Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Kara Bahtlı, Ak Yüzlü Afrika

Toz bulutları arasından görünen zayıf ışık hüzmeleri Ağa’nın Bugatti Veyron arabasına, oradan da yansıyıp tentede güneşlenen ağanın altın dişine dokunuyor. Ağa, kendisine su getirmekte yavaş davranan hizmetçisine yere diz çökmesini söylüyor. Hizmetçi, elleri yukarıda diz çöküp özür diliyor.

EKLENDİ

:

2013 Eylül, Suleja-Nijerya

–        Bu ne Oga[1]?

–        Patates…

–        Nasıl bir şey? Yenir mi?

–        Patates işte! Yok mu Nijerya’da patates?

–        Yok.

–        Nasıl yok?

–        Yok işte!

–        Al, tadına bak o zaman.

–        Niyetliyim Oga. İftarda yerim.

–        Bozulur ama buzdolabına koy.

–        Gündüz elektrik kesiliyor. Ama bulurum yolunu. İftara iki saat var. Bozulur mu?

–        Bozulmaz, bozulmaz. Al.

–        Bütün gün elektriğiniz olsa, daha iyi değil mi?

–        Günde dört saat jeneratör çalışıyor, yetiyor işte.

–        Sahurda ne yedin İbrahim?

–        Çay…

–        Sadece çay mı?

–        Evet çay…

–        Yetti mi?

–        Elhamdülillah…

–        Ellerin neden böyle yamuk senin?

–        Doğduğumda olmuş. Civarda bir altın madeni var. Sulara cıva karışmış. O sebepten oldu diyorlar.

–        Doktor gördü mü seni?

–        Köyün ağası doktor. O baktı. İlaç verdi.

–        Ağada buzdolabı var mı?

–        Olmaz mı? Arabası da var.

–        Şurada duran araba mı?

–        Evet. Güzel değil mi?

–        Çok güzel. Ama nerede kullanıyor ki? Yolunuz yok daha.

–        Orada duruyor işte. Tentenin altında… Harmattan geçince TIR’ın arkasına koyup Lagos’a gidecek.

–        Burada sürse isyan edersiniz tabi. Biliyor musun kaç para bu araba?

–        Buzdolabından pahalıdır herhâlde. Güzel araba.

–        Biz buraya size erzak dağıtmaya geldik, biliyor musun?

–        Biliyorum Oga.

–        Bu son çuval İbrahim. Kuyrukta bekleyenler var. Onlara söyler misin?

–        Derim tabi. (Hausa dilinde konuşuyor. Kalabalık sessizce dağılıyor. )

 

Toz bulutları arasından görünen zayıf ışık hüzmeleri Ağa’nın Bugatti Veyron arabasına, oradan da yansıyıp tentede güneşlenen ağanın altın dişine dokunuyor.

Ağa, kendisine su getirmekte yavaş davranan hizmetçisine yere diz çökmesini söylüyor. Hizmetçi, elleri yukarıda diz çöküp özür diliyor.

Beyaz entarili Suleja kabilesi ağası Emir Moussa oturduğu yerden doğrulup yanımıza yaklaşıyor. Ziyaretimiz ve köye yaptığımız yardımlar için teşekkür ediyor. Bize çerçevelettiği resmini hediye ediyor.

-Zahmet ettiniz Emir hazretleri.

-Ne zahmeti. Halkımız fakir. İyi ki geldiniz.

-Doktormuşsunuz?

-Evet, Almanya’da tıp okudum. Deri hastalıklarında uzmanım. Sonra köyüme hizmet etmeye döndüm. Pek kolay bir karar olmadı.

-Şu garajdaki araba?

-Evet, benim bebeğim.

-Güzelmiş.

-Bir tur binebilirsiniz.

-Teşekkür ederim. Köylülere dağıtacak kumanyamız kalmadı gördüğünüz gibi. Kızmışlar mıdır?

-Üzülmeyin. Alışkınlar onlar.

-Kumanyaların bitmesine mi?

-Hayır, beyaz adamların yardım edip dönmelerine. Nihayetinde benimle baş başa kalıyorlar.

Kamyonetlerimize atlayıp dönüyoruz. Yolda, İbrahim’i, Ağa’yı, kilise ve camilerden çıkıp toplaşan kalabalığı, kölelik zamanlarından kalma diz çökme cezasını[2], Afrikalının Afrikalıya diz çöktürmesini, kalabalığın sessizce kayboluşunu, cıva karışan suları, Ağa’nın milyon dolarlık bebeğini düşünüyorum. Harmattan[3] tozları arasında gün batımında, kafamı delik deşik eden bu manzaralarla yine delik deşik yollardan sefarete varıyoruz.

(İbrahim cep telefonundan mesaj atmış: Oga, patates çok güzel. Tadı, aynı ‘yam[4]’a benziyor)

 

 

[1] Hausa dilinde “Oga” patron, efendi anlamına gelen bir hitap.

[2] Diz çökme cezası, hâlen Nijerya’daki okullarda öğrencilere verilen bir ceza yöntemi. Kökeni, İngiliz sömürge zamanlarına uzanmaktadır.

[3] Batı Afrika’da ve Nijerya’da kurak mevsimde Sahra Çölü’nden gelen tozlar. Eylül-Şubat döneminde azalarak devam eder.

[4] Nişastası bol, besleyici değeri yüksek, Batı Afrika’ya özgü, odunsu ve yumru bir bitki.

Çok Okunanlar