Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Güneyli Çocuk

“…Annem kek ve börekleri yerli dediği undan yapardı. Bana tuhaf gelirdi, yemesi zor, lezzeti az gelirdi. Unun, ekmeğin hasının, yarayışlısının asıl bu olduğunu anlamam uzun yıllarımı aldı. Bazı arkadaşlarımın annelerinin yaptığı bisküvili, krem şantili pastalar çok daha alımlı, cezbedici gelirdi bize…”

EKLENDİ

:

Şehir dağın eteklerine çekilmiş, geniş ovada fıstık ve susam tarlaları denize değin uzanırdı. Ötesi masmavi Akdeniz… En fazla yüz kilometre ötede, ufuk çizgisinde yükselen Kıbrıs’ın Beşparmak Dağları açık havalarda rahatlıkla seçilirdi.

İlçe merkezinin nüfusu yaklaşık otuz bindi. Evler genelde tek katlı veya iki katlıydı. Üç dört katlı olanlar nadirattandı. Evlerin kapıları genelde açık olur, hırsızlık pek bilinmezdi.

 

Anamur, muzuyla ünlüydü ama şimdiki gibi her yer muz seralarıyla kaplı değildi. Bu meyveyi açıkta yetiştirenler yavaş yavaş örtü altına dönerken yer fıstığı, limon ve susam yerini çilek ve büyük oranda muza bırakıyordu.

Şükür ki, hâlâ her evin önünde, birkaç tane de olsa, yenidünya, kayısı, erik yerlerini muhafaza ediyor.

Hâlâ dut silkeleyenler, güneşte incir kurutanlar var. Hâlâ soba kuranlar, odun kıranlar, salça yapanlar var.

Annem kek ve börekleri yerli dediği undan yapardı. Bana tuhaf gelirdi, yemesi zor, lezzeti az gelirdi. Unun, ekmeğin hasının, yarayışlısının asıl bu olduğunu anlamam uzun yıllarımı aldı. Bazı arkadaşlarımın annelerinin yaptığı bisküvili, krem şantili pastalar çok daha alımlı, cezbedici gelirdi bize.

Yediğimiz ekmek iki çeşitti. Çoğunlukla yufka ekmeği ve bazen bakkaldan alınan “çarşı” ekmeği. Bazı yörelerde “satın” ekmeği dendiğini de sonraları öğrendim. Yufka ekmeği komşuların bir araya gelmesiyle yapılırdı. Her hafta bir ev için yapılır, bir ay boyunca yenirdi.

Ekmek yapılan gün, biz çocuklar için aynı zamanda şenlik günüydü. Sabah namazında başlayan iş, saat dokuz gibi bitmeye yaklaşır, çay da bir taraftan demlenir, kahvaltı için bazlama ve sıkma da muhakkak yapılırdı. Arasına tereyağı, tulum peyniri konulmuş sıkmalar aman Allah’ım ne lezzetli olurdu.

Çayı daha okula gitmeden bile severdim zaten. Şuradan hatırlıyorum:

Çernobil sonrası (1987) zamanlardı. Karadeniz’den gelen siyah çay, bizim evde içilmez olmuştu. Dedemse zevklerinden taviz verecek bir insan değildi. Yetmiş küsur yaşındaki dedem ile altı yaşındaki ben oturur, birlikte çay içerdik.

İki yıl sonra okula başladım. Okulda dağıtılan Karadeniz mamulü fındıkları avuç avuç yedim. Bilmem eve de götürdüm mü, ev ahalisi de yedi mi onlardan, hatırlamıyorum.

Dedem dedim ya, bence kendisinden diğer yazıda daha uzun bahsetmeliyim (İnşallah).

Burada bitireyim o zaman. Hem yazının kısa ve okunaklı olanı makbul…

 

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar