Bizimle İletişime Geçin

Dünyanın Renkleri

Kudüs’ün Söyledikleri

Şehirler insanların eseridir; zevklerin, tutkuların, sevinçlerin, hüzünlerin, acıların ve neşelerin tezahürüdür. İnsanlık hangi mertebedeyse şehirleri de oradadır. Endamı, rengi, kokusu, hızı, ölçüleri bize bir aynadır. Biz neysek şehirlerimiz odur. Eser müessire olduğu gibi şehir de insana o kadar merbut ve mahbuptur. Eserin değeri sanatkârın kalitesini ele verdiği gibi şehirler de bağrında bulunan insanları geçmiş ve mevcutlarıyla haber verir. İyi bir şehir okuru şehirde yaşamış ve yaşayanların hâllerini ve karakterlerini çözümler. İnsanın engin iç dünyasında topladığı düşünce ve duygular, devraldığı hafıza ve yaşadığı tecrübeler bir şekilde nakış gibi şehrin bir yerine işlenir. Hikmet nazarıyla bakan oradaki ince hatları okuyup söyleyebilir.

EKLENDİ

:

Şerefli ve bereketli şehir Kudüs’ü ziyaret etmiş hemen her tanıdığımdan oranın insanda çok farklı ve kalıcı izler bıraktığını duyardım. Bir dönem bu nevi izlenimlerin birbiri ardına tevafuk etmesiyle Mekke ve Medine’den nasiplenmiş biri olarak Kudüs’ten mahrum kalmayı kendime izah edemediğim bir duygusal atmosfere kapılmıştım. Zamanla yüreğimde bu durumun oluşturduğu burukluk hissinin galip gelmesiyle bir gönüllü hareketi içerisinde Kudüs hakkında okumalar yapmaya, düşünceler üretmeye, tanışıklıklar oluşturmaya ve bazı etkinlikler yapmaya başlamıştık. Bütün bu çalışmaların ürettiği ruh ve zihin durumuyla Kudüs’ün çekim alanına giderek daha fazla kapıldığımızın farkındaydık. Nitekim duygu ve düşüncelerimiz belli bir olgunluğa eriştiğinde buluşma zamanının yaklaştığını iyice hisseder olmuştuk ki hep birlikte Kudüs’e celp olunduk.

İnancımıza göre üç şehir ilk yaratılışta ayrıcalıklı ve dokunulmaz kılınmıştır: Mekke, Medine ve Kudüs… Yüce yaradan bu şehirleri varlık âleminin adeta nirengi noktası, yeryüzünün konukları biz insanlar için maddi-manevi birer dayanak, halklar için bir açık okul olarak var etmiş. İnsanlık; huzuru, barışı, uyumu ve dengeyi buralardan öğrenir; yorulduğunda burada soluklanır, maneviyat pınarlarından kana kana içer. Bu şehirler yeryüzü serüvenimizin kilometre taşları, peygamberlerin otağı, öncülerin karargâhıdır. İnsanlık ekseninde öğrenmek, üretmek, geliştirmek ve yaymak için birer başvuru kaynağı; birer modeldir. Ziyaret ettiğimiz mekânları, bağrında taşıdığı şiarları ve şahit olduğumuz hayatı ile Kudüs veya diğer tabirle Beytülmakdis tereddütsüz her yönüyle kutlu bir şehir… Orada olduğunuz süre zarfında lahuti bir havanın ruhunuza üflediği huzurdan bunu rahatlıkla anlayabiliyorsunuz: burası farklı bir yer!

İnsanlık tarihi kadar geçmişi olan Kudüs, her adımda gezginlere ayrı şeyler söylüyor. Bin yılların hafızası her köşesine işlemiş olan şehrin taşı toprağı, inişi çıkışı, genci yaşlısı, kadını erkeği baştan sona hep anlatmak için hazır bekliyor. Yeter ki hisseden bir kalple ve dikkatli bir nazarla bakıverin; içinde biriktirdiği kadim hazineleri size cömertçe açıverdiğini görüyorsunuz. Nice peygamberlerin, sadıkların, imparatorların, tebaaların, imanın, küfrün, adaletin, zulmün, sevincin ve üzüntünün bitmek bilmeyen hikâyelerini dünyada kaç şehir size böyle anlatabilir? Sanki insanlığın hülasası orada dürülmüşçesine şehrin hikâye ettiği her şey size bir yönüyle aşina gelir ve size kendinizi ve devrinizi anlatır. Öyle ki turistik bir iştihayla kuşatmaya gitmişken bir anda şehrin sizi sımsıkı sarmaladığını ve elinden kaçamadığınızı görürsünüz. Tıpkı bir ayna gibi siz onu karşınıza almış bakıyorken bir anda o sizin içinizi size yansıtmaya başlamış, çaresiz onun anlattıklarına ram olmuş, tedai ettirdiği düşüncelere kendinizi istemsizce kaptırmışsınızdır.

Şehirler insanların eseridir; zevklerin, tutkuların, sevinçlerin, hüzünlerin, acıların ve neşelerin tezahürüdür. İnsanlık hangi mertebedeyse şehirleri de oradadır. Endamı, rengi, kokusu, hızı, ölçüleri bize bir aynadır. Biz neysek şehirlerimiz odur. Eser müessire olduğu gibi şehir de insana o kadar merbut ve mahbuptur. Eserin değeri sanatkârın kalitesini ele verdiği gibi şehirler de bağrında bulunan insanları geçmiş ve mevcutlarıyla haber verir. İyi bir şehir okuru şehirde yaşamış ve yaşayanların hâllerini ve karakterlerini çözümler. İnsanın engin iç dünyasında topladığı düşünce ve duygular, devraldığı hafıza ve yaşadığı tecrübeler bir şekilde nakış gibi şehrin bir yerine işlenir. Hikmet nazarıyla bakan oradaki ince hatları okuyup söyleyebilir.

Kudüs gibi kutsal (mukaddes) ve korunan (harem) şehirler daha bir başkadır. Oradaki her bir iz ayrı bir ders ve ibret barındırır adeta. Ona yaklaşanın niyetine ve bakışına göre oradan hissedar olur. O yüzden bu şehirlerin statüsünü korumak insanlığın ortak görevidir. Korunan şehirlerin statülerini ihlal ile onları işgal edenler bütün insanlığa ve âleme karşı en büyük cinayeti işlemişlerdir. Şehirlerin ruhunu bilmeyen, anlamayan ve harap edenler insanlık hukuku karşısında en büyük yaptırıma uğramalıdırlar. Zira onlar yeryüzündeki varoluşumuza karşı en büyük tecavüzü yapmışlar; insanlığın ortak ruhunu katletmişlerdir. Şehre yaptığımız her tür haksızlık kendimize yönelttiğimiz bir lanettir. Şehir cinayetine iştirak edenler başka cürüm aramasınlar. Onların günahı kendilerine yeter ve bu zulümlerini başka hiçbir hayır temizlemez. Bütün iyiliklerimizi bir araya getirsek mukaddes bir şehre ve onun kardeşlerine karşı yapılan zulmü bertaraf edemeyiz.

Sadece bu kadar değil elbette. Şehirlerin de nesilleri vardır; onlar da birbirinden türerler, yönleri, yönelişleri, duruşları, endamları birbirlerine benzer. Hafızaları, hareketleri, birbirinden izler taşır. Dünya şehirleri kutsal ve korunan şehirlerin soyda sürümleridir; onlardan mutlaka izler taşırlar. Nesli atadan koparmak nasıl soysuzluk ise bir şehri atasından koparmak da o derece soysuzluktur. İnsan varoluşunu nasıl bir önceki nesilden alıyorsa; şehirler de tarih boyu hep birbirlerinden alırlar varoluşlarını.

Şehirler varlığımızın, birliğimizin ve huzurumuzun güvencesidir. Biyolojik, kültürel, sosyal ve manevi ihtiyaçlarımızın karşılandığı sistemlerdir. Şehir halkı bu güvence altında yaşar ve mutlu olur. Bu en temel güvencenin sağlanması ve korunması şehirlilerin görevidir. Bunun olmadığı bir şehirde hayat karmaşaya sürüklenir, acı ve ıstırap üretir. Şehri sadece bir barınak, bir otlak veya bir karargâh, bir otağ gibi düşünenler aslında kendilerine en büyük haksızlığı yaparlar. Kutsadıkları ve razı oldukları seviyesizlik girdabına kendilerini mahkûm etmekten daha zavallı bir durum var mıdır? İnsaniyetimizi kazanacaksak kutsal şehirlerimizi yeniden kazanmak zorundayız. Yoksa sokaklarda veya binalarda, kuytularda veya meydanlarda dolaşan bir et parçasından ne farkımız kalır?

Bu itibarla şehirlerin hukukuna sahip çıkmalıyız. Bir arada yaşamanın ahlakına ve hukukuna saygı duyan ve sabır gösterenler gerçek erdemlilerdir. Şehirler bizim bağlandığımız, umutlarımızı yüklediğimiz mekânlardır. Ahlak üzere kurulan şehirler iyiyi kötüden ayırır, kötüyü bertaraf eder. Şehirlerimiz bizim için emin olabilirse o hâlde orada yaşamak kadar orada konmak, orada olmak kadar orada ölmek de insana güven verir. Sakinleri için orası bir sekinet yuvası olur.

Özlüce ifade edecek olursam, Kudüs’ün yolu kendi öz şehirlerimizden geçiyor. Şehirlerimizi bünyat ve abat ettikçe Kudüs’ün üzerinden zulmet perdeleri birer birer kalkacaktır.

Çok Okunanlar