1. Anasayfa
  2. Edebiyat

Çocukluğumuzun Su Kuyusu

Çocukluğumuzun Su Kuyusu
0

 

Çocukluğumuzun geçtiği 1970’li yıllarda Terme/Bağsaray köyü Arımdere Mahallesinde su ihtiyacımızı su kuyusundan bakraçla su çekerek karşılardık.

Ben, ilkokuldayken -10-15 gün oruç tuttuğum yıl- evimizin bahçesinde içilebilen suyun olduğuna kanaat getirildikten sonra kuyu açılmasına ne kadar çok sevinmiştik. Uzungazi köyünden çağrılan ustanın öncülüğünde mahallemizdeki büyüklerin yardımıyla kuyunun açılıp büzlerinin itinayla konulduğu o gün hem ailece hem de komşularla ne kadar heyecanlıydık!

Kuyudan çıkan su, birkaç gün test edilecek ve sonra içilecekti. Artık uzak yerden güğümlerle su taşımak zorunda kalmayacaktık. Artık bizim de su kuyumuz olacaktı. Artık biz başkalarının kuyusundan su almayacaktık; ihtiyacı olanlar, su ihtiyacını bizim kuyumuzdan karşılayacaktı. Hem çok gururluyduk hem de zemzem suyuna kavuşmuş gibi çok mutluyduk.

Bu kuyudan her gün beş on defa su alsak da bize zahmet verse de çok eğlenirdik su çekmekten. Bazen başımızı eğip kuyunun berrak suyunu ayna gibi kullanır, suretimize bakardık. Bazen de su kuyusunun akustiğinden faydalanır, bildiğimiz şarkı ve türküleri seslendirirdik.

Biz bu kuyu sularından içer, orucumuzu bu suyla açardık. Bu suyla abdest alır, banyosu olmayan evde özel bir yerde bu suyla yıkanırdık. Hayvanlarımızı, bahçemizdeki gülleri, türlü çiçekleri, meyve ağaçlarını, patlıcan ve biberleri bu su ile sulardık. Bitki sulama işini, tasarruflu ve dengeli olması için süzgeçli kaplarla yapardık.

Yazları su kuyusuna karpuz bile atardık soğusun diye. O zamanlar elektriğimiz de yoktu buzdolabımız da. Ama yazın o kavurucu sıcağında nemli havada buz gibi soğuk sular içerdik kuyumuzdan.

Sular, şimdiki gibi hiç kesilmezdi o zamanlar. Çünkü her şey gibi sular da doğaldı. Yaz, kurak geçmişse su azalırdı ama tükenmezdi. Çünkü toprak gibi sular da bereketliydi o zamanlar. Su, paralı olmasa da şimdiki gibi suları asla israf etmezdik. Su çok kıymetliydi, ekmek gibi de azizdi bizim için. Büyüklerimize bir tas su verdiğimizde bize “Su gibi aziz ol evladım.” derlerdi. O zamanlar “aziz”in kim ve ne olduğunu bilmiyorduk ama duada geçtiğine göre muteber bir şey olduğunu hissederdik. O doğal suya katık edip yediğimiz şeyler ise kuzinede pişirilen sımsıcak buğday ekmeğiyle üzerine sürdüğümüz taptaze tereyağı idi.

Kuyudan çektiğimiz suları evimize güğüm, ibrik ve sitillerle taşırdık. Suyu şimdiki gibi cam bardaklarla içmezdik o zamanlar. Sadece su içmek için kullanılan, bakırdan yapılmış küçük su tasları vardı. Susayan inekler, danalar, tavuklar, ördekler, köpekler, kediler, kuşlar vs. içsin diye kuyu kenarına içi su dolu leğenler bırakırdık. Çamaşır yıkama işi de kuyu başında çalılarla ateş yakılıp tencere veya kazanda su kaynatılarak yapılırdı.

Her yıl kuyunun içine girip daha temiz ve gür su çıksın diye kuyunun dibini ve büzler arasındaki yosunları temizlerdik. Üşürdük kuyuda. Tehlikeli bir işti bu üstelik. Ama hem gerekliydi hem de eğlenceliydi bu temizlik. Bir de kahraman olmak için o kuyuya girip çıkmayı göze almak, köprüden ırmağa atlamak da gerekiyordu o zamanlar.

Şimdiki çocuklar, akıllı (!) telefonlardan başlarını kaldırıp hazır suları (çeşme suları değil) veya asitli meşrubatları içerken bizim mutluluğumuzu duyamıyorlar.

 

Aradan 44 yıl geçse de çok şeyin yok olup değiştiği köyümüze her gidişimde kullanılmadığı için garip bırakılmış can kuyumuzun yanına gider, hiç değişmeyen bakracı (kovayı) elime alır ve bu tarihî kuyudan su çekerim. Sanki çocukluğumun bütün anılarını çekiyorum bu kuyudan ben. Hayatımızda çok şey değişse de çocukluğumu, çileli ama saf köy hayatımı unutmadım. Selam, dua ve muhabbetlerimle…

1966 yılında Samsun/ Terme’de doğdu. İlk ve ortaokulla liseyi Terme’de okudu. 1988’de Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Eğitim Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü’nden “Peyami Safa’nın Yalnızız Romanı Üzerine Bir İnceleme” adlı lisans teziyle mezun oldu. 1989 yılında İstanbul/ Kartal Anadolu Lisesi’nde Türk dili ve edebiyatı öğretmeni olarak öğretmenlik mesleğine başlayan Ahmet Sezgin, çeşitli liselerde görev yaptı. Askerlik hizmetine Ankara/ Polatlı Topçu ve Füze Okulunda asteğmen öğrenci olarak başlayan Ahmet Sezgin, bu görevini Millî Eğitim’de asteğmen öğretmen unvanıyla tamamladı. Birçok dershanede öğretmenlik ve yöneticilik yapan Şair-Yazar Ahmet Sezgin, hâlen Terme’de Temel Kır Kız Anadolu İmam-Hatip Lisesinde görev yapmakta; çeşitli okul ve kurumlarda eğitim ve kültür alanında seminerler verip imza günü ve söyleşilerde bulunmaktadır. Ahmet Sezgin, 1987-1988 yılları arasında bir grup üniversiteli arkadaşıyla “Mesaj” isimli bir kültür-edebiyat dergisi çıkardı. Deneme, inceleme, biyografi, anı, hikâye ve şiirleri Güneysu, Mavera, Türk Edebiyatı, İslamî Edebiyat, Kırağı, Kültür Dünyası, Çınar, Ay Vakti, Yedi İklim, Yolcu, Berceste, Bir Nokta, Arkesanat, Samsun Kültür Sanat, Tüm Şehir, Dört Mevsim Edebiyat, Bilgi Pınarı gibi dergilerle birçok ulusal gazetede yayımlandı. Eğitimci-Şair-Yazar Ahmet Sezgin’in yayımlanmış eserleri şunlardır: “Türk Edebiyatında Ölüm Şiirleri Antolojisi” (Cengiz Yalçın ile, Ünlem Yay, İstanbul, 1993), “Güllerimi Ver Anne” (Şiir, Etüt Yay, Samsun, 1999, 2007), “Termeli Yazarlar ve Şairler Ansiklopedisi” (Biyografi, Samsun, 2012), “Aşk Medeniyetine Yolculuk” (Deneme, Etüt Yay., Samsun, 2014, 2017, 2019), “Kırk Yazardan Kırk Hikâye” (Etüt Yay., Samsun, 2020), “Ortaokullar İçin Hikâye Seçkisi” (Etüt Yay., Samsun, 2020), “Türkçenin Feryadı ve Dil Davamız” (Derleme, Etüt Yay., Samsun 2020), “Hüzün Yağmurları” (Şiir, Klaros Yayınları, Ankara, 2020) Türkiye Yazarlar Birliği üyesi Ahmet Sezgin, evli olup iki çocuk babasıdır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir