Bizimle İletişime Geçin

Dünyanın Renkleri

Antakya Seyahatnamesi-III

Mağara, Hıristiyanlığın Roma Devleti tarafından resmi din olarak kabul edilmesinden sonra yapılan eklemeler ile gotik tarzda bir kilise şeklini almıştır. Aziz Petrus’un ilk Papa olarak kabul edilmesiyle Katolik inancının dünyaya yayılmasında bir merkez konumunu almıştır. 1983 yılında Papa VI. Paul tarafından Hıristiyanlar için Haç yeri olarak ilan edilmiştir. Her yıl 29 Haziran’da Katolik Kilisesince burada bir ayin düzenlenir.

EKLENDİ

:

St. Pierre Kilisesi

Antakya’ya geldiğimize göre St. Pierre Kilisesine de uğramamız iyi olurdu. Çünkü bu kilise Hristiyanlık tarihindeki ilk kilise olduğu gibi, buradaki Mü’minlere de tarihte Hristiyan ismi ilk kez burada verilmişti.

Kilise, Hristiyan dünyası açısından ilk kilise olma özelliğine sahipti. Hristiyan dünya için Kudüs’ten sonraki en önemli dini mabetti ve Papa tarafından buraya 29 Haziran’da ziyaret edenin hacı olunacağı bildirilmişti.

Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan St. Pierre, Hz. İsa’nın çekilmesinden sonra Hristiyanlığı yaymak için St. Paul ve Aziz Barnabas ile MS. 29 ve 40 yılları arasında Antakya’ya geldiler ve St. Pierre burada Habibi Neccar Dağı’nın (Hristiyan dünyasındaki ismi Stauris Dağı’dır) eteklerindeki kayayı oyarak ilk kilisesini inşa edip, insanlara Hristiyanlığı anlatmaya başladı. Hıristiyanlığın Katolik, Ortodoks ve Protestan olarak mezheplere ayrılmadan önceki ilk kilisesi 13 metre derinliğinde, 9 buçuk metre genişliğinde ve 7 metre yüksekliğinde bir mağaradan oluşmaktadır. Zaten Anadolu’da bu şekilde mağaraların oyularak inşa edildiği birçok kilise bulunmaktadır. Sümela manastırı, Niğde ve Nevşehir’deki mağara kiliseleri bunlara örnektir.

Mağara, Hıristiyanlığın Roma Devleti tarafından resmi din olarak kabul edilmesinden sonra yapılan eklemeler ile gotik tarzda bir kilise şeklini almıştır. Aziz Petrus’un ilk Papa olarak kabul edilmesiyle Katolik inancının dünyaya yayılmasında bir merkez konumunu almıştır. 1983 yılında Papa VI. Paul tarafından Hıristiyanlar için Haç yeri olarak ilan edilmiştir. Her yıl 29 Haziran’da Katolik Kilisesince burada bir ayin düzenlenir.

Piskoposluk sıralaması Kadıköy Konsili’nde şöyle tespit edilmiştir: Roma, İstanbul, İskenderiye, Antakya, Kudüs. Böylece kilisede “pentarşi” diye adlandırılan beşli yönetim anlayışı ortaya çıkmıştır. Bu durum, Antakya’nın Hristiyan dünyası için önemini göstermektedir. Haçlı seferlerin ilk önemli savaşlardan birisi de Antakya’nın ele geçirilmesi üzerine olmuştur.

Burada şunu da açıklamak durumundayım ki Hristiyanlığın ilk dönemleri ve Havarilerin anlattıkları Tevhid inancıdır…

Mihmandarımız Cafer ile Sn. Pier kilisesinin bulunduğu dağın eteklerine ulaştık. Yorucu bir tepeden çıkıştan sonra müze olarak kullanılan kiliseye ulaştık. Kilise diyoruz ama aklınıza filmlerde gördüğünüz kiliseler gelmesin. Burası aslıda kayaya oyulmuş bir mağaradır. Mağaranın tabanında tahrip olmuş bir şekilde M.S. 4 ve 5’inci yüzyıllara ait mozaik kalıntısı vardır. Ayrıca mermer küçük St. Pierre’nin heykeli, kutsal sayılan su, saldırı esnasında cemaatin gizlice kaçmasına yarayan tünel bulunmaktadır. Tabi ki bize bu kaçış tünelini göstermediler.

Dağın üzerinde bulunan küçük kayalardan çıkan sular, kilisenin içindeki bir havuzda toplanmaktadır. Hristiyanlar tarafından bu sular, vaftiz suyunun ilk kaynağı olarak kabul görmüştür. Hem Hristiyanlar hem de Müslümanlar tarafından bu su şifa niyetiyle içilmektedir. Bin yıldan beri süre gelen depremler ve hasarlar yüzünden kayalardan çıkan suyun miktarında azalma meydana gelmiştir.

Aslında öylesine abartılacak görülecek bir şey olmasa da bölgenin tarihi önemi ve ilk Tevhid mücadelesinin burada yapılması, dava için insanların nelere katlandığının görülmesi açısından düşündürücü olmuştur. Habibi Neccar dağının eteklerinde olan kilise, aynı zamanda Antakya kalesinin de dibindedir. Fakat maalesef meşhur Antakya kalesini göremedik. Ben özellikle Haçlı Seferleri kitabımda Antakya’nın haçlıların eline geçini uzun uzun anlattığımdan özellikle görmek isterdim ama maalesef kale yoktu sadece tepede birkaç kalıntı kalmıştı. Fakat benim için bölgenin topografyasının görülmesi de önemliydi. Şimdi tarihi olayları anlatırken veya olayı tasvir ederken daha iyi gözümde canlandırabilecek, savaşçıların aslında nasıl bir imkansızlığı başardığını daha iyi anlayabilecektim.

Bol bol resim çektik. Kiliseden çıktığımızda Mihmandarımız Cafer Tayyar, bir patika yola girdi… Nereye gidiyorsun diye sorduğumda “tepede bir çıplak kadın heykeli var, ona bakalım” dedi. Ne yapacağız çıplak kadını deyip geri çevirdim.

Aslında sonra pişman oldum. Çünkü aslında onun çıplak kadın dediği sadece kafası olan büyük bir kadın heykeliydi ve bölgenin tarihi açısından önemli olup Cehennem Bekçisi adıyla da meşhurdu.

Cehennem bekçisi ya da kayıkçının adı Haron’du. Haron, St. Pierre Kilisesinin 20 m uzağındadır. Burada kayalara oyulmuş dev bir büst bulunmaktadır. Büst, başında örtü bulunan tamamlanmış kabartma bir insan portresidir. Bu kabartma Antiochus zamanında bir veba salgını sırasında yapılmıştır. Çok sayıda insanın ölümüne yol açan salgını önlemek için bir kâhine danışılmış ve onun tavsiyesi üzerine dağa şehre yüksekten bakan bir mask oyularak üzerine ölümleri önleyecek sözler yazılmıştır. Günümüzde bu yazılar mevcut

Ama artık geri dönemezdik… Yol boyu bunun esprisini yaptık. Demek ki insanları cehenneme çekmek için böyle çıplak kadın bekçileri kullanıyorlar, insanlar da ona aldanıp cehenneme atlıyor diyorduk… artık bekçimizi bir başka zaman gelirsek ziyaret ederdik…

Aşağıdan kiliseye baktığımızda gerçekten de heybetli görünüyordu… Batı dünyasının Anadolu topraklarına bu kadar ilgi göstermeleri boşuna değildi. Çünkü bütün inanç değerleri ve kutsalları bizim elimizdeydi. İznik, Efes, Sümela, Meryem Ana, Noel Baba, Ayasofya, İstanbul… bunlar az şeyler değildi.

Bu hak – batıl savaşı bitmeyecekti… çünkü onların istediği bizdeydi…

Hristiyanlık Roma’ya Antakya üzerinden girmişti ve biz burayı Müslümanlaştırmış, İslamlaştırmıştık,  günahımız az değildi, bizi asla sevmezlerdi…

Bu arada Papa’nın 29 Haziran’ı hac günü ilan etmesi üzerine Hatay’da Hristiyanların her yıl 29 Haziran’da kutladıkları St. Pierre Aziz Petrus ve Pavlus Bayramı etkinlikleri yapılmıştır.

Antakya’nın Hristiyan dünyası için öneminden dolayı inanç turizmine açılması için çalışma yapılmaktadır. Papa’nın 29 Haziran’ı hac ziyaretine açması da buraya dikkatlerin çekilmesine neden olacaktır. Ama şunu bilin ki Hristiyanların dikkatini çeken yerler zamanla sorunun ve savaşın merkezi de olabiliyor.

Çok Okunanlar