1. Anasayfa
  2. Düşünce

Kötülüğün Her Yerdeliği I: Futbol

Kötülüğün Her Yerdeliği I: Futbol
0

Sevmeyi bilmek nasıl incelik isterse sevinmeyi bilmek de bir o kadar incelik gerektirir. Sevinmeyi bilmek her şeyden önce bir zarafet işidir. Sevinirken gaddarlık/zalimlik yapmak, kendi sevincimizi başkasının kederine dönüştürmek böylesi bir zarafetin çok uzağındadır. Sevinci ve mutluluğu bile bir kavganın ve intikamın aracına dönüştürmek, dönüştürebilmek ne tuhaf. Bu durum siyasi rekabetten seçimlere ve spora kadar hayatımızın hemen her alanında karşılaştığımız bir durum maalesef. Diğer bir tabirle sevinçteki kötülük bizi kuşatmış durumda.

Zalimlik kötülüğün ileri bir safhasını teşkil eder. Neredeyse mutlak bir empati yoksunluğu ile ilişkili olan zalimlik, zulmettiği kişinin psikolojik hâlini, duygu durumunu, en temelde de acısını ve kırılganlığını hiçbir şekilde umursamaz. Zalim muhatabını bir eşya, bir nesne gibi görür. Dolayısıyla ona dönük herhangi bir duygu ve duyarlılık geliştirmez. Hatta bu düşünce ve duyarlılık yoksunluğu tersinden işler. Buradaki, bir empati yoksunluğu bile değildir. Onu aşan bir niteliktir.

Empati yoksunluğunda insan esas olarak karşısındakinin özelliklerini, düşüncelerini ve duygularını görmezden gelir. Burada ise böylesi bir görmezden gelme, böylesi bir habersiz ya da duyarsız olma durumu yoktur. Tersine bir duyarlılık söz konusudur. Ötekinin acısına ve kederine karşı bir ilgi vardır; ötekinin acı çekmesi istenir, kederlenmesi arzu edilir. Başka bir anlatımla empati yoksunluğunda ötekinin/onun acı çekip çekmediği umursanmazken, buna dair bir duyarsızlık söz konusu iken, buradaki örneğimizde onun acı çekmesi, üzülmesi, kederlenmesi istenir. Ve bu acı ile keder, sadistik bir şekilde sevincin ana malzemesi ve katığı yapılır.

Bu bağlamda bir maç kazanmak; intikamcı, aşağılayıcı, zedeleyici bir sevince dönüşür. Hele de bu galibiyet rakibin evindeyse sahada ve soyunma odasında ilkel sevinç gösterileri yapmak, yeşil sahada güzel bir oyunla kazanılan bir spor müsabakası olmanın çok ötesine taşan bir niteliğe bürünür.

Bir spor müsabakası izlemek, en nihayetinde bir eğlenme edimidir. Eğlenme, kelime olarak durmak, duraksamakla ilişkilidir. Biraz da dinginlikle çağrışım hâlindedir. Eskiler eğlenmekle sakinlik ve dinginlik arasında bir ilişki kurmuşlardır. “Çıldır çıldır” diye tezahürat yapılan bir minvalde ne tür bir sakinlikten ve dinginlikten bahsedilebilir ki? Eski lügatlerde çıldırmak, “tecennün etmek, azmak, mecnun gibi gazaplanmak” anlamları ile karşılanmış. Bu anlamda çıldırmak, bir cünûn yani cinnet geçirmekle eş anlamlı olarak kullanılmakta. Ama daha ilginci buradaki cünun hâli, aynı zamanda bir gazaplanma da içeriyor. Diğerine zarar vermeye, ona acı çektirmeye götüren bir gazaplanma bu.

“Çıldır çıldır” nidasında somutlaşan gaddarlık ve gazaplanma, yukarıda da ifade ettiğimiz üzere sadistik bir mutluluk ve hazza kaynaklık eder. Burada iki durum söz konusudur: Birincisinde failin mutluluğu ve hazzı, doğrudan doğruya mağdurun/onun acısından kaynaklanır. İkincisinde ise failin mutluluğu, ötekinin mutsuzluğunda temellenmese de onun üzerinde büyür. Her iki durumda da insanlar, hemen yanı başlarında üzgün ya da acı çekmekte olan diğerlerine karşı hissedebilecekleri doğal şefkat duygusunu kaybederler.

Ama kaybettikleri bu doğal şefkat duygusunu, kendileri açısından çok değerli olan bir hınççı haz ile değiş tokuş ederler. Kazların o gürültülü ve ihtişamlı zafer çığlığı seremonileri ya da kurtların, bölgelerini işaretlerken ve sürünün diğer üyelerine çağrıda bulunurken ki ulumalarında olduğu gibi bir ekstaz durumuna geçiş yaparlar. O anda hiçbir insani duygu ya da empati belirtisi kalmaz. Bu, insani gerçeklikten sıyrılıp bir tür çılgın vecd hâline geçiştir. Kendi haricindeki insanlar ve dünyanın yadsınmasıdır.

Son tahlilde futbol müsabakalarında taraftarlar, galibiyeti kinci bir gaddarlıkla ve bir tür zalimlikle kutlarken aslında bunu iki farklı boyutu olan bir ekstaz durumunun etkisi altında kalarak yaparlar. Bu boyutlardan birincisinde taraftarı oldukları takımın kazanmasının, belki de yaşamlarının diğer alanlarında tam olarak tadamadıkları kazanma duygusunu tatmin ediyor olmasında ve buna bağımlı olarak onun kalıcı hâle gelmesini istemelerinde temellenen bir iptila durumu mevzu bahistir. İkincisinde ise bunu acı duygusundan kaçınmak ve yaşadıkları/yaşayacakları olumsuz duygularla yüzleşmemek için bir uyarıcı olarak görmeleri yatmaktadır. Sonuç itibarıyla bu sevinç türü, bir uyarıcı madde etkisi yapmakta; bu sevinç (!) pratiği, tıpkı kazlarda ve kurtlarda olduğu gibi insanın biyolojiye teslim olması, güçlünün ve kazananın diğeri üzerinde sadistik ve hazcı bir sevinçle tepindiği bir circus maxsimus’a dönüşmektedir.

Böylece kötülüğün sıradanlığına, kötülüğün her yerdeliği eşlik etmeye başlamaktadır.

1980 yılında Erzurum’un Aşkale ilçesinde doğdu. İlk ve lise eğitimini Aşkale’de tamamladı. İnönü Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun olduktan sonra yüksek lisansını Atatürk Üniversitesi’nde doktora eğitimini ise Süleyman Demirel Üniversitesinde tamamladı. 2005 yılında Kafkas Üniversitesi, İİBF, Kamu Yönetimi Bölümü’nde başladığı akademik kariyerini ve çalışmalarını hâlen Cumhuriyet Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümünde sürdürmektedir. İktidar, otorite, egemenlik, meşruiyet; siyasal ideolojiler ve Türkiye’de siyasal hareketler; siyaset ve kamusal alan; devlet kuramı ve devlet tartışmaları; Türkiye’de siyasal modernleşme; Türk politik kültürü ve siyasal hayat konularında çalışmalar yürütmektedir. Çalışma alanları ile ilgili yayınlanmış çok sayıda makalesi ve kitap bölümleri bulunmaktadır. Ayrıca Hatırladıklarımız ve Hatırlayacaklarımız: 15 Temmuz Darbe Girişimi ve Türkiye’de İdeolojiler ve Devlet Algısı: Kemalizm, Milliyetçilik, İslamcılık ve Sosyalizm adlarını taşıyan kitapları bulunmaktadır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir