1. Anasayfa
  2. Edebiyat

Erzurum’lu Emrah

Erzurum’lu Emrah
0

Niksar’lı Dost Ali Sobacı’ya

 

Şair

Halk Edebiyatı şairi

Divan Edebiyatı şairi

Tasavvuf Edebiyatı şairi

Aşık Edebiyatı şairi

Saz şairi

Halk Ozanı

Konuları gruplara, kategorilere ayırarak anlatmak  bir gelenek haline geldi. Bu,  bazan kolaylık sağlıyorsa da bazan derdimizi anlatmak için  yeterli ol(a)mıyor. Karacaoğlan halk ozanı, Nedim Divan edebiyatı, Yunus da tekke edebiyatı şairi olsun.  Peki Erzurum’lu Emrah’ı nasıl tarif edeceksiniz? Hangi gurupta ele alıp inceleyeceksiniz?

Hece vezni ile yazdığı gibi aruz vezniyle de derdini ummana dökmüş, âsumâna inlemiş..

Âşık tarzının temsilcisi olarak diyar diyar dolaşan bir şair olduğu gibi Nakşibendiyye tarikatının mütevazi bir dervişi olarak da tekkede  kendi kozasını örmüş, halini  haldaşlarına hal diliyle anlatmış, İstanbul’da Âşıklar Cemiyeti’nin reisliğini dahi yapmış. Şimdi bu zatı tarif ederken ne diyeceksiniz? Hangi sınıflama ile tarif edeceksiniz, değerlendirmelerinizi hangi ölçüye göre yapacaksınız?

Cevap zor.

İki asır önce yaşamış olan Emrah’ın şiirleri bize kadar gelmiş. Fakat hayatı hakkında  yeterli bilgi/belge gelmemiş. Doğum tarihi de ölüm tarihi de kesin olarak bilinmiyor.  Erzurum’da doğan, Osmanlı topraklarını  sazıyla,sözüyle ve sabrıyla adımlayan şairimiz Bayburt, Gümüşhane , Trabzon’dan, Sinop, Kastamonu, Çankırı, Konya, Niğde ve Sıvas’tan İstanbul’a  kadar uzanmış Tokat’ın Niksar ilçesinde ruhunu sahibine teslim etmiş.

Şu beyitleri onun hayatının hangi gerçeklerine işaret ediyor dersiniz:

Sağ iken Emrâh seni fehmetmez erbâb-ı haset

Rihletinden sonra anlarlar kemâl-i  rif’atin

*

Vâiz beni şair deyu ta’n eylemiş amma

Kör göz ki meğer kendinin isyanın bilmez

*

Söylesem derd-i dilim dermanım anlar var mıdır

Dil midir dilber midir imkânım anlar var mıdır

*

Hâl-i meyhaneden zannetme zâhit mest-i aşkım ben

Şarâb-ı mekteb-i şeriyyeden tâ mest-i meygûnum

*

Ehl-i hal olmaz şeriattan haberdâr olmayan

Zübde-i aşkı tarikatden haberdâr olmayan

Cumhuriyet döneminde onunla ilgili araştırma ve incelemelerde bulunanları, şiirlerinin bütününü veya bir kısmını yayınlayanları, dolayısıyla onun unutulmasına engel olanları  da öncelikle  -vefa borcu olarak- ismen analım:

Eflatun Cem Güney, Z.Fahri Fındıkoğlu , M.Fuat Köprülü , Murat Uraz , Vehbi Cem Aşkun ,Necati Turgut Göksel , Orhan Ural , Ali Berat Alptekin , Metin Karadağ, Eyup Akman , Nurettin Albayrak , Saim Sakaoğlu

Divan’ı son olarak Abdülkadir Erkal , 2014 yılında Ankara’da neşretti. Olcay Kocatürk’ün Erzurumlu Emrah’ı ise 2018’de basıldı.

Biz şimdilik geleneğe uyarak onun tevhid ve na’ti ile söze  başlayalım ve devam edelim:

 

İlâhî, dilerim senden beni benden haberdâr et

Bana fazlınla nefsim bildirip gâh-ı esrâr et

İlahî, nur edip çeşmim kemâhi göster eşyayı

Beni bu nevm-i gafletten basiretle bîdâr et

Gider dilden bu hubb-i mâsivâyı ey Hudâvendâ

Senin ilhâm-ı eşkinle derûnum külli şerşâr et

Lisanım eyle câri her zaman tevhit zikreder

Hemişe zikr u fikrim lâ ile illâ’ya düçâr et

Senin kandil-i aşkınla yakıp bu şem’ine yâ Rab

Bu zulmet-i hangâh kalbimi nurunla envar et

Günahkârım veli estağfirullah tevbeler olsun

Şefiim ol Muhammed Hâmid u Mahmud-ı Muhtar et

Azizim rehberim şeyhim efendim hazret-i pirim

Ânın lezzât-ı aşkın bu dil-i cânımda izhâr et

Bizi hıfzeyle yâ Rab nefs-i mâr ile İblis’ten

İki âlemde tevfikin ile refik-i imanımız yâr et

Bu dergâhda ne denli var ise zümre-i ihvân

Kamusun bu tarik-i müstakim üstünde hemvar et

Fakir’in kemter-i muhtac-ı lütfun bîkes Emrâh’ı

Rızâ-i pâkine mazhar kılıp nâil-i didâr et

 

Na’t-ı şerif  ile devam edelim.

36 mısralık  uzun bir  müseddes şiirinin son satırları şöyle:

Oluptur illet-i isyana Emrah kemterin dûçâr

Kerem kıl yâ Kerim eczâ-yı lütfunla beni kurtar

Bi-hak Ka’be-i Zemzem bi’n-nur-i Ahmed-i Muhtar

Eğer kim cürmümü affeylemezsen ey ulu Gaffâr

Ne veçhile varam dergâhına yüzbin günahım var

Ümidim kesmezem senden Muhammed gibi  Şâh’ım var

 

Divan’da doğrudan Hz. Peygamber’e hitabeden fenâ fi’r-resûl halinden işaretler taşıyan mısralar da var:

Yâ Resûlellah nice vasf etmesin eşya seni

Rahmet irsal eyledi âlemlere Mevlâ seni

Her nice medheylesem a’lâsın ondan yâ Resûl

Nûr-i zatından yaratmıştır Hudâ iclâ seni

Nâzil oldu şânına ta’zim için yüzdört kitap

Bilmeyenler bildiler ey hâce-i dânâ seni

Ahmedâ, mahluk değil Hâlik seninle fahreder

Ânın içun eylemiştir cümleden a’lâ seni

Yâ Habibellâh! Vassâfın senin Allah’dır

Nice medhetsin fakir Emrâh ya tâ seni

 

Üçüncü sırada tarikat piri var:

Nakşibendiyye tarikatının Halidiyye kolu , 1827 yılında Şam’da vefat eden Hâlid Bağdâdî ile oluşmaya başlayan ve Osmanlı muhitini derinden etkileyen günümüzde de var olan bir yoldur.

Ey keramet burcunun vehhâcı Şâh-ı Nakşbend

Kaddesellâhu’l-a’lâ ervâhı Şâh-ı Nakşibend

Müntehâ oldu seninle şâh-ı râh-ı Nakşibend

Ey şeriat râhının burhânı yâ Hâlid meded

Destgir olsun sana her demde Allâhussamed

Bilâl-i Habeşî’den Şeyh Şaban Veli’ye kadar dinî-tasavvufî hayatın başka büyükleri de onun

mısralarında yâdedilir. Bir Bektaşî dervişinin kabrini ziyaret ettiğinde hissettiklerini de bize aktarmış ve Ebced hesabı ile tarih düşürmüş:

Ey gelen bu âşık-ı dildâre kabristanına

Oku birkaç Fatiha bahşet o zâtın cânına

Hacı Bektaş Veli dergâhının dervişidir

Şüphe var mı öyle Hünkâr’ın reh u erkânına

Zâtı bir didara yüz bin cân ile hayran idi

Ol sebepten eyledi teslim-i ruh cânânına

Çeşm-i seyrânla yatan kardaşa bak ta ibret al!

Âkıbet sen de ânın elbet girersin yanına

Bende cevher kilk ile Emrahı Sabri tarihin

Ruhu şâd olsun deyu yazdım felek divanına (1277)

 

Sıra saza geldi.

Gel meclise sofi hele bir dinle bu sazı

Fehm et ki bu sözün nedir Allah’a niyazı

Hak Hak çağırır telleri burdukça kulağın

Ârif olan anlar rumuz ile işbu sazı

Müfti anı fetva ile nehyeylemiş amma

Kadıya danıştım bugün ol verdi cevâzı

 

Peki şu mısralar size neyi ve kimi hatırlatıyor?

Gönül gurbet ele varma

Ya gelinir ya gelinmez

*

Hazâna ermeden bahar-ı ömrüm

Bir muhabbetnâme yaz bana gönder

*

El çek tabip el çek yaram üstünden

Sen benim derdime deva bilmezsin

*

Ne feryâd edersin divane bülbül

Senin bu feryadın gülşene kalsın

*

Sabahtan uğradım ben bir fidana

Dedim mahmur musun dedi ki yok yok

1951, Güneyce / Rize doğumlu. Güneyce İlkokulu (1960), İstanbul İmam Hatip Okulu (1970), Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsü (1974) mezunu. Şebinkarahisar ve İspir liselerinde öğretmenlik yaptı. 1977 yılında Bursa Yüksek İslâm Enstitüsünde tasavvuf tarihi asistanı oldu. Doktorasını 1983’te “İbn Teymiye’ye Göre İbn Arabî” konulu teziyle tamamladı. 1989’da doçent, 1994’te profesör oldu. Çalışmalarını Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Tasavvuf Tarihi Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak sürdürdü. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir. Deneme türündeki ilk yazısı “Onlar ve Biz”, Mayıs 1971 tarihli Hareket dergisinde yer aldı. Ürünlerini daha sonra Hareket (1970-80), Nesil (1978), Yönelişler (1983), Mavera (1984), Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Türk Edebiyatı, Yedi İklim, İktisat Fakültesi Dergisi dergileri ile Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinde yayımladı. Araştırma ve incelemeleriyle Türkiye Millî Kültür Vakfı Jüri Özel Ödülünü aldı. İslâm dergisinin 1986’da açtığı araştırma yarışmasında “Zeynilerde Bir Sufî: Abdullatifi Kudsî” başlıklı çalışmasıyla mansiyon kazandı. 2002 yılında Metinlerle Günümüz Tasavvuf Hareketleri adlı eseriyle Türkiye Yazarlar Birliği Araştırma Ödülünü aldı. ESERLERİ: Din Hayat Sanat Açısından Tekkeler ve Zaviyeler (1977), Tasavvufî Hayat (Necmeddin Kübra’dan, 1980), İslâm’da Tenkid ve Tartışma Usûlü (Mîzanü’l-Hak, Katip Çelebi’den, S. Uludağ ile, 1981), Tasavvuf ve Tarikatler Tarihi (1985), Tasavvufî Hikmetler (İbn Ataullah İskenderî’den, 1989), Bursa’da Tarikatlar ve Tekkeler (2 cilt, 1991 ve 1993), Vahdet-i Vücud ve Muhyiddin İbn Arabî (İsmail Fenni’den, 1991),İbn Arabî’de Varlık Düşüncesi (Ferit Kam’dan, 1992), Niyazî-i Mısrî (1994), Tasavvuf ve Tarikatler (1994), Eşrefoğlu Rumî (1995), Bursa Dergâhları (Yadigâr-ı Şemsî, Mehmed Şemseddin’den, Kadir Atlansoy ile, 1997), Evliya Menkıbeleri - Nefahatü'l Üns - Abdurrahman Cami (Lamiî Çelebî’den, Süleyman Uludağ ile, 1998), Gönül Mektupları (2000), Akşemseddin (H. Algül ile, 2000), Metinlerle Günümüz Tasavvuf Hareketleri (2001), Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi (2003), Metinlerle Osmanlılarda Tasavvuf ve Tarikatlar (2004), Mahabbet Mektupları (2004), Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları (2005), Dervişin Hayatı Sufînin Kelâmı (2005), Bursa’nın Gönül Sultanları (2006), Dildâr-ı Şemsî-Niyazî-i Mısrî’nin İzinde Bir Ömür Seyahat (Mehmed Şemseddin Mısrî’den, Y. Kabakçı ile, 2010), Bursa’da Kırklar Meclisi (2011), Buhara Borsa Bosna (2012), Türkistan'ın Işığı Necmeddin-i Kübra, Türküstan Diýarynyň Şuglasy Nejmeddin Kubra (Türkmence), 28 Şubat Öncesi ve Sonrası Türkiye’de Dinî Hayat (2012), Miraciyye ve Bursalı Safiye Hanım’ın Vakfiyesi (2014), Yazarlık Hayatının 50. Yılı Ajandası, Emir Sultan, Konuk Öğrencilerle Gönül Gönüle, Annem Babam ve Oğlum, Derviş Yunus Emre, Bursa’nın Gönül Doktorları,

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir