1. Anasayfa
  2. Edebiyat

Ufkumuzdan Geçip Giden Bir Kartal

Ufkumuzdan Geçip Giden Bir Kartal
0

-Sezai Karakoç’un ardından-

Bu diyardan bir kartal geçti, gitti. Kocaman kanatları vardı onun; göklerde süzülüşünü seyreder, hep ona imrenirdik. Ona bakar, bakar; keşke biz de onun gibi bir süzülebilsek der dururduk. Bir de onun yüreğimize dokunan ve işleyen bir sesi vardı ki hepimiz mest olurduk.

O, hep bizi de uçmaya çağırırdı. Ufkumuzda döner dolaşır, haydin, derdi, davranın, ayaklanın, koltukaltlarınızda farkına varmadığınız kanatlarınız vardır, iyi biliyorum, onları kullanın. Derlenin, toplanın. Bir katar olun, hep birlikte uçun kuşlar, uçun. Kartal olamasanız da göreceksiniz, siz uçtukça kanatlarınız büyüyecek. Sizi görenler de size imrenecek ve size katılacak. Bir de bakacaksınız büyük bir ordu olmuşsunuz. Hep birlikte göklerde süzülmektesiniz. Sizi gördükçe başkaları da kanatlanıp süzülmeye başlayacaklar.

Evet, bu toprakların üstünde, semalarda, yücelerde süzülen bir kartal vardı. Sözü güzel, özü güzel, öğüdü güzel. Göklerde sabit der-kadem duruşuyla, hepimizin kendisine imrendiği, yüce yüce dağ tepelerinde eğleşen, zarif, süzülme ustası bir kartal.

O ustaya özenip söylediğimiz sözlerimiz oldu bizim de. Biz de bir yerde, çıkabildiğimiz bir dağ doruğunda sabit durmaya çalıştık. O kartal gibi biz de yerlerde duranları uçmaya çağırdık. Gördük ki asıl mutluluk yüce dağ tepelerinde tertemiz havayı ciğerlerimize çeke çeke yaşamakta. Bunu bize öğütleyen ve hatta öğreten yüce kartaldı. Onun için ne söylesek az olur. O bize sadece uçun demedi. O hem yüreğimize, hem aklımıza seslendi. Onun o usta sesiyle yüreğimiz ve düşüncemiz kendine geldi. Onun samanyolunda verdiği ziyafet, Hızır’ın eşliğinde kırk gün kırk gece değil, ama tam kırk saat devam etti. Yüce dağ doruklarında kurulmuş sofraların yanında gürül gürül akan dağ pınarlarından kana kana içtik. Sonra onun çağrısıyla kentlere ağdık.

Kendi adıma söylüyorum, o kırk saat süren Mikail’in açtığı gök sofrasından yanıma aldığım rızıklarla kentlere ben de ağdım. Her kentte kendime bir mekân edindim. Oralarda torbamdaki azıkları dağıta dağıta nice zamanlar geçirdim. Birlikte yollara düştüm, dostlar edindim. Zaman zaman bir katar dostla menziller aştım. Hala torbam o Hızır rızıklarıyla dolu. Bazen ah Hızır, diyorum, o kayığımı devirmeseydin ben nerede olurdum acaba! Sonra, tövbe tövbe diyorum, bu keşke de nerden çıktı şimdi. Sen Hızır’dan daha iyi mi bileceksin! O kayığın devrilmeseydi, o kıyıda seni bekleyenlere nasıl ulaşacaktın! Onlarla beraberce yüce dağ doruklarına nasıl tırmanacak, o kentlere nasıl ağacak; durmadan çoğalan, taşan gök azığı nimetleri paylarına düşenlere nasıl ulaştıracaktın! Keşke yok, çok şükür var! Başka başka kentlere ağmak var. Yolumuza bir kaya yuvarlanmışsa başka bir yol bulup menzile ulaşmak var.

“Sakın kader deme, kaderin üstünde bir kader vardır.”

Bu, hayatımızın en güzel yorumunu, bize gösterilen stratejiyi o kartal çizmişti. Hep didinmeyi, yorulmayı, gayretlenmeyi, bir şeyleri bahane etmemeyi, hedefe kilitlenmeyi, zirveye atılan kemende asıla asıla yükselmeyi ve yücelmeyi, bize o kartal öğretmişti.

Bu kartal artık yok, gözden kayboldu. Ama gönülden kaybolmadı; hepimizin ufkunda onun izdüşümleri var. O yok, ama onun sesi hala kulaklarımızda. Onun yükseklerde süzülmeleri hala gözlerimizin önünde.

O, ey yerlerde oyalanıp duranlar, ölü gibi hareketsiz yatanlar, haydi dirilin, hareketlenin, davranın! Siz bir kere davranırsanız, hareketsizliğinizde geri çekilen ayaklar, ayaklarınıza doğru, yenlerinize kaçan elleriniz ellerinize doğru, göz çukurlarınızın içine kaçan gözleriniz gözlerinize doğru canlanır. O zaman doğruyu görür, ona doğru yürür, dağ doruklarına atılmış kementlere ellerinizle asılır ve yavaş yavaş da olsa yücelirsiniz.

“Kınama beni güneş adamı / Ak kundaklardan çıkıp / Gökyüzü beşiklerinde sallanan / Yeraltı maden damarlarından / Daha ağırsam / Kınama beni ayağa / Daha kalkamadıysam /

Üç mevsim bekler / Bir bahar ister / Uygun bir rüzgâr / Ve bir sabah / Yanmak için / Gül dalındaki fener /

Bir destan bir çağ ister / Destan şarabını yıllarca / Gül bardaklarından yudumlamakla / Ayağa kalkar bir insan”

İşte böyle söylemişti o kartal. Bunu kaç kez okumuş, kendime dersler çıkarmış, ayağa kalkma denemeleri yapmış, yücelerde süzülme çalışmaları yapmış, Hızır olmadan yollara çıkmıştım. O kartalın sesini ve sözünü hayal ede ede yapmıştım bütün bunları.

“Hey Taha dur sınırı geçiyorsun / Bir taş var orada nereye gidiyorsun” diye bizi uyaran sesi hâlâ yüreklerimizde. Onun sayesinde başımızı batı taşına vurmaktan, kolumuzu kanadımızı kırmaktan koruduk. Onun gibi göklerde süzülemedik ama yerlerde sürüklenmekten kendimizi kurtardık.

1953 yılında Balıkesir/Sındırgı’nın Kürendere köyünde doğdu. İlkokulu doğduğu köyde, orta ve liseyi Balıkesir’de okudu. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü 1976 yılında bitirdi. Uzun süre, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni olarak çalıştı. Öğretmenliğinin yanı sıra akademik çalışmalarını da sürdürdü. ‘Divan Edebiyatı Üzerine Tartışmalar (1930-1940)’ konulu Doktora tezini, M. Orhan Okay yönetiminde 1989 yılında tamamladı. Mavera, Kayıtlar, Yedi İklim ve Hece başta olmak üzere çeşitli dergilerde çağdaş Türk Edebiyatı ve Divan Edebiyatı alanlarıyla ilgili inceleme, araştırma ve kültürel denemelerini yayımladı. Yeni Devir gazetesinin kültür-sanat sayfasında deneme ve şiir çalışmaları yer aldı. Divan Edebiyatı Üzerine Tartışmalar, 1996 yılında Beyan Yayınları, daha sonra da 2016 yılında Akademik Kitaplar arasında yayımlandı. Leyla ve Mecnun Romanı araştırma kitabı, 2000 yılında Kültür Bakanlığı, 2011 yılında Akçağ Yayınları, 2020 yılında da Akademik Kitaplar arasında yayımlandı. Necip Fazıl’ın Çilesi, 2015, 2018, 2019 ve 2021 yıllarında Hece Yayınları arasında 4 kez yayımlandı. Ben de Öğretmendim adlı anıları 2021 yılında Çıra yayınları arasında çıktı. Aynı yıl Türkiye Yazarlar Birliği Hatıra ödülünü aldı. Bu Toprakların Edebiyatı kitabı, 2021 yılında Hece yayınları arasında çıktı. Türk Romanının Derin Kökleri adlı çalışması 2022 yılında Akademik Kitaplar yayınları tarafından yayımlandı. Baba adlı anlatı kitabı 2024 yılında Uzam yayınları arasında yayımlandı. 1993 yılından itibaren Kırıkkale, Doğu Akdeniz (KKTC), Mirza Uluğbey (Özbekistan), Kazan (Tataristan) ve Halep (Suriye) Üniversitelerinde Öğretim Üyesi olarak çalıştı. TBMM Genel Sekreterlik Müşaviri olarak görevini sürdürmekte iken TİKA’nın akademik dergisi olan Avrasya Etüdleri’nin editörlüğünü yürüttü. 10.12.2018 tarihi itibariyle yaş haddinden emekliye ayrıldı

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir