1. Anasayfa
  2. Edebiyat
  3. İnceleme

Edebiyatımızda Münacat

Edebiyatımızda Münacat
0

Münacat kelimesi fısıldamak anlamındaki necv kökünden türemiştir. Zamanla Allah’a yalvarmak, yakarmak anlamında kullanılmıştır.  Edebiyattaysa Allah’a yakarış maksadıyla yazılmış manzum ve mensur eserler anlamındadır. Münacatlarda şairler duygulu ve rikkatli bir üsluba sahiptir. Genellikle manzum (şiir şeklinde) kaleme alınan münacatların mensur (düzyazı) örnekleri de vardır. Sinan Paşa’nın Tazarruname adlı eseri mensur münacatın en güzel örneklerinden biridir.

Münacatlar şairin pişmanlık duygularını dile getirdiği ve Allah’tan bağışlanma istediği eserlerdir.  Müslümanların edebiyatında ilk münacat örnekleri Arap edebiyatında okura ulaşmıştır. Hz. Ali’nin münacatı Arap edebiyatındaki ilk münacat örneğidir. Fars edebiyatında niyâyiş adıyla bilinen münacatın ilk örneği Hâce Abdullah-ı Herevî’nin münacatıdır. Edebiyatımızdaki ilk münacat örneği Ahmet Yesevi’nin 6. Hikmetidir.

Bu çalışmada edebiyatımızdaki münacat örneklerinden bir seçkiye yer vermekteyiz. Her hafta cuma günü bu seçkiden bir eser paylaşacağız siz değerli okurlarımıza. Bu paylaşımda şairlerimizin doğum tarihi esas alındı.

Rabbim, bizleri her daim sırat-ı müstakim üzere yaşat ve bizlere yine iman üzere ruhumuzu teslim eylememizi nasip eyle. Bizleri nefsimizin, şeytanın ve dostlarının her türlü saptırmasından koru. Bizlere, Resul’ün Hz. Muhammed (SAS)’e ümmet olma bahtiyarlığını nasip et. Kâfirlerin ve münafıkların her türlü oyunlarına karşı Ümmet-i Muhammed’e basiret, feraset ve iz’an nasip eyle. Öncelikle Gazze’deki Müslüman kardeşlerimize, daha sonra yeryüzünde zulme uğrayan bütün Müslüman kardeşlerimize ve tüm mazlumlara yardım eyle. Onları terör örgütü mensuplarının (İsrail-ABD-AB-İngiltere-Rusya-Çin-Hindistan vb.) her türlü oyunlarına karşı koru. 

 6.HİKMET (MÜNÂCAT)

 Ahmet Yesevi

 (Sayram, 1093? -Yesi, 1166?)

[1] Yâ ilâhım hamdinin birle hikmet itib
Zâtî uluğ Hâcim sığınıp keldim sana
Tevbe kılıp günahımdın korkup kayıttım
Zâtî uluğ Hâcim sığınıp keldim sana

[2] Kırk birimde ihlâs kıldım, yol tapay dip
Erenlerden her sır körsem min yapay dip
Pîr-i mugan izin alıp, min opay dip,
Zâtî uluğ Hâcim sığınıp keldim sana

[3] Kırk ikimde talip bolup yolga kirdim,
İhlâs kılıp yalguz Hakk’a köngül birdim;
Arşı, Kürsü, Levh’din ötüp Kalem kezdim;
Zâtî uluğ Hâcim sığınıp keldim sana

[4] Kırk üçümde Hakk’ı arayıp feryâd eyledim,
Gözyaşımı akıtarak pınar eyledim,
Kırlarda gezip kendimi dîvâne eyledim;
Zâtî uluğ Hâcim sığınıp keldim sana

[5] Kırk törtümde muhabbet ni bazarında,
Yakam tutup, yığlap yurdum gülzârında,
Mansûr sıfat başım birip aşk dârında;
Zâtî uluğ Hâcim sığınıp keldim sana

[6] Kırk bişimde Sen’den hâcet tilep keldim;
Tevbe kıldım her iş kıldım hatâ kıldım,
Yâ İlâhım, rahmetingni uluğ bildim;
Zâtî uluğ Hâcim sığınıp keldim sana

[7] Kırk altımda zevk ü şevkim tolup taştı;
Rahmetingdin katre tamdı, şeytân kaçtı,
Hakk’dın ilhâm refîk bolup, bâbın açtı;
Zâtî uluğ Hâcim sığınıp keldim sana

[8] Kırk yetimde yeti yakdın ilhâm yetti,
Sâkî bolup câm-ı şarâp Hâcem tuttı,
Şeytân kelip nefs hevânı öze yuttı,
Zâtî uluğ Hâcim sığınıp keldim sana

[9] Kırk sekizde azîz Cândın bîzâr boldum;
Güneh derdi kesel kıldı bîmâr boldum,
Ol sebepdin Hakk’dın korkup bîdâr boldum
Zâtî uluğ Hâcim sığınıp keldim sana

[10] Kırk tokuzda aşkıng tüştü, köyüp yandım,
Mecnûn sıfat hayl-i havîşdin kaçıp tandım,
Türlü türlü cefâ değdi, boyun eğdim,
Zâtî uluğ Hâcim sığınıp keldim sana

[11] İligimde “Ermin” dedim, fi’lim za’îf;
Kan tökmedim közlerimdin, bağrım ezip;
Nefsim için yorar erdim, itdek gezip,
Zâtî uluğ Hâcim sığınıp keldim sana

[12] Kul Hâce Ahmed, er bolmasıng, ölgen yahşi,
Kızıl yüzünün kara yirde solgan yahşi,
Toprak sıfat yer astide bolgan yahşi,
Zâtî uluğ Hâcim sığınıp keldim sana

[1] Ey Şanı Yüce Allah’ım, (Sen’in) hamdin ile hikmet (öğüt verici söz) söyledim. Zatı (her daim) ulu Rabb’im sana sığınmaya geldim. Günahımdan korkup tövbe edip döndüm. Zatı (her daim) ulu Rabb’im sana sığınmaya geldim.

[2] Kırk bir yaşımda yol bulayım diye ihlaslı oldum. Erenlerden gördüğüm her sırrı saklayayım ve kâmil insanların izini sürüp öpeyim diye Zatı (her daim) ulu Rabb’im sana sığınmaya geldim.

[3] Kırk iki yaşımda istekli olup yola girdim. İhlasla yalnız Hakk’a gönül verdim. Arş’ı (Allah’ın kudret ve saltanatının tecellî ettiği, tahtının bulunduğu en yüksek gök katı -Taht maddî olarak düşünülemez, İslâmiyet’te Allah mekândan münezzehdir.), Kürsü’yü (Arşın altında bulunan, yeri ve gökleri kaplayan sekizinci gök), Levh’i (Yaratılmışlar hakkındaki bütün bilgiyi kapsayan kitâb-ı Mübin) geçip Kalem’i (Kâinatın başlangıcından kıyamete kadar meydana gelecek bütün nesne ve olayları kaydeden ilâhî kalem) gezdim. Zâtı ulu Rabb’im, Sana sığınmaya geldim.

[4] Kırk üçümde Hakk’ı arayıp feryat kopardım, gözyaşımı akıtarak pınar eyledim, kırlarda gezerek kendimi deli eyledim, Zâtı ulu Rabb’im Sana sığınmaya geldim.

[5] Kırk dört yaşımda muhabbet (sevgi) pazarında yakamı tutup ağlayarak gül bahçesinde yürüdüm. Mansur gibi başımı aşk darağacında vermek için Zâtı ulu Rabb’im Sana sığınmaya geldim.

[6] Kırk beşimde Sen’den istek dileyip geldim; her işimde hata eylediğim için tövbe ettim. Ey İlah’ım rahmetini yüce bildim, Zâtı ulu Rabb’im Sana sığınmaya geldim.

[7] Kırk altı yaşımda zevkim ve arzum dolup taştı. Rahmetinden düşen bir damladan (korkup) şeytan kaçtı. Hak’tan gelen ilham arkadaş olup kapıyı açtı. Zâtı ulu Rabb’im Sana sığınmaya geldim.

[8] Kırk yedi yaşımda yedi yönden ilham ulaştı, tarikattaki şeyhim şarap sunucusu (ilahi aşk) olup (ilahi aşk) şarabının kadehini sundu. Şeytan gelip nefs ve istek putunu kendisi yuttu. Zâtı ulu Rabb’im Sana sığınmaya geldim.

[9] Kırk sekiz yaşında aziz canımdan şikâyetçi oldum, günah derdi beni sakat kıldı, hasta oldum. O nedenle Allah korkusu dolayısıyla uyumaz oldum. Zâtı ulu Rabb’im Sana sığınmaya geldim.

[10] Kırk dokuz yaşındayken (Sen’in) aşkın (gönlüme) düştüğü için tutuşup yandım, Mecnun gibi eş ve dosttan kaçarak uzaklaştım. Değen türlü türlü cefalara boyun eğdim.  Zâtı ulu Rabb’im Sana sığınmaya geldim.

[11] Elli yaşımda “Yiğidim” dedim fakat amelim (ibadetim) zayıf kaldı. Bağrımı ezip gözlerimden kan dökmedim, it gibi gezip nefsim için yürürdüm. Zâtı ulu Rabb’im Sana sığınmaya geldim.

[12] Kul Hoca Ahmed, yiğit olmasan ölmesi iyi. Kızıl yüzünün kara yerde solması iyi. Toprak gibi yer altında olması iyi. Zâtı ulu Rabb’im Sana sığınmaya geldim.

Dîvan-ı Hikmet, Hoca Ahmet Yesevî, Hikmetlerin Türkçesi: Dr. Hayati Bice,  Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Yayınları, Ankara 2017, s. 58-60.

 https://www.ayu.edu.tr//static/kitaplar/yesevi_hkmt_sml.pdf

 

1965 Artvin doğumlu. İlkokulu Murgul’da, ortaokul ve liseyi Artvin’de okudu. 1988’de Uludağ Üniversitesi Balıkesir Necatibey Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümünden mezun oldu. 1989’da başladığı öğretmenlik görevine devam etmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır. Osmanlı Türkçesinden yeni alfabeye açıklamalarla hazırladığı ve yayımlanan altı adet çalışması [İntibah (Namık Kemal), Araba Sevdası (Recaizade Mahmut Ekrem), Eylül (Mehmet Rauf), Hatıralarım (Yusuf Akçura), Medrese Hatıraları (Muallim Naci) ile Siyaset ve İktisat (Yusuf Akçura)] vardır. Erdoğan Muratoğlu’nun Ahenk, Edebiyat Ortamı, Hece, Türk Dili, Mevlana Araştırmaları Dergisi ve Çoruh adlı süreli yayınlarda yayımlanmış öykü, deneme ve incelemeleri bulunmaktadır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir