Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Çocukluğumuzun Su Kuyusu

EKLENDİ

:

 

Çocukluğumuzun geçtiği 1970’li yıllarda Terme/Bağsaray köyü Arımdere Mahallesinde su ihtiyacımızı su kuyusundan bakraçla su çekerek karşılardık.

Ben, ilkokuldayken -10-15 gün oruç tuttuğum yıl- evimizin bahçesinde içilebilen suyun olduğuna kanaat getirildikten sonra kuyu açılmasına ne kadar çok sevinmiştik. Uzungazi köyünden çağrılan ustanın öncülüğünde mahallemizdeki büyüklerin yardımıyla kuyunun açılıp büzlerinin itinayla konulduğu o gün hem ailece hem de komşularla ne kadar heyecanlıydık!

Kuyudan çıkan su, birkaç gün test edilecek ve sonra içilecekti. Artık uzak yerden güğümlerle su taşımak zorunda kalmayacaktık. Artık bizim de su kuyumuz olacaktı. Artık biz başkalarının kuyusundan su almayacaktık; ihtiyacı olanlar, su ihtiyacını bizim kuyumuzdan karşılayacaktı. Hem çok gururluyduk hem de zemzem suyuna kavuşmuş gibi çok mutluyduk.

Bu kuyudan her gün beş on defa su alsak da bize zahmet verse de çok eğlenirdik su çekmekten. Bazen başımızı eğip kuyunun berrak suyunu ayna gibi kullanır, suretimize bakardık. Bazen de su kuyusunun akustiğinden faydalanır, bildiğimiz şarkı ve türküleri seslendirirdik.

Biz bu kuyu sularından içer, orucumuzu bu suyla açardık. Bu suyla abdest alır, banyosu olmayan evde özel bir yerde bu suyla yıkanırdık. Hayvanlarımızı, bahçemizdeki gülleri, türlü çiçekleri, meyve ağaçlarını, patlıcan ve biberleri bu su ile sulardık. Bitki sulama işini, tasarruflu ve dengeli olması için süzgeçli kaplarla yapardık.

Yazları su kuyusuna karpuz bile atardık soğusun diye. O zamanlar elektriğimiz de yoktu buzdolabımız da. Ama yazın o kavurucu sıcağında nemli havada buz gibi soğuk sular içerdik kuyumuzdan.

Sular, şimdiki gibi hiç kesilmezdi o zamanlar. Çünkü her şey gibi sular da doğaldı. Yaz, kurak geçmişse su azalırdı ama tükenmezdi. Çünkü toprak gibi sular da bereketliydi o zamanlar. Su, paralı olmasa da şimdiki gibi suları asla israf etmezdik. Su çok kıymetliydi, ekmek gibi de azizdi bizim için. Büyüklerimize bir tas su verdiğimizde bize “Su gibi aziz ol evladım.” derlerdi. O zamanlar “aziz”in kim ve ne olduğunu bilmiyorduk ama duada geçtiğine göre muteber bir şey olduğunu hissederdik. O doğal suya katık edip yediğimiz şeyler ise kuzinede pişirilen sımsıcak buğday ekmeğiyle üzerine sürdüğümüz taptaze tereyağı idi.

Kuyudan çektiğimiz suları evimize güğüm, ibrik ve sitillerle taşırdık. Suyu şimdiki gibi cam bardaklarla içmezdik o zamanlar. Sadece su içmek için kullanılan, bakırdan yapılmış küçük su tasları vardı. Susayan inekler, danalar, tavuklar, ördekler, köpekler, kediler, kuşlar vs. içsin diye kuyu kenarına içi su dolu leğenler bırakırdık. Çamaşır yıkama işi de kuyu başında çalılarla ateş yakılıp tencere veya kazanda su kaynatılarak yapılırdı.

Her yıl kuyunun içine girip daha temiz ve gür su çıksın diye kuyunun dibini ve büzler arasındaki yosunları temizlerdik. Üşürdük kuyuda. Tehlikeli bir işti bu üstelik. Ama hem gerekliydi hem de eğlenceliydi bu temizlik. Bir de kahraman olmak için o kuyuya girip çıkmayı göze almak, köprüden ırmağa atlamak da gerekiyordu o zamanlar.

Şimdiki çocuklar, akıllı (!) telefonlardan başlarını kaldırıp hazır suları (çeşme suları değil) veya asitli meşrubatları içerken bizim mutluluğumuzu duyamıyorlar.

 

Aradan 44 yıl geçse de çok şeyin yok olup değiştiği köyümüze her gidişimde kullanılmadığı için garip bırakılmış can kuyumuzun yanına gider, hiç değişmeyen bakracı (kovayı) elime alır ve bu tarihî kuyudan su çekerim. Sanki çocukluğumun bütün anılarını çekiyorum bu kuyudan ben. Hayatımızda çok şey değişse de çocukluğumu, çileli ama saf köy hayatımı unutmadım. Selam, dua ve muhabbetlerimle…

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar