1. Anasayfa
  2. Edebiyat

El Yazısı

El Yazısı
0

 

-Bana el kol hareketi yapma!

-Yaparsam ne olur?

-Öyle bir çakarım ki sana!..

 

Bu diyalog en ateşli kavgaların, sinir harplerinin, meydan savaşlarının fitilini ateşleyen ilk çakmak. Sonrasıysa hiddet, şiddet; yakmak, yıkmak… Osmanlı tokatları, Muhammed Ali yumrukları, uysal atın tekmeleri, cinnetten çıkma sopalar, tiz perdeden canına okumalar, sivri kalemlerle üstünü çizmeler, simalardaki coğrafi değişiklikler, organlardaki tarihi kırılmalar, tıp-emniyet-adalet sektöründe kabarmış dosyalar, ahlak üzerine kapaklanmış küfürler…

 

Yok yok.

 

Ölü yatırımların can pazarı, karışıklığın çarşamba pazarı, egonun-enenin kurum sattığı kara pazar. On paralık, üç kuruşluk davranışların alıcı bulduğu akşam pazarı. Şeytan kadar eski taklitlerin, atalar dininin bitpazarı; özürlü ve defolu malların ‘nefis’ etiketiyle vitrine çıkarıldığı sosyete pazarı. İpliği pazara çıkmışların kirli çamaşırlarının ortaya bir bir döküldüğü teşhir ürünleri… Bu yüzden ölü fiyatına, bedavadan ucuz. Pahalıya mal olan tek bir kavram var bu pazarda o da ucuz kurtulmak.

 

Topu topu iki el, iki kol. Al birini vur ötekine. Maraz mar’azı.(1)

 

Gelelim aynı ellerin diğer kolllarına. “Ne var ne yok?” talebine “iyilik sağlık – iyilik güzellik”i arz eden mekân, an ve canlara. Yani “eli kırılsın – eli kurusun”ların kol gezdiği elim pazarlardan “eline sağlık – elleri dert görmesin”in kolaçan edildiği elit sergilere…

 

Burası da topu topu iki el, iki kol. Al birini vur ötekine. Alkış üstüne alkış. Seçkinler seçkisi.

 

Bu sergi sinir küpü dolu pazarların tam aksine akıl küpü, zekâ küpü, sır küpü, sabır küpü ile lebalep. Küplere binmişlerin seferi kıyamlarının esamesinin okunmadığı bu sergide Kâbe’nin (2) eteğinin dibinin sakini olabilenler stant açabiliyor. On parmağında on marifet olanlardan karma bu sergide fabrika ayarlarıyla oynanmamış olanların “el işi” ürünleri sahne alıyor. İnsanlığın tutan eli – sağ kolu olanların “el sanatları”nın “alım”ına buyurmak istemez misiniz?

 

Sizi hemen girişte dostluğun, merhabanın, barışın elini havada bırakmayanlar karşılayacak. Doğu batı, yer gök arası mesafelere açık kollarıyla size öyle bir sarılırlar ki hücre hücre yenilendiğinizi hissedersiniz. Elinizi sıkı sıkı sıkmalarından aldığınız elektrikle yüzde yüz şarj olduğunuzu iliklerinize kadar duyarsınız. “Ömür adam”larla hemhâl olduğunuz müddetçe asla piliniz bitmez. Zira bu sergide hayatın ana akımı olan sevginin fişini çekecek istenmeyen adam veya kişiler bulunmaz.

 

Sonra eli açıklar buyur eder sizi ikram sofrasına. Büyüklükleri sadece Allah-u Ekber dağlarıyla boy ölçüşemeyecek olan o Cudi (3) ellerde tadarsınız bin bir türlü kerametin turfandasını. Bir elinin verdiğine diğer eli tanıklık etmediğinden bir daha göremezsiniz onlar gibisini.

 

Öyle herkesin elini kolunu sallayarak giremediği bu sergi, başköşesini eli nasır tutanlara ayırmıştır. Onları elinizle koymuş gibi bulmak için alın teriyle helal lokmanın izlerini takip etmeniz yeterli olacaktır.

 

Eli kalem tutanlar da bu serginin şeref konuklarından. Bu aydın ve münevver yüzlülerin imzalı eserlerine sahip olmak için el yordamıyla hareket etmenize gerek yok. Kendinizi onların ışık hızına teslim etmeniz kâfi.

 

Bu sergideyseniz eğer emniyettesiniz. Tedirgin olmanıza lüzum yok. Siz varın iyiliği doya doya yaşayın. Huzur ve güvenliğiniz için her daim “eli tetikte” olan o “kolluk” kuvvetlerinin esas duruşlarına karşı bir selam durmayı çok görmeyin yeter.

 

Nefretin, şiddetin, zulmün arapsaçı olduğu bir dünyada yetimin, garibin, kimsesizin başını okşayıp da merhameti tereyağından kıl çeker gibi ele geçirenlerin huzurundasınız. Karışın gidin aralarına. Sevgi, şefkat, incelik karışımında belli edin safınızı. 

 

Sorunlu hâllerde sorumlu bir el arayacak olursanız imdat butonu taşın altında. Çözemediyseniz semaya açılmış ellere bırakın kendinizi…

 

Kimler yok ki… Var oğlu var.

 

“Bu kadar güzelliği ben nasıl taşırım demeyin” sakın. Doldurun küpünüzü. Bu sergide ağır imtihanların altında inim inim inleyenlerin yüküne el atanlar da var. Yeter ki ilahi değerlerin yüklenicisi olun siz. “El elden üstündür” üstünde El İlah’ın yed-i kudreti var…

 

Velhasılıkelam insanın pençesi (4) elleri. Kâh hakikat timsali Hz. Hamza’ya kıyacak kadar kalleş kâh Müseylimetülkezzâb’ı yok edecek kadar hakikatle kardeş. Bir harf farkla vahşilik veya yahşilik. Ver elini öpeyim ya da eller yukarı! Hangisine el (5) olacağı insanın elinde. Hangisine içi ve aklı elverirse artık. Zira insanı ele veren eli.

 

Atom – Molekül – Organel – Hücre – Doku – Organ – Sistem – Organizma. Çok hücreli canlılardaki organizasyonun ya da insanın parçadan bütüne tekamülünün küçükten büyüğe sıralı hâli. Bu sıralamanın sonuna bir de “el” getirilmeli zira aynı Arapça’da isimleri belirgin kılan “el” takısı gibi insanı da belirgin kılan, insanı ele veren eli.

 

El İnsan

 

El ekiyle yazılan kalburüstü. İyilik üzerine on parmak izini bırakanlar on numara. İnsani değerlere elini verip de kolunu kaptıranlar, insanlığa el verip de hayatı elverişli kılanlar ne kadar kaldı ki hayatımızda. Parmakla sayılacak kadar az. O zaman haydi hep beraber el ele, kol kola onların türküsünü söylemeye!

 

Elleri görelim!..

 

Eller insanın aklının, gönlünün, bedeninin, ruhunun vitrini, sahnesi. İnsanın harf karakteri “el yazısı”nda saklı. Gelelim can alıcı soruya:

 

En baştan “iki elli”yiz de hepimiz.  

Toplamda “yüz” akı mıyız iyiliğin, ahlakın, yeryüzünün, gökyüzünün?  

 

Yazıya “çakmak”la başladık madem yine “çakmak” ile bitirelim…

 

-Bana el kol hareketi yap!

-Yapmazsam ne olur?

-Öyle bir çakamam ki seni.

İn misin cin misin, insan mısın el insan mı? İmtihandan çaktın mı geçtin mi? Nereden bileyim.

 

Çak bir beşlik el insan…

Çek elini “çakma” insan…

 

İnsan ne kadar büyük dostlar?

 

El kadar…

 

 

 

 

 

 

 

1-Maraz: Hastalık / Mar’az: Sergi.

2-Kâbe: Küp şeklindeki nesne.

3-Cud: Cömertlik.

4-Pençe: Farsça beş anlamına gelen penç sözcüğünden türetilmiştir. Beş parmaktan kinaye ile hayvan pençesine isim olmuştur.

5-El: a-Yurt. b-Yabancı.

1975 yılında Artvin ili Yusufeli ilçesi Esenyaka köyünde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Sincan İmam Hatip Lisesi’nde tamamladı. 1998 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazeticilik Bölümü’nden mezun olduktan sonra bir seneye yakın Sağduyu Gazetesi’nde muhabirlik yaptı. 2000 senesinde Tarım ve Orman Bakanlığı Eğitim ve Yayın Dairesi’nde başladığı memuriyet hayatını halen daha sürdürüyor. Evli ve üç çocuk babasıdır. Orta derecede Türkçe bilmektedir.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir