Deneme Serisi: İç Sesin Yankısı
Beklemek, bir durmak değildir.
Tam aksine: İçten içe akan, genişleyen, derinleşen bir harekettir.
Dışarıdan bakıldığında sessiz gibi görünür ama içinde zamanın yükü vardır.
Bekleyen insan, zamana dokunur.
Onu sadece yaşamakla kalmaz; onun içinde kalır.
Çocuk bir sesi bekler: Annesinin sesi.
Âşık bir bakışı: Gözlerin içinde bir işaret.
Yaralı bir haberi: İyileştirici bir cümleyi.
Ve bazen insan, sadece içinden birinin geri dönmesini bekler.
O biri bazen bir başkasıdır, bazen de uzun zaman önce terk ettiği kendisidir.
Beklemek, çaresizlik değil; çoğu zaman sadakattir.
Çünkü her bekleyiş, bir umudu içinde taşır.
Umudu olmayan beklemez.
Ama bazen o umut, insanı da eritir.
Franz Kafka, Milena’ya yazdığı bir mektubunda şöyle der:
“Beklemek… Acının en saf hâlidir.”
Beklemek, görünmez bir sadakattir.
Bir cevap, bir zamanlama, bir dönüş umuduna karşı sessizce durmaktır.
Ama her bekleyişin içinde bir tükeniş de vardır.
Zaman bekleyeni eskitir.
Bu yüzden beklemek, hem bir dua, hem bir imtihandır.
Modern çağ beklemeyi küçümser.
Her şeyin hızlı olmasını ister.
Anında yanıt, anında teslimat, anında dikkat…
Ama bazı şeyler, aceleye gelmez.
Bir insanın büyümesi, bir yaranın kabuk bağlaması, bir anlamın yerli yerine oturması…
Bunlar hep bekleyerek olur.
Ve beklemek, bazen de kendine zaman vermektir.
İçini dinlemek için, kalbini duyabilmek için, kararlarının yankısını işitebilmek için…
Çünkü bir şeyin olmasını beklerken, aslında biz oluruz.
Tıpkı toprağın yağmuru beklemesi gibi:
Yağmur geldiğinde sadece su değil, toprak da değişir.
