1. Anasayfa
  2. Düşünce

Kitap Okuyan Çocuklar Yetiştirmek

Kitap Okuyan Çocuklar Yetiştirmek
0

Bizim kuşağın çocuklarına kimse “Odana geç, kitabını oku!” demedi. Zira kendimize ait odamız da yoktu, muhtemelen yüzlerce kitabımız da. Kitap okuma eylemi ise söylenince yapılacak bir şey değildi. Hatta bizden önceki kuşağın birçoğunun evinde kitap dahi yoktu ama içlerinden entelektüeller, münevverler çıktı. Ben çocukken anne babalar çocuklarına “yeter yavrum okuduğun, gözlerin bozulacak, söndür ışığı da uyuyalım” dediğini anımsarım. Bizim kuşak tüm bunlara rağmen bulduğu her kitabı okur, dergileri takip eder, gazete bayilerinde çizgi roman sırası bekler, kütüphanelere üye olur, kitaplardan kurduğu dünyasında yaşar giderdi. Kitap okuma alışkanlığı, nitelikli okuma kültürü, okuma kültürü gibi tabirler bugünün yahut son on yılın ebeveynlerinin sorunudur.

Teknolojiyi dozunda kullanamayan anne babalar, medya okuryazarlığında maalesef iyi bir sınav verememiştir. Global dünyanın trend alışkanlıkları, popüler kültür ve benzeri durumlar sosyal medya aracılığıyla çocuklara ve ergenlik dönemindeki gençlere hızla ulaşmış, ebeveynlerin çocuklar üzerindeki gücü hızla azalmıştır. Son dönemde birçok konferansımda olayın vahametini anlayan bazı aileler “Çocuğumun kitap okuması için neler yapabilirim? Çocuğumu ekrandan nasıl uzak tutarım? Çocuğum kitap okurken çok sıkılıyor, dikkati çabuk dağılıyor, bu noktada neler tavsiye edersiniz?” gibi sorular soruyorlar.

Öncelikle unutmayalım ki, hiçbir yazarın/öğretmenin/akademisyenin elinde sihirli bir değnek yok. Günümüz çocuklarına ulaşmak ise tüm zamanlara göre en zoru. 50 sene sonra bugünleri arar mıyız bilinmez lakin bugün elbirliğiyle bir şeyler yapmazsak kültürel mirasımızı ve dilimizi gelecek kuşaklara aktarmada eksik kalacağımız aşikâr. Her dönemin kendine has sorunları olduğu için bugün de çocukların kitaplarla yeniden sıkı bir bağ kurması yönünde gerekli çabayı tüm yetişkinler olarak sarf etmeliyiz.

Zira bir çocuğun hayatına giren her kitap ona yalnızca birkaç sayfalık bir okuma serüveni sunmaz; düşünme biçimini, söz varlığını, estetik beğenisini ve dünyayı algılama biçimini de besler. Kitap salt bir eğlence aracı olarak da algılanmamalıdır. Bu yüzden çocuklarla kitap arasındaki bağı yalnızca “okuma alışkanlığı” başlığı altında değerlendirmek eksik kalır. Asıl hedef yaşam boyu sürecek, çocukta kimlik inşa edecek bir okuma kültürü oluşturmaktır.

Okuma kültürü, kitabın günlük hayatın doğal bir parçası hâline gelmesiyle oluşur. Kitapla büyüyen çocuk sorularına kitaplarda cevap arar, merakını okumayla besler ve zamanla kendi iç dünyasını da kitapların rehberliğinde zenginleştirir. Nitelikli bir okuma kültürüne sahip olan çocuk kitapların içeriğinin sakıncasız olması kaydıyla iyiyle kötüyü, doğruyla yanlışı ayırt eder.

Günümüzde çocukların karşısında sayısız dijital uyaran bulunuyor. Bunun yanı sıra kültürümüze uygun olmayan manga türleri çocuklar arasında oldukça yayınlanmış durumda. Burada başta aileler olmak üzere, öğretmenlere, yazarlara, yayıncılara ve bilhassa resmî kurumlara büyük görevler düşüyor.

Çünkü dijitalleşmenin hızla yayıldığı bir çağda kitabın sakin ritmini çocuklara sevdirmek emek istiyor. Bu emeğin ilk adresi aile, ardından okul ve toplum oluyorsa her bir yetişkin elini taşın altına koymalı.

Çocuklar söylenenden çok gördüklerini benimser. Evde kitap okuyan bir anne ya da baba, uzun nasihatlerden çok daha etkili bir örnek oluşturur. Kitabın günlük hayatın doğal bir parçası olarak görülmesi, çocukta kalıcı bir okuma kültürünün temelini atar. Çocuğuna “Odana geçip kitap oku” denilmesi hiçbir olumlu sonuç vermez. Okumak istemeyen bir çocuğa asla kitap okutulmaz. Okumayı neden sevmiyor, okuduğunu yeterince anlıyor mu, okuma zevki neden oluşmamış, okumanın önündeki engeller neler, kitapla kurduğu bağda bir sıkıntı mı var? Tüm bu soruların yanıtları üzerinde kafa yormak gerekiyor.

Bu noktada kitap seçiminin önemi büyük. Her çocuk kitabı, çocuğun gelişimine aynı ölçüde katkı sunmaz. Çocuklar için yazılmış olan tüm kitaplar çocuğa göredir, diyemeyiz. Dil bakımından özenli, anlatımı güçlü, hayal gücünü besleyen, çocuk gerçekliğini gözeten ve edebî değeri yüksek eserler çocukların zihninde uzun yıllar yer edinir.

Çocuk edebiyatı, büyükler için yazılmış eserlerin sadeleştirilmiş biçimi olarak düşünülemez. “Çocuklar için yazmak, çocuk işi” zihniyetiyle yazılmış birçok kitabın basıldığını görüyoruz. Bu kitaplar çocuk okura bir okuma zevki sunmayacağı gibi onu kitap gibi güzel bir nesneden de uzaklaştırabilir. İyi kitapların kendine özgü bir dili, estetik anlayışı ve anlatım gücü vardır. Bu yüzden kitap seçerken kapağın cazibesinden çok metnin niteliğine dikkat etmek gerekir.

Nitelikli bir çocuk kitabı, çocuğa sürekli öğüt veren bir öğretmen gibi konuşmaz. Merak uyandırır, düşündürür, gülümsetir, bazen hüzünlendirir, bazen de yeni soruların kapısını aralar. Çocuk, okudukça kendi cevaplarını üretmeye başlar.

Resimli kitaplarda çizimlerin niteliği de büyük önem taşır. Başarılı bir illüstrasyon, metni tekrar etmek yerine onu tamamlar; ayrıntıları keşfetmeye fırsat verir. Böylece çocuk yalnızca metni okumaz, görseller üzerinden de düşünür ve yorum yapar. Hatta bazı kitaplar çocuğun zihninde felsefi derinlikler açması bakımından önemlidir bu sebeple o tarzda hazırlanan kitapları ailesi ile etkileşimli okuması çok etkili olacaktır. Günde yarım saat çocuklarla etkileşimli okuma yaparak buradaki birçok sorun çözülmüş olacaktır.

Bir de kitap seçimi çok önemlidir. Kitap seçiminde yaş grupları yol gösterici olabilir zira her çocuğun ilgisi ve hazır bulunuşluğu birbirinden farklıdır. Kimi çocuk bilim kitaplarına yönelirken kimi şiirlerden, masallardan ya da biyografilerden büyük keyif alabilir. Çocukları tek bir türe yönlendirmek yerine farklı türlerle buluşturmak, okuma kültürünü çok daha sağlam temeller üzerine kurar.

Okuma kültürünün güçlü ayaklarından biri de kültürel mirastır. Çocuk kendi kültürünün hikâyelerini tanıdıkça ortak hafızanın kapıları açılır. Masallar, destanlar, halk hikâyeleri ve geleneksel anlatılar kuşaklar arasında görünmez köprüler kurar.

Nasreddin Hoca’nın zekâsı, Keloğlan’ın umudu, Dede Korkut’un anlatıları, Yunus Emre’nin insan sevgisi ve Anadolu’nun zengin masal geleneği çocukların kültürel kimliğini besleyen önemli kaynaklardır. Bu eserlerin günümüz çocuklarının dil düzeyine uygun biçimde hazırlanması, kültürel sürekliliğin korunmasına önemli katkı sağlar.

Elbette çocuk yalnızca kendi kültürünü tanımakla yetinmemelidir. Dünyanın farklı ülkelerinde yazılmış nitelikli çocuk edebiyatı eserleriyle buluşan çocuk, başka toplumların yaşam biçimlerini, değerlerini ve hayata bakışlarını da öğrenir. Böylece hem kökleri güçlenir hem ufku genişler.

Okuma kültürünün oluşmasında düzenli okuma süresi de önemli bir yer tutar. Her gün ayrılan yirmi ya da otuz dakikalık bir zaman dilimi, aralıklı ve uzun okumaların çok ötesinde bir etki oluşturur. Süreklilik, bu yolculuğun en güçlü anahtarıdır.

Okuma sırasında televizyonun kapalı olması, telefonların dikkat dağıtmaması ve evde sakin bir ortamın hazırlanması da süreci destekler. Kitabın huzurla buluştuğu bir ev ortamı, çocukların zihninde okumaya dair güzel anılar bırakır.

Bir kitabın son sayfası kapandıktan sonra sohbet başlar. Kahramanların seçimleri, olayların farklı sonları, çocukta iz bırakan cümleler konuşuldukça okuma yalnızca gözle yapılan bir etkinlik olmaktan çıkar; düşünmeye dönüşür.

Kitapların çocuk gelişimine sunduğu en büyük katkılardan biri de söz varlığını zenginleştirmesidir. Dil geliştikçe düşünce gelişir. Kelime hazinesi büyüyen ve söz varlığı zenginleşen çocuk duygu ve düşüncelerini daha açık ifade eder, okuduklarını daha güçlü kavrar ve yazarken daha etkili tahkiye kurar.

Günlük konuşmalarda karşılaşılmayan pek çok kelime, deyim ve söz öbeği kitaplar aracılığıyla çocuğun zihnine yerleşir. Bu kazanım yalnızca Türkçe dersinde karşılık bulmaz; bütün derslerde okuduğunu anlama becerisini destekler.

Kelimeler aynı zamanda duyguların evidir. Sevinci, özlemi, heyecanı, kaygıyı ve umudu adlandırabilen çocuk, kendi iç dünyasını daha sağlıklı ifade eder. Güçlü bir söz varlığı, iletişim becerilerini de doğal olarak geliştirir.

Şiir okumak bu yolculukta ayrı bir yere sahiptir. Şiir, dilin en özenli hâlini çocuklarla buluşturur. Ses tekrarları, çağrışımlar ve kelimelerin estetik kullanımı çocukların dil zevkini besler. Bu yüzden çocukların kitaplıklarında öykü ve romanların yanında nitelikli şiir kitapları da mutlaka yer almalıdır.

Kütüphaneler, kitap fuarları ve yazar buluşmaları da okuma kültürünü destekleyen önemli duraklardır. Çocuğun kitaplarla çevrili bir ortamda zaman geçirmesi, kitap seçmesi, ödünç alması ve kitaplar üzerine sohbet etmesi, kitabı hayatın doğal akışı içine yerleştirir.

Bugün çocukların eline uzattığımız her nitelikli kitap, yalnızca bugünü zenginleştirmez; yarının yetişkinini de şekillendirir. Güçlü bir dil, sağlam bir kültürel hafıza, gelişmiş bir hayal gücü ve düşünme becerisi, sayfalar arasında sessizce büyür.

Kitap okuyan çocuk yetiştirmek hepimizin boynunun borcudur. Kelimelerin sağaltıcı gücüyle çocukların tanışması onları manevi olarak da diri tutar. Çocuklara bırakılabilecek en kıymetli miraslardan biri, kitaplarla kurulmuş güçlü bir dostluktur. Bu dostluk yıllar geçtikçe büyür, olgunlaşır ve her nesilde yeniden filiz verir.

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir