1. Anasayfa
  2. Düşünce

Barbaros Hayreddin Paşa’nın GİULİA GONZAGA’yı Kaçırma Girişimi

Barbaros Hayreddin Paşa’nın GİULİA GONZAGA’yı Kaçırma Girişimi
0

Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından biri de Akdeniz’i bir “Osmanlı Gölü” haline getiren Barbaros Hayreddin Paşa’nın Kapudan-ı Derya (Amiral) ve Cezâyir-i Bahri Sefîd (Akdeniz’deki Adaların) beylerbeyi olarak atanmasıdır. Bu atama Osmanlı Devleti ile İspanya Monarşisi arasında Akdeniz, Balkanlar ve Kuzey Afrika’da devam eden mücadelenin ne kadar çetin olduğunun ve bu mücadeleyi kazanmak için Osmanlıların ne kadar istekli olduklarının göstergesi olarak okunmalıdır. Çünkü, bürokrasinin hiyerarşik disiplini içinde yetişmemiş, hayatı denizlerde av peşinde koşmakla geçmiş ve fakat denizi avucunun içi gibi bilen birisinin etkili ve yetkili bir makama getirilmesi Osmanlı saray çevrelerinde eleştirilere maruz kalmıştı.

Bu sırada 77 yaşlarında olan, bronz teni, kalın kaşları, artık beyaz damarlada dolu ünlü kızıl sakalı, biraz şiş­manlamaya yüz tutmuş köşeli ve güçlü vücudu, her şeyden önemlisi, insanın içine işleyen delici bakışları, karşısında duran erkeklerin titremesine, kadınların da korkuyla sindiği Barbaros Hayreddin Paşa, çok geçmeden küffarın denizlerde belini kırmak için harekete geçmiştir.

Kanuni Sultan Selim’in emriyle inşâ edilen 100 gemiden oluşan Osmanlı Donanması’nda yer alan 24.400 asker ve diğer masraflar için 800.000 duka tahsis edilmişti. Barbaros, hazırlıklarını tamamladıktan sonra 10.000 kişinin köle olarak esir alındığı İtalya seferine çıkmıştır.

Avrupalılar tarafından kendisine verilen: Hıristiyanlığın Ortak Düşmanı unvanına sahip Barbaros’un Kanuni’nin himayesine girmesi, tüm Avrupa’da dehşetle karşılanmıştı. Nitekim, Osmanlı donanmasının İstanbul’dan ayrıldığı haberiyle birlikte Adriyatik’ten Cebelitarık’a kadar çok geniş bir coğrafyada kıyıları savunmak için hummalı bir çalışma başlatılmıştı. Bu sırada İspanyol resmî yazışmalarında ortaya konan tek bir endişe vardı: Türkler’in her tarafı ateşe vermesi.

Barbaros Messina boğazından geçerek Batı İtalya’ya doğru harekete geçti. Messina’daki gözetleme kulelerini ateşe verdi ve Calabria’da Santo Locito kasabasını yakıp yıktı. Citarro, Piciota ve Prochita şehirlerinin kaderi de ateşe verilmek oldu. Verdiği zarardan çok korku yaratarak ilerleyen Barbaros kısa süre içerisinde Napoli sularında görüldü. Asprelonga şehrine saldırı gerçekleştirdi ve 1.200 esir aldı. Ve asıl “AVI’nın bulunduğu Fondi şehrine 2.000 kişilik bir kuvvetle yöneldi.

Barbaros, Kanuni Sultan Süleyman’a büyük bir hediye takdim etmek istiyordu. Vespa­sian Colonna’nın dul eşi, Trajetto Düşesi ve Fondi Kon­tesi, güzelliği ile birçok Rönesans tablosu ve şiirlere konu olan Giulia Gonzaga’nın peşine düştü. Şöhreti, Avrupa sınırlarını aşıp, Asya’nın şehirlerine ve Afrika’nın çöllerine kadar ulaşmış olan Giulia’ya “Yeni Elena” deniliyordu. Altı yıldır malikanesinde dul olarak yaşamaktaydı.

Barbarbos, Napoli’nin 30 km kadar kuzeydoğusundaki Fondi’de yaşayan Giulia’yı ele geçirmek için kusursuz bir plan yapmıştı. Planın başarısız olması sadece bir talihsizlikti. Şöyle ki; Giulia Gonzaga’nın tam olarak bulunduğu yeri tespit etmek amacıyla, bölgeyi iyi bilen bir kişinin bulunmasını istemiştir. Aranan rehber, çok geçmeden bulundu ve bu kişi Napoli’li olup sonradan ihtidâ etmiş birisiydi. Barbaros’un kuvvetleri sözkonusu kişinin rehberliğinde Trajetto Düşesi’nin yaşadığı yere mümkün olan en yakın noktaya demir atmışlardı. Operasyon filosu gece gelmiş ve gündüz vaktinde kimsenin dikkatini çekmeden açık denizde gözden uzak bir şekilde beklemişti.

Operasyon filosu, Fondi şehrine girdiklerinde herhangi bir muhalefetle karşılaşmamak için Fondi şehrinin köprülerini yıkmıştır. Daha sonra da 2.000 kişilik grup ormanın içinden bir yoldan hareket ederek Fondi Şato’suna doğru yönelmiştir. Şatodaki görevliler gelenlerin farkına vardıklarında, Barbaros’un adamları çoktan şatonun sınırlarına girmişti. Bu sırada Giulia yatağına yatmış ve operasyon ekibinden kaçabilmesi tamamen şansına ve Allah’ın takdirine kalmıştı.

Giulia’nın şansı yaver gitmiştir. Çünkü, şatoya sessizce giren levendleri fark edenler olmuştu ve Giulia’yı uyarmaya çok kısa da olsa vakitleri vardı. Ayrıca düşesin yatak odasının levendlerin şatoya girdiği tarafın tam tersinde olması kendisine kaçmak için zaman kazandırmıştı. Nitekim, aceleyle hareket eden Giulia, üzerine sadece bir şal alarak, gece kıyafetleri ile odasının penceresinden sarkıp, kendisi için hazırlanmış olan bir ata binerek şatodan hızla uzaklaşmıştır. Hayranlarından/korumalarından biri onu atın arkasına alarak kurtarmıştır. Giulia, şato yolunda dörtnala uzaklaşırken, levendler tarafından öldürülen talihsizlerin çığlıklarını duymuştu.

Giulia’nın kaçışına dair bir başka anlatıma göre ise olay şöyle gerçekleşmişti: Giulia, bir hizmetçisi tarafından gece yarısı aniden uyandırılmıştı. Gece kıyafetiyle, sadece ipek bir örtü üzerine alabildi. Odasının penceresinden kaçarak gizli bir asma köprüye ulaştı ki bu köprü, istenildiği zaman kaldırılıp indirilebiliyordu. Bu köprü bir tahkimata (maschio) ulaşılıyordu ki burası kaleye bitişik bir yerdi. Avluya getirilen Giulia ve arkadaşı atlara binerek buradan ayrıldılar. Yalınayak, yarı çıplak, atını dik ön yoldan yukarı doğru sürerken, esintide dalganan saçları da çözülmüştü.

Şatodan kaçmayı başaran Giulia büyük bir ihtimalle kendisinin olan Castello of Campomidelede bir sığınak arıyordu. Burası şatosundan yaklaşık 4 mil uzakta olan bir yerdi. Yüksek bir tepede inşa edilen bu yer, sağlam bir tahkima sahipti ve bir kalesi vardı. Takipten saklanmak için sık ormanların içinden geçilmişti.

Giulia’yı takip eden korsanlar Strada Appia Nuova’nın üstündeki Bendictine Manastırına sığındığını düşünerek, buradaki rahibelerden yerini söylemelerini talep etmiştir. Rahibelerin kimseyi görmediklerini ifade etmeleri üzerine, manastırda arama yapılmıştır. Giulia bulunamayınca da rahibeler kılıçtan geçirilmiştir. 

Bu saldırı haberi ölmekte olan Papa VII. Clement’e ulaştığında ölüm döşeğinde idi. Ippolito ismindeki kardinal diğer kardinallari uyararak, kendisinin başında olduğu bir donanmayı Barbaros’a karşı harekete geçirdi. Fakat, Barbaros’un gemileri, Fondi ve diğer köy ve kasabalardan ele geçirdikleri binlerce esir ile çoktan İtalya topraklarından çıkmıştı. Tüm İtalya öfkeden çılgına dönmüştü. Halbuki sadece, Napoli’deki insanlar Roma-Cermen imparatoru olan V. Carlos’a 25.000 duka bağışlamıştı, bu nefret dolu kâfirleri (!) ülkeden çıkarmak/temizlemek ve onların gücünü tamamen ortadan kaldırmak için. Kardinal İppolito, Fondi’yi yeniden tahkim ederek şehrin anahtarlarını yeniden Giulia’ya verdi.

Kanuni Sultan Süleyman için bu seferin en paha biçilmez ganimeti olacak olan güzeller güzeli İtalyan Venüsü kaçırılamadı. Osmanlı sarayında ise, sadrazam İbrahim Paşa’nın sarayda ciddi anlamda etkisi olan Hürrem Sultan’ın forsunu kırmak için ya da onu tahtından düşürmek için Barbaros Hayreddin Paşa’dan Giulia Gonzaga’yı ele geçirmesini özellikle rica ettiği dedikodusu yayılmakta gecikmemişti.

 

 

 

 

1973 yılında Şanlıurfa'da dünyaya geldi. 1993 yılında Nizip İmam Hatip Lisesi'nden mezun oldu. Lisans eğitimini Marmara İlahiyat Fakültesi'nde tamamladıktan (1993) sonra Yüksek Lisans ve Doktora çalışmalarını Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde tamamladı. Meslekî hayatına İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde başlayan Feridun Bilgin, 2010 yılından itibaren Mardin Artuklu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Akademik çalışma alanı Endülüs Tarihi ve Medeniyeti, Osmanlı-İspanyol İlişkileri, Akdeniz Tarihi'dir.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir