1. Anasayfa
  2. Şahsiyet

Borcuna Sadık İnsanlardan: Necip Fazıl Kısakürek

Borcuna Sadık İnsanlardan: Necip Fazıl Kısakürek
0

Büyük insanlar, öldükten sonra da, insanların arasında canlı gibi yaşarlar. Çocuk için, evde, babayla birlikte bu büyük İnsanlar birer örnektir. Her medeniyette, şu veya bu bakımdan örnekleşmiş, destanlaşmış, hatıraları anıtlaşmış, tavırları mermer bir levha gibi insanların bilinçaltına işlemiş güçlü örnekler vardır.

Necip Fazıl Kısakürek ile Sezai Karakoç arasındaki ilişki ve davranış, sonraki kuşaklar için ders alınacak türdendir. Taklit edilecek vefa ve kadirbilirliğin güçlü örnekleridir.

Karakoç, Necip Fazıl’la aralarında cereyan eden ilginç bir borç olayını anlatır: “İstanbul’a geldiğim günlerdi. Henüz ailem gelmemişti. Büyük Doğu’da henüz günlük olarak çıkmamıştı. Necip Fazıl Bey paraya çok sıkıştığı için 250 lira bulmamı istemişti. Biz, maaşımızı, çekle ve istediğimiz mal müdürlüğünden alabiliyorduk. İstediğimiz gün ve miktarda mal müdürlüğü bunu sormadan öderdi. Sonra çekilen para, her ay müfettiş ve muavinlerin, teftiş heyetine gönderdiği evrakta aylığa mahsus edilirdi.  Arkadaşların dediğine göre, ay sonunda borçlu kalmamak şartıyla para çekebilirdim. Tabii ki bu yanlıştı. Ama o zamanlar buna inanmıştım. Ben de hakkım olmadığı halde 250 lira çektim ve üstada verdim. Ancak beş gün sonra ay sonunda parayı yatırmak zorunda olduğumu da ilave ettim. Üstat, o gün parayı getirdi ve hemen yatırdım.”

Demokrat Parti döneminde çıkan Büyük Doğu dergisinin hazırlanmasında Sezai Karakoç’un büyük emeği ve katkısı vardır. 1956’da haftalık çıkan Büyük Doğu’da “Sanat ve Edebiyat Sayfasını hazırlamaktadır…

Cömertliği, ikramı ve davranışları dillere destan Necip Fazıl, o büyük insan, sıkışmış ve paraya ihtiyacı vardır. Bu noktada sözü Sezai Karakoç’a bırakalım: “Ancak, bir gün üstat, yine sıkışık durumu sebebiyle, bankalardan 3 aylık bonolarla aldığı borca beni de müteselsil kefil ve borçlu olarak imza atmamı rica etti. Onu kıramadım. Eğer ödeyemezse nasıl olsa ben öderim diye düşünmüştüm. Gününde ödenince de borç işi Teftiş Kurulu’na (Karakoç’un çalıştığı İstanbul/ Karaköy Vergi Dairesi) intikal etmez kanaatindeyim. Aylar geçti. Bonoların süreleri doldu. Bir yazı falan gelmedi. Her halde üstat ödemiştir dedim kendi kendime.”

O arada Büyük Doğu henüz gazeteydi. Üstadın elinde büyük para geçti. Daha sonra, yaz başlarında gazete kapanır. Karakoç’a, bankalardan, paraları faizleriyle ödemesi için uyarılar gelmeye başlar. Ödeyecek durumda değildir. Üstada mektup yazıp durumu bildirir. Fakat herhalde onun da ödeyecek durumu yoktur ki kâğıtlar gelmeye devam eder. Karakoç: “Hatta bir gün, ben Beyoğlu Vergi Dairesi’ndeyken İlhan Evliyaoğlu, Karaköy’deki Teftiş Kurulu odasından telefon edip bu kâğıtlardan birinin geldiğini bildirdi. “Necip Fazıl’la senin borcun” diye üsteleyerek günlerce üzüntüsünü çektim bu bonoların. Müfettiş muavini olmazsanız, önemli değil, maaşınızdan icra yoluyla keserler, olup biterdi.  Fakat görevimiz buna müsait değildi. Hele o gün zihniyetine göre, Necip Fazıl’la bankalardan böyle bir borç para almış görünmemiz korkunç bir şeydi. Borç alacak kimsem de yoktu. Günlerce üzüntü içinde kaldığını gören annem, beni sıkıştırınca söylemek zorunda kaldım. Onlar da Ergani’den gelirken sattıkları ev eşyasının parasından ellerinden kalanı bana verdiler, maaşları da ekleyerek o borçları ödedim. Bugünün parasıyla hepsi 2500 – 3000 lira kadar bir paraydı. Çok bir para değildi. Ama olmayınca sıkıntı büyük olmuştu. Daha sonraları üstat da: “Bana gelmeyip de mektup göndermeye kızdım. Mektupları açmadan yırttım.” demişti.

Tabii ki, daha sonra bu meblağ Necip Fazıl tarafından has bağlısı Sezai Karakoç’a ödenir.

Her zaman, ölmeye yüz tutan insan ruhunu ayakta tutmak. İşte büyük insanların bıraktığı, aynı zamanda örnek alınacak ve izlenecek miras…

1947'de Diyarbakır Mermer Nahiyesinde doğdu. İlkokulu doğduğu nahiyede, orta öğrenimini Diyarbakır İHO ve Ziya Gökalp Lisesi'nde tamamladı (1966). İstanbul YİE'nü (1970) ve bir yıl sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eski Türk Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1971). Kırklareli'nin Vize ve Pehlivanköy ilçelerinde Vaizlik, Müftü Vekilliği gibi Diyanet'e bağlı görevlerde bulundu (1971-1973). Aynı süre içinde "Erzurumlu İbrahim Hakkı ve Marifetname" konulu doktora tezi çalışmalarına başladı. İki yıl kadar İstanbul Merkez Vaizi (1974) olarak görev yaptıktan sonra açılan sınavı kazanarak ve Danıştay Kararı'yla İstanbul Edebiyat Fakültesi Eski Türk Edebiyatı Bölümü Asistanlığına atandı (1975). Kürsü Yönetimi'nde baş gösteren huzursuzluktan etkilenerek, Üniversite Senatosu Kararıyla asistanlık görevine son verilince ticaret hayatına atıldı (1981). Yazı çalışmalarına öğrencilik yıllarında başladı. 1970'ten sonra inceleme ve araştırma yazılarını Diriliş (1976-1977, 1982, 1989), Hakses (1976), Tercüman (1978-1979), Milli Gazete (1978-1979), Köprü (1979), İslami Edebiyat (1988-1989) gazete ve dergilerinde yayınladı. Eserleri: Sanat ve Düşünce Dünyası İçinde Sezai Karakoç, Çeşitli Yönleriyle Erzurumlu İbrahim Hakkı, Hz. Ali Divanı, Erzurum'lu İbrahim Hakkı ve Marifetname

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir