayınlanan Mahir İz’in Tasavvuf isimli eseri için de tanıtım yazısı yazmıştır. (İslâm Medeniyeti, sy. 22 Ağustos 1969)

On kadar yabancı dil bilen hocamızın kütüphanesi Dokuz Eylül Üniversitesi İlâhiyat Fakültesine intikal etmiştir. Mehmet Mahfuz Söylemez’in kütüphane ile ilgili yazısı Siirt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisinin 1. sayısında yayınlanmıştır.

28-29 Haziran 2010 tarihinde Türkiye-Bosna Hersek makamları ortaklaşa Saraybosna’da Prof. M. Tayyib Okiç Sempozyumu tertiplemiştir.

İstanbul Pendik’te Prof.Dr. Muhammed Tayyib Okiç Anadolu İmam Hatip Lisesi eğitim ve öğretimine devam etmektedir. Hocamızın hayatı, ahlâkı ve eserleri için Diyanet İslâm Ansiklopedisi’nin ilgili maddesine de bakılabilir.

Makaleleri bir araya toplayarak neşreden Şenol Korkut ve Osman Özbahçe’ye teşekkür borcumuz vardır.

Netice

Hz. Muhammed Mustafa’nın getirdiği esasları insanlığa sunmak için bir ömür gece gündüz çalışan Üç Muhammed’e borcumuz çoktur. Onlar hizmetlerini ilim aşkıyla ve Hz. Allah’ın rızası için yaptıklarından bizden sadece dua istemektedirler. Fakat gurbet hayatının çileleri içinde, kendi ülkelerine girememe ıstırabını unutarak bizleri/bir nesli besleyip büyüten bu insanların hiç biri hatasız ve kusursuz olduğunu iddia etmemiştir. Hiç bir âlim de böyle bir kirli çukura düşmez. Aksine onlar hatalarını gösterenlere gönülden teşekkür ederler. Fakat bu zatlar için ülkemizde yaşayan bazı kimselerin reva gördüğü, tenkit sınırlarını aşan ölçüsüz lafların altından nasıl kalkacaklardır?  Büyük Mahkeme’de bunun hesabını nasıl vereceklerdir? Bu sorunun cevabını bilmiyorum.

1951, Güneyce / Rize doğumlu. Güneyce İlkokulu (1960), İstanbul İmam Hatip Okulu (1970), Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsü (1974) mezunu. Şebinkarahisar ve İspir liselerinde öğretmenlik yaptı. 1977 yılında Bursa Yüksek İslâm Enstitüsünde tasavvuf tarihi asistanı oldu. Doktorasını 1983’te “İbn Teymiye’ye Göre İbn Arabî” konulu teziyle tamamladı. 1989’da doçent, 1994’te profesör oldu. Çalışmalarını Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Tasavvuf Tarihi Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak sürdürdü. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir. Deneme türündeki ilk yazısı “Onlar ve Biz”, Mayıs 1971 tarihli Hareket dergisinde yer aldı. Ürünlerini daha sonra Hareket (1970-80), Nesil (1978), Yönelişler (1983), Mavera (1984), Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Türk Edebiyatı, Yedi İklim, İktisat Fakültesi Dergisi dergileri ile Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinde yayımladı. Araştırma ve incelemeleriyle Türkiye Millî Kültür Vakfı Jüri Özel Ödülünü aldı. İslâm dergisinin 1986’da açtığı araştırma yarışmasında “Zeynilerde Bir Sufî: Abdullatifi Kudsî” başlıklı çalışmasıyla mansiyon kazandı. 2002 yılında Metinlerle Günümüz Tasavvuf Hareketleri adlı eseriyle Türkiye Yazarlar Birliği Araştırma Ödülünü aldı. ESERLERİ: Din Hayat Sanat Açısından Tekkeler ve Zaviyeler (1977), Tasavvufî Hayat (Necmeddin Kübra’dan, 1980), İslâm’da Tenkid ve Tartışma Usûlü (Mîzanü’l-Hak, Katip Çelebi’den, S. Uludağ ile, 1981), Tasavvuf ve Tarikatler Tarihi (1985), Tasavvufî Hikmetler (İbn Ataullah İskenderî’den, 1989), Bursa’da Tarikatlar ve Tekkeler (2 cilt, 1991 ve 1993), Vahdet-i Vücud ve Muhyiddin İbn Arabî (İsmail Fenni’den, 1991),İbn Arabî’de Varlık Düşüncesi (Ferit Kam’dan, 1992), Niyazî-i Mısrî (1994), Tasavvuf ve Tarikatler (1994), Eşrefoğlu Rumî (1995), Bursa Dergâhları (Yadigâr-ı Şemsî, Mehmed Şemseddin’den, Kadir Atlansoy ile, 1997), Evliya Menkıbeleri - Nefahatü'l Üns - Abdurrahman Cami (Lamiî Çelebî’den, Süleyman Uludağ ile, 1998), Gönül Mektupları (2000), Akşemseddin (H. Algül ile, 2000), Metinlerle Günümüz Tasavvuf Hareketleri (2001), Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi (2003), Metinlerle Osmanlılarda Tasavvuf ve Tarikatlar (2004), Mahabbet Mektupları (2004), Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları (2005), Dervişin Hayatı Sufînin Kelâmı (2005), Bursa’nın Gönül Sultanları (2006), Dildâr-ı Şemsî-Niyazî-i Mısrî’nin İzinde Bir Ömür Seyahat (Mehmed Şemseddin Mısrî’den, Y. Kabakçı ile, 2010), Bursa’da Kırklar Meclisi (2011), Buhara Borsa Bosna (2012), Türkistan'ın Işığı Necmeddin-i Kübra, Türküstan Diýarynyň Şuglasy Nejmeddin Kubra (Türkmence), 28 Şubat Öncesi ve Sonrası Türkiye’de Dinî Hayat (2012), Miraciyye ve Bursalı Safiye Hanım’ın Vakfiyesi (2014), Yazarlık Hayatının 50. Yılı Ajandası, Emir Sultan, Konuk Öğrencilerle Gönül Gönüle, Annem Babam ve Oğlum, Derviş Yunus Emre, Bursa’nın Gönül Doktorları,

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.