Bizimle İletişime Geçin

Kitap

Sevgili’nin Evi/ Ömer Lekesiz

Ne güzel müjdedir Müslümanlara: “Kim benim Beyt’imi ziyaret edip, yalnız benim rızamı isterse bizzat beni ziyaret etmiş, bana elçi gelmiş, bana misafir olmuş gibidir. Kim bana konuk olursa bana yakışan, ona kerametimi ithaf etmektir. Kerim’e layık olan, elçi ve misafirlerine ikram etmek, ihtiyaçlarını temin etmektir.” Allah u Teala’nın misafiri olmak eşsiz bir lütuf.

EKLENDİ

:

“Nereye gidersem gideyim hep İstanbul’a dönmek istedim. Kâbe dışında. Kabe’den hiç dönmek istemedim.” diyordu güzel bir köşe yazısında değerli yazar Ömer Lekesiz.

Gönle ne olursa olsun hudut çizilmiyor. “Anladım ki kendi gönlüm dar bana.”  Ben de şunu çok iyi anladım ki insanoğlunun yeri, yurdu cennet. Neticede cennetten kovulmuş Âdem ve Havva nesliyiz. Cennetten sonra nereye gitsek gittiğimiz yer gurbet bize. İçimizin huzuru ile yaşayabilirsek ne ala! Cennete kadar ruhumuzu hiçbir yere sığdıramayacağız. Cennete kadar dünyada yolumuz, yolculuğumuz var, böyle bir hakikat…

Kâbe, ilk evimiz ve kâinatın merkezidir.  Suya taş atığınızda nasıl dalgalar merkezden çevreye doğru yayılır halkalanırsa, insanın dünyaya gelişi de bir merkezden halkalanarak  tavaftan, şehre, medeniyete, ilk evinden ebedi evi olan cennete olacaktır.

“Sevgili’nin Evi, Ev-Kâbe Simgeciliği Üzerine Bir Çözümleme”, Ömer Lekesiz ’in Ev-Kâbe simgeciliği üzerine bir çözümleme çalışması olan eseridir.

Kabe’yi anlatan çok sayıda kitap vardır elbette ama Sevgili’nin Evi, Ev-Kâbe simgesi açısından kapsamlı örnekler ve araştırmalarla hazırlanmış önemli bir çalışma. Allah u Teala ayetlerle misaller getirir. Meselle seslenir Kitap’ta: “…Allah mesel (ve misal) getirmekten çekinmez. Artık iman edenler onun Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. Kafirler ise “Allah bu misal ile ne murat etmiştir?” derler…”  Simge, temsildir. Üç dinin de ortak simgeleri vardır. Haç, ay, satranç, su, kuş, düğüm gibi.

Peki, Kâbe… Ev sembolünden, Kâbe’ ye… Hasan Aycı’nın muhteşem çizimleriyle  Ömer  Lekesiz, “Güzel dost, Ahmet Arıca’nın anısına” ithafıyla kaleme almış Sevgili’ nin Evi’ni. Dört bölümden oluşuyor kitap. Ev Simgeciliği, Kâbe Simgeciliği, Mescid-i Haram’daki Diğer Simgeler ve Hacca Doğru.

Ev nedir?  Neler çağrıştırır? Apartman mı? Muhabbet mi, telaş mı, çatı mı, kuyu mu? Dünya evi… “Sen hangi evde açtın gözlerini dünya evine, hangi kadını anne, hangi erkeği baba kıldın gelişinle? Hangi evde telaffuz ettin ilk kelimeleri, şeyleri nasıl isimlendirdin, hangi evde Allah dedin, hangi evde öğrendin mazini? Hangi evde Hendek’teki Gül’ün karnında taş olmak istedin, hangi evde kurtardın Şehrazat’ı zalim padişahın elinden, hangi evde bir tahta parçasını Zülfikar eyleyip hangi müstekbirin evine cenk eyledin?” Hangi evdeyiz biz? Huzur ortamı sağlayan barınaklar mı evlerimiz? Derin düşüncelerin, araştırmaların, emeğin mahsulü olan bu eser, baştan sona bizi yine tefekküre sevk ediyor.

“Düş, reel olana sığmamaktır.” Eve ait olmak, evde bir parça olmak, evle bütünleşmek, evin şiirselliği, “geometrisi olmayan” bir bütünlük ifade etmesi, duvarlarıyla bir içe dönüş, kabuk oluşturması, pencereleri, merdivenleri, köşeleri, kapıları… Çözüm mü üretiriz, çözümsüzlük mü evde? Özellikle kapılarımız, nereye, kimlere açılır? Bazen düşlere kilitlidir kapılar, bazense biz neye açmak istersek kilitleri yalnız ona açılır, açarız.  Mahzen, mağara, yere yakınlıktır, çatı ve bacalar göğe…

Üç din için ortak bir kavram olan tapınak gelir akla, ibadet ve ev deyince. İslam için ise mabed, Kâbe. Mescid-i Aksa (uzak mescit) ve Mescid-i Nebi. Ve Camiler… “Cami, yalnız duvarlardan ve kubbelerden ibaret değildir. İçinde topladığı müminler de caminin ayrılmaz bir parçasıdır.” Mimarisinin fiziğinin ötesinde metafizik bir ruh demektir cami. “Cami, toplumun kalbidir. Oraya dokunulmaz. Caminin aldığı yara, kalbin aldığı yaradan farksızdır.”

Tavanı, çatısı, kubbeleri vs. olan büyük bir evdir, dünya da. Ve merkezinde insanları kendisine çeken ibadethaneler vardır. En merkezde ise Kâbe, tek merkezde toplanma çağrısıdır Ömer Lekesiz’e göre.

Allah u Teala gökleri ve yeri yarattığı zaman yeryüzüne ilk yerleştirdiği şey Beytü’l Haram’dı. Şöyle buyurmaktadır Rabbimiz: “Şüphesiz âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev -mâbed- Mekke’deki -Kâbe-’dir.”  (Âl-i İmrân 3/96)

Hz. Adem’in tövbesini kabul eden Cenab-ı Allah onu teselli etmek için melekler vasıtasıyla şimdiki Beytü’l Haram’ın bulunduğu yere cennet çadırlarından bir çadır göndermiş ve çadırı Beytullah’ın yerine koydurmuştur. Çadır, kırmızı renkli cennet yakutlarındır. Cennet altınlarından üç kandil vardır üzerinde. Hacerü’l Esved,  o çadırla yeryüzüne indirilmiştir. Bembeyaz bir yakut iken Allah’ın emri ile tufanda simsiyah olmuştur. Hz. Havva’ya ise cennetteki hatasından dolayı Harem’e girmek yasaklanmıştır ve ölene dek cennet çadırına bakamamıştır.

Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre Allah u Teala, Hz. Adem’e şöyle vahyetmiştir: “Ey Âdem! Ben seni affettim. Senin zürriyetinden, bu Beyt’i ziyaret edip de günahlarından tevbe edenleri de affettim.”

Ne güzel müjdedir Müslümanlara: “Kim benim Beyt’imi ziyaret edip, yalnız benim rızamı isterse bizzat beni ziyaret etmiş, bana elçi gelmiş, bana misafir olmuş gibidir. Kim bana konuk olursa bana yakışan, ona kerametimi ithaf etmektir. Kerim’e layık olan, elçi ve misafirlerine ikram etmek, ihtiyaçlarını temin etmektir.” Allah u Teala’nın misafiri olmak eşsiz bir lütuf.

“Cennetin, ilk ve ondan sonraki peygamberlerin izini taşıyan Kâbe; büyük ev dünyanın cennete açılan kapısı hükmündedir. Çünkü onu görüp, günahlarından tevbe edene cennet vacip olmaktadır.”

Kabe, Ka’b kökünden gelen özel bir isimdir. Yüksek olmak, dört köşe şeklinde olmak, tomurcuklanmak anlamlarına gelir. “Kâbe, insanın müjdecisi, onun eliyle gerçekleşecek ikinci kuruluşun haberidir; bulunduğu mekânın, şehirlerin anası(temeli) kılındığı Kâbe, dağlar için bir çivi olduğu gibi, o şehirden yayılacak medeniyetin de çivisi olacak, medeniyet de onun sağlam temelleri üzerine bina edilmiş olunacaktır.”

sevgilinin evi şule yayınları ile ilgili görsel sonucu

Hadis-i Kutsi’de şöyle buyrulmuştur: “Mekke’de kan akıtan, faiz malı yiyen ve söz gezdirenler barınamaz. Yeryüzü Mekke’den döşenmiştir. Beytullah’ı ilk tavaf edenler meleklerdir.”

İbn Cüreyce ise şöyle demiştir: “Mekke’de bir günah işlemek, başka yerde yüz günah işlemek gibidir. Orada bir iyilik yapmak da diğer yerlerde yüz iyilik yapmak kadar sevaptır.”

Kabe’yi tavaf, umre, hac, bedene meşakkat için değildir muhakkak. Gerçi ruhun aldığı manevi lezzet, bedene de farklı şekillerle yansır. Bütün ibadetler semboliktir ve Kâbe, Allah’ı bilme ve hiç olma yeridir. Tabir i caizse ağlama yeridir. Evet, nasıl da yakışır değil mi mültezime ağlamak, yalvarmak yakarmak? Bekke/Mekke, gözyaşı vadisidir.

Özellikle çok beğendiğim cümleleri almak istiyorum yine: “Bilesin ki, insanın kalbi, Arş-ı Rahman’ın numunesidir. Kalbe bağlı zuhurlar, arşa bağlı zuhurlar gibidir. Aynı şekilde, Beytullah’tan dahi insanda alametler vardır. Çünkü o, mutedil bir durumdadır. Sağdan ve soldan yana ayrı ve imtiyazlı bir yeri vardır. Güzel sıfatı ile tek başına ve güzeldir.”

Allah’ın birliğini ve benzersizliğini sembolize eden Makam-ı İbrahim, Allah’ın sağ kolunu, elini, Allah ile musafahayı, ahde vefayı temsil eden, İslam ümmetinin bayrağı hükmündeki kıyametin hatırlatıcısı, habercisi olan Hacerü’l- Esved, bir nevi kardeşlik kanının sembolü olan bengi su, içildiği niyete göre şifa olan, doyuran Zem-Zem. Hacer’in Safa ve Merve arasındaki su arayışını sembolize eden Sa’y, Safa- Merve, Hacerü’l Esved’i selamlamak suretiyle başlanan ve yedi şavt ile tamamlanan Tavaf, Harem sınırlarında her bir ibadet için yapılan dualar, zikirler… Bizzat ayetlerde geçen dualarla birlikte Peygamberimiz (S.A.V.) den tavsiye edilenler ve içimizden geldiği gibi yaptığımız zikirler ve dualar… Bizim her an Rabbimizle olmamız ve Rabbimizin de bizi hatırlamasını istememiz… Gönlümüzü Kâbe yapmak sanırım aslolan. Kâbe evimiz, kapısından hiç ayrılmadığımız…

Bütün bu sembollerle beraber Kâbe deyince umre ile Hac gelir akla. Hicretten altı yıl sonra Bakara suresi 196, ayet ile hac emri vahy olunmuştur: “Allah için hac ve umreyi tamamlayınız.” Ali Şeriati’ye göre: “Hac, ezeli ve ebedi eşi benzeri olmayan, Hâkim-i Mutlak Allah’a dönüşü temsil eder. O’na dönmek tamlığa, güzelliğe, kuvvete, bildiye, değere ve gerçeğe doğru kararlı bir hareketi simgeler. Keşif, yol, sorumluluk, Hz. İbrahim geleneğidir. Dünyanın yüklerinden kurtulmak, acziyetle güçlenmek gibi bir hal ile ayrı bir ibadet neşesi.

Evet. Sevgili’nin Evi, evlerin en güzeli… Mekân denilince en dar anlamıyla “ev” en geniş anlamıyla Beytu’llah gelir akla. Beytu’llah, kulluğun göstergesidir. Düşlerin ve imgelerin ilahi gerçeklikle tashih yeridir, kirden arınma, tertemiz olma yeridir. Sevgili’nin Evi’ni mekanlara ve ibadetlere yüklenen manaları anlamaya, anlamlandırmaya çalışarak okudukça ayrı bir huzurla yeni yeni kapılar açıldı önümde. Belki de benim için ev, kapıydı.

Kabe’yi ilk gördüğümde de: “Kelimelerle tarif edilemezsin. Dünyaya ait değil gibisin.” diyerek konuşmuştum onunla. Gerçekten kirlerden arınma yeriydi, hissetmiştim can u gönülden.  Müslümanların Kabe’de bir olması, vahdaniyetti. Dünyada garip bir yolcuyduk, menzilimizi hatırlatıyordu bize Kâbe…

Dönememiştim ben de Kabe’ den. Kabe’ den de dönülmezmiş, bilmiştim.  Meğer beş vakit yönüm, her vakit gönlüm Kabe’de imiş. İsmail’i büyüten ruhumun hiç bitmeyen umudu ile ruhum oraya aitmiş. Sevgili’nin Evi’ne… Tekrar tekrar Sevgili’nin Evi’nde buluşmak ümidiyle…

Çok Okunanlar