Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Kelime

İçinde yaşadığımız bu yıkıcı ve kıyımcı çağda Kelime’ye gönül bağlamış, onunla dünyayı, hayatı ve evreni anlamlandırmaya çalışan diriliş erleri hem tüm kelimelerimize hayatiyet kazandırmak hem de insandan insana gönül köprüleri kurmak çabasının heyecanı içindedir. Onların temel anlayışları, gönül dostu ve Türkçemizin sancaktarı Yûnus Emre’nin (1240?-1320?) şu beyitleri üzerine kuruludur:

Ben gelmedim dâviyüçün, benim işim seviyüçün / Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim.

EKLENDİ

:

“bir kelime yontulur gülün terinden

elif’in nun’a değdiği yerde

büyük bir göç başlar âleme”[1]

Bir dildeki anlamlı en küçük ses birimi kelime… Duygu, düşünce ve hayalleri anlatır kelimeler… Eylemlerimizin hayatiyet bulmasıdır kelimeler… Varlıkları ve nesneleri de adlandırır kelimeler… Evreni ve evrendeki her canlıyı isimlendirir kelimeler… İnsandan insana yakınlık kurar kelimeler… İnsan ve eşya arasındaki bağı niteler kelimeler… Kısacası can sahibi insanın, dünyasını yansıtır durur kelimeler…

İlk çağlardan bu yana düşünen insan “Kelimeler nasıl oluştu ve anlam kazandı?” sorusunun cevabını aramakla meşgul. Filozoflardan ediplere, dilbilimcilerden antropologlara aklımıza gelen kim varsa bu sorunun cevabını arayıp durmuş. Peki cevabı bulunabilmiş mi? Her konuda olduğu gibi bu konuda da onlarca teori dolaşıp durmakta sayfalar arasında. Bilmem ki hangisi doğru? Herkesin kendince bir yaklaşımı var.

Bir kelime gün ışığı gördüyse, sonsuza kadar kullanımda kalır mı? Hiçbir kelimenin böyle bir garantisi yok. Kelimeler ortaya çıkar ama onların yaşaması biraz da onu kullananların ele alış biçimlerine bağlı. Kelimenin ele alınışı, onu ortaya çıkaran toplumun değer yargılarına, hayata bakış açılarına ve zaman içinde kullandıkları diğer kelimelere göre değişmekte. Maddeyi hayatının merkezine alan bir toplumda madde merkezli kelimeler boy gösterirken manayı hayatının merkezine alan toplumlarda da mana merkezli kelimeler gün ışığına çıkar. İşte böylece kelimelerin ne zamana kadar kullanımda olacağı belirlenir. Bazılarında ölüm doğum sırasında, bazılarında birkaç yıl sonra, bazılarındaysa bin yıl sonra gerçekleşirken bazıları da insanlık tarihine eşlik edercesine hayatiyetini sürdürür… Bunu, elbette o kelimeyi kullananlardan çok, takdir-i ilahi belirlemekte.

Kelimelerin anlamları sabit mi? Elbette hayır. Bir kelime zaman içinde sahip olduğu anlamı değiştirerek tamamen karşıt bir anlam kazanabilir veya başka yan anlamlara bürünebilir. Bu, o dili kullanan milletin hayat felsefesi ve yaşama şartlarından kaynaklanır. Bir dil ne kadar işlenirse zaman içinde o kadar anlam zenginliğine kavuşur. Bu anlam zenginliği de kelimelerin ömrünü belirler.

Bir milletin ayakta tuttuğu her kelimenin anlam değeri bulunduğu gibi ses değeri de vardır. Kelimelerin ses değeri, aynı zamanda onların ömrünü belirler. Son dönemlerde ses bilimcilerce yapılan araştırmalar, kelimeleri oluşturan seslerin de bir değerinin olduğunu göstermekte. Olumlu ses değerine sahip kelimeler daha uzun ömürlü olurken olumsuz ses değerine sahip kelimelerse daha kısa ömürlü olmakta. Toplum olumsuzsa olumsuz kelimelerin hayatiyeti, olumluysa olumlu kelimelerin hayatiyeti daha uzun sürelidir.

Kelimeler taşıdıkları anlam ve sahip oldukları ses dolayısıyla da birbirleriyle ilişkilidir. Olumlu anlam içeren kelimelerin olumlu sesleri, olumsuz anlam içeren kelimelerin de olumsuz sesler taşıdıkları ileri sürülmekte. İYİLİK kelimesi olumlu anlam ve ses özelliği; KÖTÜLÜK kelimesi de olumsuz anlam ve ses özelliği taşır. Günlük hayatın akışında bu kelimelerin kullanımı sadece anlam açısından farklılık göstermez, aynı zamanda vurgu ve tonlama açısından da farklılık gösterir. Bu farklılığın sebebi, sadece o kelimede bulunan ünlü harfler olmadığı gibi ünsüz harfler de değildir. Belki ünlü ve ünsüz harflerin sıralanışı da buna sebep olabilir. Konu üzerinde uzun soluklu çalışmalara ihtiyaç duyulmakta.

Kelimeye hayatiyet veren insanın ta kendidir. Ruhsuzca ve dilden-zihinden yazılı-sözlü şekilde dökülen bir kelime, sadece ve sadece bir harfler yığını olmaktan öteye geçmez. Bu şekilde kullanılan kelimeler hiçbir zaman iletişim ögesi olamaz. Demek ki kelime, gönülden çıkınca muhatabına ulaşır. Yoksa taşıdığı mesaj olduğu yerde kalır. Hiç kimse onunla ilgilenmez bile.

Özellikle bilişim teknolojileri ile iletişim araçlarının (radyo, televizyon, sanal medya, sosyal medya vb.) yaygınlaşması bir yerde kelimenin haysiyetine de zarar vermekte. Söz konusu medyalar dil kullanımından tutun insan ilişkilerine kadar sadece insanı kendi olmaktan uzaklaştırmayı üzerlerine görev bilmekte. Bu medyalarda kelimeler kirlenmekte, insanın tüm haysiyeti ayaklar altına alınmakta, insandan insana kurulacak bütün köprüler tek tek yıkılmakta.

İçinde yaşadığımız bu yıkıcı ve kıyımcı çağda Kelime’ye gönül bağlamış, onunla dünyayı, hayatı ve evreni anlamlandırmaya çalışan diriliş erleri hem tüm kelimelerimize hayatiyet kazandırmak hem de insandan insana gönül köprüleri kurmak çabasının heyecanı içindedir. Onların temel anlayışları, gönül dostu ve Türkçemizin sancaktarı Yûnus Emre’nin (1240?-1320?) şu beyitleri üzerine kuruludur:

Ben gelmedim dâviyüçün, benim işim seviyüçün
Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim.

                    ∞∞∞

Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı                                                                                                                                    Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz

Kelime umuttur, kelime haysiyettir, kelime barıştır, kelime gelecektir, kelime sevgidir, kelime arayıştır, kelime mücadeledir, kelime diriliştir ve kelime Hakk’ın sancaktarlığını yapmaktır.

[1] Kaleme Mektup’tan, Mehmet Özger (Türk Dili, 2020 Ağustos)

Çok Okunanlar