Bizimle İletişime Geçin

Şahsiyet

Mehmed Zahid Kotku Hazretleri

Bilhassa şuurlu bir nesil yetiştirmek için çalışmış, birçok üniversite öğrencisi sohbetlerine gelip vaazlarından, derslerinden, feyzinden istifade etmiştir. Hatta bu faaliyetlerinden dolayı onun çalışmaları görünmeyen üniversite olarak adlandırılmıştır. Böylece yetişenler arasında nice ilim adamları, edebiyatçılar, siyasetçiler ve iş adamları ülkemizin maddi ve manevi kalkınmasında rol almışlardır.

EKLENDİ

:

Mehmed Zahit Kotku hazretlerinin ailesi aslen Kafkasya’dandır. Babası İbrahim Efendi Azerbaycan’ın Şeki/(Nuha) şehrinden 1879-1880 yıllarında Bursa’ya hicret ettiğinde 16 yaşlarında imiş ve tahsilini burada Hamzabey Medresesi’nde tamamlamıştır. Çeşitli camilerde imamlık yaptıktan sonra İzvat Köyü camii imamı iken 1929’da vefat etmiş ve aynı köyde defnedilmiştir.

Mehmed  Zahid Efendi Bursa Pınarbaşı’nda 1897 senesinde doğmuş; üç yaşında iken annesi Sabire Hanım vefat etmiştir. Bursa’da Oruç Bey İbtidâî okulundan sonra İdâdî mektebini de tamamlamış; daha sonraları Sanat Mektebine devam ederken I. Dünya savaşı başladığı için 27 Nisan 1916’da askere alınınca tahsili yarım kalmıştır. Çeşitli cephelerde bulunmuş en son Suriye cephesinden asker çekilince İstanbul’a dönmüş ve 10 Temmuz 1919’dan itibaren burada Askerlik Şubesi’nde 1922 yılına kadar yazıcı olarak görev yapmıştır.

Uzun süren çileli yıllardan sonra geldiği İstanbul’da bir yandan askerlik görevine devam ederken, bir taraftan da çeşitli dinî toplantılara, Beyazıt, Fatih ve Ayasofya gibi çeşitli camilerdeki vaaz ve derslere devam etmiştir.

16 Temmuz 1919’da Ayasofya’da Cuma namazından sonra Ahmed Ziyâeddin-i Gümüşhanevî’nin (1813-1893) tesis ettiği Gümüşhaneli Tekkesi’ne gitmiş, o sıralarda burada şeyh olan Ömer Ziyâeddin-i Dağıstanî’ye (1849-1921) intisap etmiştir.

Ömer Ziyâeddin Efendi’nin 18 Kasım 1921’de vefat etmesi üzerine yerine geçen Tekirdağlı Mustafa Feyzî Efendi (1851-1926) post-nişîn olunca, yanında müteaddid defa halvete girmiş, seyr ü sülûkunu tamamlayarak Serezli Hasib Efendi (1863- 1949) ve Kazanlı Abdülaziz Bekkine (1895-2 Kasım 1952) ile beraber hilafet almışlardır.

Mehmed Zâhid Efendi, bu sırada Mustafa Feyzî Efendi’nin Râmûzu’l-Ehâdîs, Delâil-i Hayrât derslerine devam etmiş ve bunları okutmak için de icazet almaya muvaffak olmuştur. Bu esnada hafızlığını da tamamlamıştır.

Mehmed Zahid Efendi 1925’de tekke ve zaviyeler kapanınca ailesinin bulunduğu Bursa/ İzvat köyüne dönmüş ve burada evlenmiş; babasının 1929’da vefatı üzerine de yerine imam olmuştur. İzvat köyündeki imameti 1946 senesine kadar devam etmiş daha sonra da Bursa merkezdeki Üftâde Hazretlerinin (1495-1580) Camii’ne imam olarak tayin edilmiştir.

Üftâde camiinde imamlık yaptığı esnada İstanbul’da Gümüşhaneli Dergâhı’nda şeyh olan Abdülaziz Bekkine hazretlerinin vefatı üzerine 1952 senesinde onun yerine şeyh olmuştur.

İstanbul’da ilk sıralarda Ümmü Gülsüm Camiinde imamlık yapmış, Ekim 1958’de İskenderpaşa Camiine tayin vazifesi yanı sıra pazar günleri yaptığı vaazlarına özellikle üniversite öğrencileri ve muhipleri devam etmiştir.

Mehmed Zahit Kotku hazretleri romatizmal rahatsızlığı sebebiyle 1980 yaz aylarında Balıkesir Şamlıca kaplıcalarında bir hafta süreyle tedavi görmüştür. Aynı yıl hacca da gitmiş ve dönüşünde 13 Kasım 1980’de irtihâl-i dâr-ı bekâ eylemiş, cenaze namazından sonra Süleymaniye Camii haziresinde Ahmed Ziyaeddin-i Gümüşhanevi hazretlerinin kabrinin yanına defnedilmiştir.

Kendisinden sonra irşad hizmetlerini damadı Prof. Dr. Mahmud  Es’ad Coşan yerine getirmiştir. Rahmetullahi aleyhimâ rahmeten vâsia. Kabirleri pür-nûr, makamları cennet olsun. Rabbim şefaatlerini nasib eylesin.

Hoca Efendi, Osmanlı ve cumhuriyet döneminin zor günlerinde maddi ve manevi ilimlerdeki tahsiline devam etmiş; savaş yıllarında cephede bulunmuş, camilerde vaaz ve nasihatler vermiş; yaptığı irşad faaliyetleriyle birçok müminin kalplerinde yer ederek gönüllerin sultanı olmuştur. Bunun yanı sıra yazdığı eserlerle Kur’ân ve hadislere dayanan sahih İslam anlayışının yerleşmesine gayret etmiştir. Yazdıklarını, söylediklerini önce kendi nefsinde tatbik ederek hayatıyla herkese örnek olmuştur.

Bilhassa şuurlu bir nesil yetiştirmek için çalışmış, birçok üniversite öğrencisi sohbetlerine gelip vaazlarından, derslerinden, feyzinden istifade etmiştir. Hatta bu faaliyetlerinden dolayı onun çalışmaları görünmeyen üniversite olarak adlandırılmıştır. Böylece yetişenler arasında nice ilim adamları, edebiyatçılar, siyasetçiler ve iş adamları ülkemizin maddi ve manevi kalkınmasında rol almışlardır.

Yazdığı eserler nesillerin fikrî ve ahlaki hayatlarının gelişmesine yardımcı olmuştur. Onun bu vadide kaleme aldığı telif eserleri şunlardır:

  • Tasavvufî Ahlâk:Beş cilt
  • Müminlere va’azlar: İki cilt.
  • Cennet Yolları.
  • Ana-Baba Hakları.
  • Ehl-i Sünnet Akâidi.
  • Nefsin Terbiyesi.
  • Evrâd kitabı.

Bunlardan başka çeşitli sohbetlerinden çözümlenmiş cep kitabı tarzında Hadislerle Nasihatler, Cihat, Cömertlik, En Güzel Ameller, Âlim, İlim, Ölüm, Tevhid, Zekât, Zulüm isimli eserleri vefatından sonra yayınlanmıştır.

Merhûm Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan hocamız onun ahlâkını ve seciyesini ne güzel tarif etmektedir:

Hafızası çok kuvvetli idi, konuşması tatlı ve safiyâne idi. Çok kere halk telaffuzu kullanır, karşısındakine söz fırsatı tanır; kesinlikle bildiği bir şeyi bile sanki ilk duyuyormuş gibi yumuşak bir tavırla dinler, manalı ve nükteli cevap verirdi. Sohbetleri hoş, hutbeleri fevkalâde celâlli olurdu. Hutbe esnasında sesini yükseltir, ordu önündeki bir komutan gibi celâdetle ve irticâlen konuşurdu.

Özel hayatında ev halkına karşı müşfik ve latifeci davranır, kimseye doğrudan doğruya bir şey emretmez, telmih ve remiz ile söyler, anlaşılmazsa sabrederdi.

Fevkalâde mütevazı idi. Kerâmetleri zahir ve şöhreti âlemgir olduğu hâlde, talebelerine bile tepeden bakmaz, şeyhlik tavrı takınmaz, kendisini ihvanı arasında lâlettayin bir fert gibi görür, makamını ve kemalini büyük bir maharetle gizlerdi.

Dostlarına vefası emsalsiz idi; onları ziyaret eder, arar sorardı. Akrabalarına karşı vazifelerinde kusur etmez ve onlara her türlü yardımı esirgemezdi.

Çok açık elli idi, verdiği zaman şaşılacak miktarda verir, geriye kalmamasından korkmaz, verdiğini doyururdu. Sofrasında ekseriya misafir bulunurdu. Hizmet edenleri bir vesile ile memnun eder, ziyaretçilere güler yüz gösterir, kapısını her zaman açık tutmaya çalışırdı.

Gece ve sabah ibadetlerine çok riayet eder, talebelerini de bunlara teşvik eylerdi.

Mehmed Zahid Kotku (rahmetullâhi aleyh)’in sohbetlerinde önemle bahsettiği nefis terbiyesine dair ifadeleri hepimiz için önem arz etmektedir:

Nefs-i emmâre ki, şeytanın iğvâsına, aldatmasına aldanan bir nefistir. Yedi başı vardır. Bunlar da şunlardır: Şehvet, gazap, kibir, hased, buhl, hırs ve riyâdır. Şehvetin ancak riyazetle, hayvanlar gibi yemeyip, kanaat etmek suretiyle başı kesilir.

Gazabın başı hilm ile kesilir. Kibrin başı tevazu ile, hasedin başı da itikâd-ı tam ile yok edilir. Mülk Allah’ındır, bütün mülk O’nundur. Dilediğine istediği gibi verir, işinden, yaptıklarından sorulmaz. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder.

Bahillik ile hırsın başları da kanatla kesilip, işin sonunda kazandıklarını başkalarının yiyeceği ve kendisinin de toprağın altında bunun cezasını çekeceğini unutmamasıdır.

İşte bu sayılan ve daha sayılacak olan kötü ve çirkin huylar da meyve ağaçları ve hayvanların aşılanmaları gibi kişi riyazetlerle aşılanır ve zikrullah ile beslenerek kâmil ve olgun bir Müslüman olması mümkündür. Yalnız aşçının usta olması şarttır, yoksa ağacı kurutur.

İnsanların da kemale ulaşması kâmil ve olgun bir üstada bağlıdır. Ağaç ve hayvanlar da kendi kendine aşılanmadığı gibi, insanoğlunun da öyle kendi kendine olgunlaşması hayalden ibaret olur.

Binaen aleyh insan hem Müslüman olarak ve hem de en şerefli bir mahlûk olarak yaratılmıştır. O güzel insanı cennete ve cemâlullâhı müşahedeye layık olan bahtiyarı, hem cehennemlik, hem de insanlığın en çirkini olarak bu dünyadan ayrılmaya sebep olan bu nefs-i emmâre ile mücadele farz-ı ayn değil midir? Bu güzel insan niçin cehennemlik olsun, yazık değil mi!

Öyleyse ey aziz kardeş! Aklını başına al da para toplamaya, mal sahibi olmaya haris olma, dünyanın geçici şeref ve saltanatına aldanıp da ahretin ebedi saltanatından mahrum olmak hiç insan olana layık mıdır?

Onun bu güzel nasihatinden sonra kendisinin güzel duasıyla bitirelim:

Cenâb-ı Feyyâz-ı mutlak hazretleri, bizlere yakînî iman nasip etsin.

Cümlemizi afv ve mağfiret buyurup, bütün büyüklerimizin gittikleri güzel ve hakîkî iman ve İslam yolundan ayırmasın.

Nefsin ve şehvetin ve şöhretin esiri olup, dünyası için ahiretini terk eden veya ihmal eden zavallılardan etmesin. Âmin bi-hurmeti seyyidi’l-mürselîn.”

Çok Okunanlar