Dünya da gitmeyi ve görmeyi çokça arzu ettiğim iki ülke vardı; biri Çin diğeri de nüfus bakımından Çin’i geride bırakan yeryüzünün en kalabalık ülkesi Hindistan. Bu ülkelerin belgesellere yansıyan dini inançları ve ibadet tarzları da dikkatimi çeker ve üzülürdüm. Gerçekten de öyle miydi, fareye, ineğe, maymuna tapıyorlar mıydı acaba? Merakımı yerinde gidermek için Hindistan’a gitmeye bir fırsat doğdu.
Hindistan, insanlığın baba memleketi sayılır. Bazı tarihçilere göre Hz. Âdem peygamber cennetten çıkartıldığında buraya indirilmiştir. Hz. Havva ise Yemen’e indirilmiş ve yıllar sonra tövbelerinin kabulünden sonra birlikte Arafat’ta buluşmuşlardır.
2016 yılında yaptığımız ortak bir proje kapsamında Ömer Faruk Korkmaz, Recep Kabakçı, Mesud Demir ve ben fakir ile birlikte İstanbul’dan Hindistan’a uçtuk. Kısaca yol arkadaşlarımı tanıtayım:
- Ömer Faruk Korkmaz, o günlerde başbakanlık başdanışmanı olarak görev yapıyordu. Uzun süre Pakistan’da kalmış yüksek tahsilini orada yapmış, Arapça, İngilizce ve Urducayı çok iyi konuşan, gelenekle moderniteyi mezcetmiş bilge bir dost, gezi rehberimiz.
- Recep Kabakçı ile uzun zamandır tanışırız. İlim Yayma Cemiyetinin öncülerinden. Gençlerin dilini çok iyi bilen, girişimci ve samimi bir dost.
- Mesut Demir ise tam da Necip Fazıl Kısakürek’in gençliğe hitabesinde tasvir ettiği; “Kim var? diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert ‘ben varım!’ cevabını veren bir gençlik” diyor ya tam o işte. Tatlı dilli güler yüzlü bir genç arkadaş. Proje yazarımız, organizatör ve tercümanımız.
Delhi’ye İniş
THY uçağıyla beş saatlik yolculuktan sonra Delhi’ye ulaştık. Daha ilk gece nasıl bir dünyaya geldiğimizi anlamamıza yetti. Beş yıldızlı otelde, onca yorgunluğumuza rağmen pislikten yatamıyor, gecenin bir yarısı otel değiştirmek zorunda kalıyoruz. Yeni Delhi ile Delhi karıştırılmasın. Delhi, tarihi geniş bir bölgenin adıdır. Yeni Delhi ise 1911 yılında modern tarzda kurulumuna başlanan ve Hindistan’ın başşehridir. On sekiz milyon nüfusu var. Hindistan’daki şehirlerin neredeyse çoğunun ortalama nüfusu on beş milyon civarı.

Şah Cihan Camii Ziyareti
“Delhi Cuma Mescidi” asıl ismi. Mahallî kayıtlara göre altı bin kişinin altı yılda bitirdiği camii. Avlusunda abdest havuzu var, ilk defa görüyoruz. Herkes hatta bayanlar bile aynı havuzdan abdest alıyor. Ömer Faruk Bey’in önceden tanış olduğu Cevher ve Rıdvan kardeşler bize mihmandarlık yapıyorlar. Sıkı sıkıya tembihlediler ki ayakkabılarınız çalınabilir dikkat edin diye. Biz ayakkabılarımıza sahip çıktık ama camiden çıktığımızda hem Cevher’in hem de Rıdvan’ın ayakkabıları uçmuştu.
Delhi Cadde, Sokak ve Lokantaları
Delhi caddelerinde biraz yürüdük. Erkekler genelde mat renkli kıyafetleri tercih ederken hanımlar canlı, kırmızı ağırlıklı çok renkli kıyafetleri tercih ediyorlar. Hint kadınların yöresel, göbek ve yarı beli açıkta bırakan sarmal kıyafetleri “sari”yi hemen herkes giyiyor, maalesef Müslüman kadınlara da sirayet etmiş.
Çarşılarını gezerken birçok yerde kızartma tavaları gördük, simsiyah olmuş, defalarca yanmış bir yağın içinde baharatlı üçgen biçiminde hamuru kızartıp “samosa” diye satıyorlar. Görüntüsü sebebiyle tadına bakmaya cesaret edemedik.

Yeni Delhi’nin en lüks lokantası Kerimin Yeri’nde yemek yemeye kendimizi zorladık. Baharat. Baharat biraz da acı ve üstüne şekerli yoğurt.
Lokantaların önünde grup grup çömelmiş bekleyen insanlar dikkatimizi çekti. Meğer hayır sahiplerinin insafına kalmış yemek sırası bekleyen aç insanlarmış. Çoğu zaman saatlerce beklemelerine rağmen oturanların bir kısmına sıra gelmeyebiliyormuş. Yine fastfoodlar önünde bekleyen ve beklerken kapının önünde uyuya kalan yedi-sekiz yaşlarında çocuklar. Keşke görmeseydik, içler acısı. Trafiğe gelince tam bir keşmekeş belki daha da ötesi diyebiliriz. Yönetimin belirlediği trafik kuralları var ama yetmiyor. Her taraf bisiklet ve motosiklet kaynıyor. Yollar araçlara yetmiyor. Sürücüler kendi kurallarını belirlemişler. Araçların arkasında “please to horn-lütfen korna çalın” yazıyor. Korna çalarsanız yani haber vermek şartıyla araçların sağından, solundan geçebilirsiniz, hiç fark etmez.

Hayat çok pahalı, alım gücü düşük; zenginleri aşırı zengin ama geneli çok fakir. Birçok ülke gördüm ama yamalı kıyafet giyenleri ilk burada gördük. Arkasında insan ve/veya eşya taşıyan bisiklet dolmuşlar çok yaygın. Gücü yetenler motorlusunu almışlar. Bisikletiyle sekiz çocuğu okullarına yetiştirmeye çalışan öğrenci servisi bisikletler gördük. Çarşıdan otele üç kişi gittik üçümüz bir dolmuş ücreti kadar ödedik. Endüstriyel ürünler çok pahalı ama insan gücü çok ucuz. Hindistan’da sanki her gün bayram, kutlamaları hiç bitmiyor.
Usulsüz organ naklinin yaygın olduğu söyleniyor. Çok fazla evsiz var. Nüfus çok fazla, son yıllarda birinciliği Çin’in elinden almışlar. Dünyanın en kalabalık ve havası en kirli ülkesi Hindistan. Delhi’de bir gün nefes almak elli sigara içmeye bedelmiş. Bir ailenin çocuğu kaçırılsa belki de ailenin birkaç gün sonra haberi olur. Bazı şirketler ve zenginler güvenliklerini kendileri sağlıyor.
Bedreddin Bey’i Evinde Ziyaret
Hindistan’ın en büyük finans şehri Mumbai’de, (Bombay) Hindistan Refah Partisi Başkanı ve işadamı Mevlâna Bedrettin’in evine misafir oluyoruz. Ellerinde anahtarı olan ve sadece altıncı kata çalışan özel asansörle çıkıyoruz. Altıncı kat olmasına rağmen tüm pencereler ve balkonlar demirli. Güvenlik sebebiyle olduğunu öğreniyoruz. Bize krallara layık bir sofra kurmuşlardı. Başkanın asıl işi avukatlık. Vakıfları var, mülteciler için hizmet veriyorlar. Özel kolejleri ve hastaneleri var. On bin kişinin meslek sahibi yapıldığı bir hizmeti devam ettiriyorlar.
Hindistan Üniversiteleri
Hindistan’da sekiz yüz üniversite varmış. Bir kaçını ziyaret ettik. Onlardan biri tıp ağırlıklı eğitim veren Hemdert Üniversitesi. Bir diğeri Camia-i Milliye (Milli Üniversite) oldu. Nanoteknloji ve biyoteknoloji alanlarında iyi olduklarını öğreniyoruz. Türkçe bölümü öğrencileri ile buluştuk. Çok muhabbetli geçti. Türkiye’ye gelmeyi çok istiyorlar. Bizden Türkçe kitap ve bayrak istediler. Türkçe Farsça’nın bir bölümü olarak veriliyormuş. Ayrı bölüm açmak isteniyor ama Hindistan’da Türkçe bilen Öğretim elemanı olmadığı için açılamıyormuş. Yunus Emre Vakfı ile Türkçe bölümünün işbirliği var. Öğretim üyesi göndermişler.
Zekât Vakfı’nı Ziyaret
Vakıf başkanı bizimle görüşmek için önce çekimser davrandı. Bu çekimserlik umumiyetle herkeste var. Yönetimin baskısından endişe ediyor olsalar gerek. Hindistan’ın yüzde on sekizinin Müslüman olduğunu ama yönetimdeki katılım oranlarının yüzde üç olduğunu öğreniyoruz. Endonezya’dan sonra en fazla Müslümanın yaşadığı ülke. Yüz yetmiş milyonu aşkın bir sayı. Bu orana göre 543 milletvekilinden en az 70 Müslüman vekil olması gerekirken 1951’den 2016’ya kadar siyaset arenasında temsiliyet ortalama 25 vekili hiç geçmemiş. Zekât Vakfı yöneticileri stratejik davranarak Hindistan’da bürokrasiye Müslüman adam yetiştirmeye odaklanmışlar. Çok yönlü çalışmaları var; Evlenmek isteyenlere, sokak çocuklarına yardım yapıyorlar. Meslek edindirme desteği veriyorlar.
Cemaat-i İslami Ziyareti
Rahmetli Mevdudi’nin kurduğu Cemaat-i İslami’nin merkezini ziyaret ediyoruz. Cemaati İslami’nin yeni lideri Mahmud Zafer ile görüşüyor ve birlikte akşam yemeği yiyoruz. 50’nin üzerinde kitabı var kendisinin. Kur’an merkezli bir eğitim yapıyorlar. Diğer yöneticilerle de görüştük. Mezhep taassuplarının olmadığını ama ehl-i sünnet merkezli eğitim yaptıklarını söylediler.
Felah Üniversitesi’ni Ziyaret
İsmi üniversite ama klasik bir medrese eğitimi veriliyor. Medreseleri modern tarzda inşa edilmiş. Diğer medreselerde 6-8 yıl arası eğitim görenler buraya geliyor, üst bir eğitim veriliyor. Dini ilimlerin yanı sıra Sosyoloji, Psikoloji ve Uluslararası İlişkiler gibi dersler de okutuluyor.
Aligar Üniversitesi’ni Ziyaret
Üniversiteyi ziyaret ediyor ve Rektörle görüşüyoruz. Sayın Rektör, tam bir Osmanlı hayranı. Üzerindeki hâkim yakalı kıyafeti gösteriyor ve “bu Osmanlıların giydiği bir kıyafettir” diyor. Burası Hindistan’daki üniversiteler arasında ikinci konumda imiş.
Türkiye ile birlikte çalışmak istiyorlar. Üniversite % 42 bayan, kadınları önemsiyorlar. Türkiye’nin İslam dünyasındaki yerini ve rolünü takdir ediyor Rektör. “Türkiye modern bir ülke, kendimize örnek alıyoruz” dedi. Üniversitenin başarısı çok yüksek ama binaları ve tefrişatı bizim siyah-beyaz filmlerdeki tarihi günleri hatırlatıyor. İçerik olarak ne kadar iyilerse şekil olarak da o kadar geriler. Yüz seksen yıllık bir üniversite.
Refik Dutvala’yı Ziyaret
Cami merkezli eğitim yapan Refik Dutvala ile görüşüyoruz. Refik bey, inşaat mühendisi, kardeşleriyle birlikte inşaat işindelermiş. Delhi’deki birçok görkemli binanın yapımı onlara aitmiş. Kendisinin de lüks bir yaşamı varmış, beş yıldızlı otellerde kalır yine de beğenmezmiş. Bir gün ortağının teklifiyle Tebliğ Cemaati’ni ziyarete gidiyor ve orada halının üzerinde uyuya kalıyor. Birisi dua ile üzerini örtüyor. Uyanınca “Şimdiye kadar ki en tatlı uykumu uyudum” diyor ve farklı bir dünyaya başlangıç yapıyor. O gruba dâhil olmuyor ama müthiş bir eğitim faaliyetinin fikri temellerini atıyor. Dini bilgisi Kur’an okumaktan ibaret. İnşaat işini tamamen kardeşlerine devrediyor ve kendisi tam bir eğitim mimarı oluyor. Bir milyon öğrencileri var ve her gün artmaya devam ediyor. Bu metodu başka ülkelere de ihraç etmeye başlıyor. Çok az personele sahip ve bütçesi yok. Problem yok, denetim yok, not yok, sadece belli zamanlarda ortak sınavlar ve yarışmalar var. Kız, erkek, çocuk, genç, yetişkin, memur ve esnaf herkes katılıyor.
Kısaca işleyiş şöyle; Eğitim mekânı olarak var olan camileri kullanıyorlar. Yeniden okul yapmak, bina yapmak yok. Programda her öğrenciye uygun bir saat var. Öğrenciler okul sonrası geliyor. Günlük bir saat ders görüyorlar. Bu sistem dört yaşında başlıyor, seksen yaşına kadar herkesi kapsıyor. Öğrencilerden aylık beş dolar alınıyor. Ücretsiz iken kimse rağbet etmezmiş. Şimdi camiler almıyor. Her yaşa göre müfredat hazırlanmış, kitaplar hazırlanmış. Hatta özel üniformaları bile var. Ziyaretimiz esnasında eğitim uzmanları, idari merkezin bir katında harıl harıl çalışıyorlardı. Köylere kadar ulaşmışlar. “Program o kadar hafif ki kimse sıkılmaz” diyor Refik bey. Camiye gelen, çocuk olsun yetişkin olsun iki yıl içinde hayat tarzını değiştiriyor. Sistemi geliştirmek kolay olmamış bu hâle getirmek için on üç yıl çalışmışlar. Boşalan camiler tekrar dolmaya başlamış. “Yakındaki bir camide on üç öğrenciyle başladık, şimdi bin iki yüz öğrenci var” derken mutluluğunu tarif imkânsız. Eğitimin öğretmenliğini cami imamları yapıyor. Onlar da bu işten çok memnun. Eskiden elli ile yüz dolar arası maaş alıyorlarmış ancak bu projeye katılan cami imamlarının maaşı iki yüz dolara çıkmış. Ama görevleri de biraz artmış, günde yedi ayrı gruba yedi saat ders yapıyorlar. Böylece gün boyu cami hareketlenmiş oluyor. Bu arada cami kendi kendine yeten bir kurum haline gelmiş. Cami harcamaları da bu bütçeden yapılıyor. İmamın dışında bir de koordinatör dernek görevlisi var, personel o kadar. On dört bin cami bu projeye katılmış. Sri Lanka’da da bu uygulama başlatılmış.
Sadece Refik beyi ziyaret için Hindistan’a gelmiş olsak değermiş. Ziyaretimizden de çok memnun oldu. Birlikte yaptığımız muhabbetli bir kahvaltının ardından özel aracıyla bizi havaalanına gönderdi.

Taç Mahal Ziyaretimiz
İsmini çokça duyduğumuz, resmini gördüğümüz, mimari açıdan “harika” olarak tanımlanan Taç Mahal’i merakımızı yenemiyor, ziyarete gidiyoruz. Delhi’ye yaklaşık 250 km. Sıkıntılı yol ve trafikten sonra Taç Mahal’in bulunduğu tarihi başşehir Agra’ya ulaşıyoruz. Taç Mahal, Babür Sultanı Şah Cihan’ın çok sevdiği karısı Mümtaz Mahal için yaptırdığı Dünyanın yedi harikasından biri ve UNESCO’nun Dünya mirası listesinde olup buz gibi anıt mezar. Mimari yönünü bilmem ama maneviyatı olmayan, ruhsuz bir yapı. Yapımında 22.000 işçi 1000 fil, sayısız öküz çalışmış. 20 yılda tamamlanmış. Bu yapı önce karısına sonra da Şah Cihan’ın kendisine mezar olmuş.
Gariplikler ve tezatlar ülkesi Hindistan. İngiliz esaretiyle yetim kalmış, gücü sömürülmüş bir ülke. Fırsat bulabilen kaçıyor. NASA çalışanlarının %36’sı, Amerika’daki toplam doktorların %38’i ve bilim insanlarının da %12’si Hintlilerden oluşuyormuş. Atom bombası yapan açlar ülkesi, sahte tanrılar ülkesi. Bin altı yüz farklı dilin konuşulduğu ülke. Sadece ineğe değil, file, maymuna, fareye, elleriyle yaptıkları putlara tapan milyonlarca insanın yaşadığı bir ülke.
Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Hindistan da İslam’ın nuruna o kadar çok muhtaç ki. Hindistan, yeni İmam Rabbanilerini arıyor, özlemle bekliyor.
