Ölüm ne kadar hayatımızın içindeyse, bir o kadar da hayatımızın dışında!.. Ölüm her insanı bekleyen kaçınılmaz son olsa da yine de o, akşam haberlerine sıkıştırılmış, duyup geçtiğimiz, belki birkaç dakikalık şaşırma ya da üzülme sebebi sadece…
Ama o hep başkalarına uğrayan, uzaklarda yaşayan, bana bize uğramasına ne de olsa daha çok zaman olan…
Ne büyük bir kandırmaca!
İnsan kendini kandırır… Birçok şeyi bilse de yine de kandırmayı başarabilir, ama en çok da ölüm konusunda kandırmada ustadır.
Ölüm popüler kültürün en çok adını anmaktan korktuğu olgu olsa gerek. Bu yüzdendir, insanlara bu hayat hiç bitmeyecekmişçesine oyuncaklar sunup durması bu yüzden!
Bir AVM’de yürürken, bir mizah programı izlerken, bir konsere katıldığında kimin aklına ölüm gelir ki! Çünkü ölüm olabildiğince kovulmuştur yok sayılmıştır böyle ortamlarda. Ne de olsa hiç kimse hayatın bu denli bir gerçeği ile rahatsız etmek istemez kendini. Ölüm yokmuşçasına bir uyku içinde hayatı olabildiğine yaşamaktır çünkü en sıfırı bol paraların kaynağı…
Evet, uykudadır insan… Ve zanneder ki ölümle ebedi bir uykuya dalacaktır…
Ne acı bir yanılsama!
Evet, uykudadır ve ölüm sabahında gerçek hayata uyanacaktır insan. Evet bizler, biz insanlar, biz insancıklar derin bir uykuda olduğumuzu ne zaman idrak edeceğiz Allah’ım!.. Neden ölümün acı yüzünü görmeden ne gözümüzü ne de gönlümüzü hakikatlere bir türlü uyandıramıyoruz?
Her gün şehit olan yüzlerce masum insan, her gün yakılan ağaçlar, vurulan kuşlar, zift dökülmüş gibi kapkara kesilen topraklar ve kalbi günden güne kararıp yavaş yavaş ölen insanlar neden bizi uyandırmaya yetmiyor?
Neden yetmiyor, anlamak öyle zor ki…
