1. Anasayfa
  2. Edebiyat

Güneyli Çocuk

Güneyli Çocuk
0

Şehir dağın eteklerine çekilmiş, geniş ovada fıstık ve susam tarlaları denize değin uzanırdı. Ötesi masmavi Akdeniz… En fazla yüz kilometre ötede, ufuk çizgisinde yükselen Kıbrıs’ın Beşparmak Dağları açık havalarda rahatlıkla seçilirdi.

İlçe merkezinin nüfusu yaklaşık otuz bindi. Evler genelde tek katlı veya iki katlıydı. Üç dört katlı olanlar nadirattandı. Evlerin kapıları genelde açık olur, hırsızlık pek bilinmezdi.

 

Anamur, muzuyla ünlüydü ama şimdiki gibi her yer muz seralarıyla kaplı değildi. Bu meyveyi açıkta yetiştirenler yavaş yavaş örtü altına dönerken yer fıstığı, limon ve susam yerini çilek ve büyük oranda muza bırakıyordu.

Şükür ki, hâlâ her evin önünde, birkaç tane de olsa, yenidünya, kayısı, erik yerlerini muhafaza ediyor.

Hâlâ dut silkeleyenler, güneşte incir kurutanlar var. Hâlâ soba kuranlar, odun kıranlar, salça yapanlar var.

Annem kek ve börekleri yerli dediği undan yapardı. Bana tuhaf gelirdi, yemesi zor, lezzeti az gelirdi. Unun, ekmeğin hasının, yarayışlısının asıl bu olduğunu anlamam uzun yıllarımı aldı. Bazı arkadaşlarımın annelerinin yaptığı bisküvili, krem şantili pastalar çok daha alımlı, cezbedici gelirdi bize.

Yediğimiz ekmek iki çeşitti. Çoğunlukla yufka ekmeği ve bazen bakkaldan alınan “çarşı” ekmeği. Bazı yörelerde “satın” ekmeği dendiğini de sonraları öğrendim. Yufka ekmeği komşuların bir araya gelmesiyle yapılırdı. Her hafta bir ev için yapılır, bir ay boyunca yenirdi.

Ekmek yapılan gün, biz çocuklar için aynı zamanda şenlik günüydü. Sabah namazında başlayan iş, saat dokuz gibi bitmeye yaklaşır, çay da bir taraftan demlenir, kahvaltı için bazlama ve sıkma da muhakkak yapılırdı. Arasına tereyağı, tulum peyniri konulmuş sıkmalar aman Allah’ım ne lezzetli olurdu.

Çayı daha okula gitmeden bile severdim zaten. Şuradan hatırlıyorum:

Çernobil sonrası (1987) zamanlardı. Karadeniz’den gelen siyah çay, bizim evde içilmez olmuştu. Dedemse zevklerinden taviz verecek bir insan değildi. Yetmiş küsur yaşındaki dedem ile altı yaşındaki ben oturur, birlikte çay içerdik.

İki yıl sonra okula başladım. Okulda dağıtılan Karadeniz mamulü fındıkları avuç avuç yedim. Bilmem eve de götürdüm mü, ev ahalisi de yedi mi onlardan, hatırlamıyorum.

Dedem dedim ya, bence kendisinden diğer yazıda daha uzun bahsetmeliyim (İnşallah).

Burada bitireyim o zaman. Hem yazının kısa ve okunaklı olanı makbul…

 

1983 Anamur doğumlu. Çocukluğunun önemli bir kısmı yüksek rakımlı yaylalarda geçti. Çok mutlu olduğunu düşündüğü zamanlarda yatılı okula yollandı. Böylece mutluluğu büyük bir darbe aldı. Ama şöyle bir bakınca, iyi ki gitmişim diyor. Eskilerin tabiri ile leyli meccani idi bizimkisi, ama parasız yatılı denirdi tabii. Dağların ve yatılı okulun üzerindeki etkisini hâlâ güçlü bir şekilde hissediyor. Pek çok yerde yazıları yayımlandı. Konular genelde bu ikisiyle ilgiliydi. Star Gazetesi Açık Görüş eki, Söz ola, Kitap Postası, Seher, Genç, Hacamat, CF, Cafcaf, Aşkar, Seferber dergisinde yazıları yayımlandı. Bir de yayımlanmış kitabı var: Hayata Emek Verenler (2011) *** Endüstri mühendisliği okudu. Hayatta başarıyı en fazla hissettiği anı, lise ikinci sınıftaki bir fizik yazılısında hocaya kâğıdı teslim ederken yaşadı. Herkesten, öğretmenden, dünyadaki her insandan daha iyi bildiğini düşünmüştü. Hayattaki diğer “başarıların”da o lezzettin pek yanına yaklaşamadı. *** Başarı olarak gördüğü şeylerden biri de kitap okumak. İyi kitaplar dünyadaki en büyük nimetlerden. Bu sebeple Allah’tan, uzun yıllar okuyabilecek imkân ve afiyet diliyor. Dua ediyor…

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir