1. Anasayfa
  2. Şahsiyet

Mücahit Korkut İle Babalar ve Çocuklar Modern Bir Nasreddin Hoca: Halil Korkut

Mücahit Korkut İle Babalar ve Çocuklar  Modern Bir Nasreddin Hoca: Halil Korkut
0

Babanız çok şakacı, esprili ve latife ehli. Bu sonradan oluşan bir durum mu yoksa çocukluğundan beri devam eden bir özellik mi? Örnekler verebilir misiniz?

Evet, babam şakacı, esprili ve sizin ifadenizle tam bir “latife ehli” idi. Bu özelliği çocukluğundan beri kendini göstermiştir. Şöyle ki; babam daha 6-7 yaşlarındayken, babaannesi (bizim ifademizle nenesi), onun okumasını ve hafız olmasını çok arzu ettiğinden bir gün ona,

“Oğlum, oku oku da göze gir,” der.

Babam da dersini bir süre okuduktan sonra ortadan kaybolur. Herkes onu aramaya başlar. Epey bir zaman geçtikten sonra onu ambarda bulurlar. O dönemde ambarın buğday veya mısır konulan bölmelerinin her birine “göz” denirdi. Dedem, babamı bu gözlerden birinin içinde buğdaylarla oynarken bulunca kızarak,

“Ne yapıyorsun buğdayların içinde? Niye buradasın?” diye sorar. Babam da dedeme,

“Ne yapayım, nenem bana ‘oku oku da göze gir’ dedi. Ben de dersimi okudum, sonra da geldim göze girdim,” diyerek daha o yaşta ne kadar esprili olduğunu göstermiştir.

Rabbim sıhhat ve afiyetler versin Halil Hocamıza. Kendisi emekli. Hayatını sükûnetle yaşıyor. Öncelikle babanızdan biraz bahseder misiniz?

Babam Halil Korkut, 1945 yılında Erzurum’un Oltu ilçesine bağlı Küçük Orcuk köyünde doğmuştur. Küçük yaşta Kur’an-ı Kerim’i öğrenip hafızlığını köyün imamı ve amcasında tamamladıktan sonra henüz 17 yaşındayken kendi köyünde imamlığa başlamıştır. İmamlık yaptığı bu dönemde ilmini artırmak amacıyla dönemin Oltu Müftüsü Selahattin Karakoçagil’den ve Erzurum Taş Cami imamı Ali Küçük Hoca’dan Arapça dersleri almıştır. “Eskimez Türkçe” olarak tabir edilen Osmanlıcayı çok iyi bilmesine rağmen Latin harflerini, çimento torbalarının kâğıtlarını defter gibi kullanarak kendi kendine öğrenmiştir. Eğitim hayatına dışarıdan sınavlara girerek devam etmiş; askere gitmeden önce ilkokul diplomasını, askerlik hizmetinin ardından ise imam hatip ortaokulunu ve lisesini tamamlamıştır.

Tüm bu sürecin sonunda Yüksek İslam Enstitüsü’ne girerek hayatında ilk defa örgün bir üniversite ortamıyla tanışmıştır. Okulda bir öğretmenin ders anlatmasının ne kadar büyük bir nimet olduğunu bize sürekli anlatır ve şöyle derdi: “Yavrum, bir öğrenci dersi anlatan bir hocayı dinledikten sonra o dersi nasıl anlamaz, ben şaşarım.” Bu sebeple, bir konuyu öğretmenden dinledikten sonra kavramanın ne kadar kolay olduğunu ifade eder, biz düşük not aldığımızda bu şaşkınlığını dile getirirdi.

Babanızın eğitim sürecini, medrese hayatını anlatır mısınız?

Babamın küçük yaşta Kur’an-ı Kerim’i öğrenip hafızlığa başlamasında dedemin rolü çok büyüktür. Dedem, babamı motive etmek ve camiye olan bağlılığını artırmak için özel bir yöntem izlemiştir. Dedem kendi ifadesiyle şöyle anlatırdı:

“Ben hafızı (babanızı) çevre köylerine götürür, orada ezan ve namaz sonrası aşır okuturdum. Sonra caminin ileri gelenlerine, ‘Hafızı tebrik edin, şimdi şu vereceğim hediyeleri siz almış gibi yapın ve çok güzel okudun, ne kadar güzel müezzinlik yaptın gibi iltifatlarda bulunun ki çocuk camiye bağlı kalsın, hafızlığını tamamlasın. Ve ileride istediğim gibi bir hoca olsun’ derdim.”

Sanıyorum babamın imamlık, müftülük gibi görevlerini hayatı boyunca severek yapmasında dedemin bu yönlendirmesi çok etkili olmuştur.

Hocamızın yüksek tahsil süreci nasıl oldu?

 

Askerlik hizmetinin ardından imam hatip ortaokulunu ve lisesini yine dışarıdan sınavlara girerek tamamlamıştır. Sonrasında Yüksek İslam Enstitüsü’ne girerek hayatında ilk defa örgün eğitimle üniversite ortamında tanışmıştır.

Yüksek İslam Enstitüsü’nü kazanınca Erzurum’a yakın bir köye tayinini aldırmıştır. Dumlu yakınlarındaki bu köy, Erzurum’a yaklaşık 20 kilometre mesafedeydi. Kışın en çetin günlerinde dahi her gün sabah namazını kıldırdıktan sonra köyden Dumlu’ya kadar yürür, oradan belediye otobüsüne binerek üniversiteye giderdi. O günleri şöyle anlatırdı:

“Yavrum, sabah namazını biraz erken kıldırırdım ki Dumlu otobüsüne yetişeyim ve okula zamanında varayım. Tabii kışın hava soğuk, kar, tipi olurdu. Bir de dağdan vahşi hayvanların inmesinden korkardım. Bu yüzden yoldaki elektrik direklerini saya saya yürürdüm. Direğe yaklaşana kadar hızlı gider, tam direğin yanına gelince yavaşlardım ki herhangi bir tehlike anında direğe tırmanıp kurtulabileyim.”

Böyle meşakkatli bir üniversite hayatı sürmüş, daha sonra Erzurum merkeze tayinini aldırarak biraz daha rahat bir öğrencilik dönemi geçirmiştir. Yüksek İslam Enstitüsü’nde öğrenciyken evli ve yedi çocuk babası olmasıyla her zaman dikkat çeken bir kişi olduğunu söylerdi.

Öğrencilik döneminde de mizah yönü devam etmiş mi? Mesela hocalarına da şakalar, latifeler yapar mıymış?

Evet, öğrencilik döneminde de babamın mizah yönü devam etmiştir. Hem arkadaşlarıyla hem de hocalarıyla seviyeli bir şekilde şakalaşır, espriler yaparmış. Örneğin; fıkıh dersinde Yusuf Ziya Kavakçı Hoca, “bâb-ı icâre” (kiralama bölümü) konusunu anlatırken şöyle bir misal vermiş: “Adamın biri bir at kiralasa ve o ata da başka birisi binse bu caizdir.” Yüz kilonun üzerinde olan Yusuf Ziya Hoca bu örneği verince, o zamanlar 65 kilo civarında olan babam hemen söz alıp,

“Hocam, peki bu atı ben kiralasam ama siz binseniz, yine caiz olur mu?”

Bu espri hem derste konuya dikkat çekmiş hem de herkesi güldürmüş. Hoca da gülerek,

“Yahu bir düşünelim, gerçekten de atın sahibi sana göre, yani 65 kiloya göre bir değer biçmiş olabilir. Ben binersem acaba bu caiz olur mu? Bunu bir daha düşünelim,” diye cevap vermiş.

Yine Kur’an-ı Kerim dersinde bir arkadaşı “firaş” (döşek, yatak) kelimesindeki ‘r’ harfini ince okuyunca, hocası Özgü Aras,

“Oğlum, firaşın ‘r’si kalın olsun,” diye uyarmış. Babam da hemen araya girerek,

“Hocam, firaşın (yatağın) sadece ‘r’sinin değil, kendinin de kalın olması daha muteberdir,” diyerek derse renk katmıştır.

Babanız çok neşeli, esprili bir Hocamız. Bunun evde yansıması nasıl olur? Evde de şakalar, latifeler yapar mı?

Babam evde de sık sık şakalar yapar, bizim moralimizi yüksek tutmaya çalışırdı. Özellikle kelimelerin ikinci ve üçüncü anlamlarına dikkat çekerdi. Mesela annem beni babama şikâyet ederken,

“Mücahit bazen benim sözümü tutmuyor, sözümü saymıyor,” dediğinde babam bana dönüp,

“Yavrum, bundan sonra annenin sözünü say. 100’e kadar, 200’e kadar bile olsa yine de say. Bütün sözlerini de tut, ağzından çıkan hiçbir sözü kaçırma,” derdi. Ben de bunun üzerine annem bana bir emir verdiğinde “bir, iki, üç…” diye saymaya başlardım.

Bir başka zaman, kardeşim Numan, neneme şaka yollu,

“Sen dedemle nasıl tanıştın?” gibi sorular sorunca nenem, babama kardeşimi şikâyet etmiş:

“Hafız, bu bana devamsız devamsız sorular soruyor.” Nenemin, babamın kardeşime kızmasını beklerken babam kardeşime dönüp,

“Niye devamsız sorular soruyorsun? Anneme devamlı sorsana bu tür soruları,” demiş. Nenemin, “Oğul ben öyle demedim, sen beni yanlış anladın,” diye kendini ifade etmeye çalışması hâlâ aklımdadır.

Anneniz, bu şakaları nasıl karşılardı? O da benzer latifeler yapar mıydı, gülüp geçer miydi?

Evet, annem babamın yaptığı şakalardan hoşlanırdı. Bir defasında babam anneme ayakkabı almış, annem de ayakkabıyı pek beğenmemişti. Babamın ona,

“Sen beni zor beğendin, aldığım ayakkabıyı nereden beğeneceksin?” diye takıldığına şahit olmuşumdur.

Buna ek olarak, bir keresinde babam Osmaniye vaizinin evinden gelirken pasta tozlarını bir ilaç şişesine koymuş. Anneme,

“Sana, ayaklarına iyi gelecek bir ilaç getirdim,” diyerek vermişti. Annem de o pasta tozlarını ilaç olarak yiyerek bir hafta sonra iyileştiğini babama söyleyip (ilaçtan) son derece memnun kaldığını ifade etmişti.

Şakalarla gerçekleri nasıl ayırt ediyorsunuz? Bir söz söylediğinde şaka olup olmadığını anlıyor musunuz?

Evet, ayırt edebiliyorduk. Babamın ciddi duruşundan şaka yapmadığı hemen anlaşılırdı. Ama o ciddi ve sert bir tavır takındığında, bu hâli yumuşatmak için bu defa biz onun taktiğiyle ona şaka yapmaya ve ortamı yumuşatmaya çalışırdık.

Arkadaşlarına ne gibi latifeler yapardı? Tepkileri nasıl olurdu?

Arkadaşlarıyla şakalaşmayı çok severdi. Osmaniye Müftülüğü sırasında Osmaniye Vaizi rahmetli Abdülcelil Ünalan Hocamız ile çok yakın ve uzun yıllar süren bir dostlukları oldu. Kemal Hoca adında, sanıyorum emekli bir müftü, bir gün hanımının isteği üzerine pazardan canlı bir tavuk alıp karton kutuya koymuş. Eve gitmek üzere arabaya bindiklerinde babam ve Abdülcelil Hoca, Kemal Hoca fark etmeden kutudaki tavuğu çıkarıp yerine bir kedi koymuşlar. Kemal Hoca “tavuk aldım” diye eve kediyi götürünce hanımı kutuyu açıp kediyi görür. Biraz korku biraz da öfkeyle,

“Bu ne iş Hocaefendi? Sen benimle dalga mı geçiyorsun?” diye sitem etmiş. Tam o sırada babamla Abdülcelil Hoca tavukla çıkagelerek Kemal Hoca’yı zor durumdan kurtarmışlar.

Bir başka gün de Vaiz Abdülcelil Hoca’nın abdest almaya gittiği sırada cebindeki vaaz defterini almış, yerine alakasız bir kitapçık, Anayasa kitapçığı koymuş. Abdülcelil Hoca kürsüye çıkıp vaaz defterini çıkarmak için elini cebine attığında bir de bakmış ki vaaz defterinin yerinde yeller esiyor. Tabii âlim bir zat olduğu için vaazını ezberden tamamlamış ama sonra gelip babama,

“Yahu Müftü Efendi, niye böyle yapıyorsun? Bak ben hangi konuyu anlatacağımı ne güzel ayarlamıştım,” diye tatlı bir sitemde bulunmuş.

Aklıma gelen ilginç latifelerinden biri de şudur: Bir kış akşamı, imam hatip lisesi müdürü, vaiz hocam ve babamın imam arkadaşları bize yemeğe gelmişlerdi. Yemekten sonra çaylar içildi. Misafirler meyve ikram edilmesini beklerken imam hatip müdürümüz, babama meyve getirmesini hatırlatmak amacıyla,

“Müftü Efendi, çaydan sonra ne gider?” diye sordu. Babam da hiç düşünmeden,

“Çaydan sonra misafirler gider,” diye espri yaptı. Misafirler bu espriye çok güldüler ve

“Hocam, bu espriniz meyveden daha tatlı oldu,” dediler.

Bu şakalar için eleştiri alıyor mu? Hocamıza bunu yakıştırmayanlar oluyor mu?

Babamın şakalarından dolayı hiç kimseden eleştiri aldığını görmedim. Çünkü yaptığı şakalarla ortamı yumuşatmayı, insanları güldürmeyi ve düşündürmeyi amaçlardı. Bir defasında Osmaniye’de müftülük lojmanında otururken tüpçüden bir tüp istemiş. Tüpçüye, “Beşinci kata bir tüp getir,” demiş. O zamanlar asansör yoktu. Tüpçü, tüpü omuzlayıp kan ter içinde beşinci kata gelince, o kattaki komşular, “Biz tüp falan istemedik,” demişler. Babam tüpçünün geldiğini fark edip üst kattan seslenmiş: “Bir üst kata getireceksin!” Adam yorgunluk ve sinirle söylenmeye ve hoşnutsuzluğunu belli etmeye başlayınca babam, “Beyefendi, her zaman tüpe zam geliyordu, şimdi de kata zam geldi,” diye espri yapmış. Bu söz üzerine öfkelenen adam bir anda gülmeye başlamış ve böylece babam hem adamı sakinleştirmiş hem de ortamı ılımlı bir hale getirmiştir.

Babanızı Nasreddin Hoca ile kıyaslar mısınız? Ne gibi benzerlikler ve farklılık görüyorsunuz?

Evet, babam esprileriyle Nasrettin Hoca’yı çağrıştırırdı. Tıpkı Nasrettin Hoca gibi düşündürmeye ve düşündürürken güldürmeye yönelik espriler yapardı. Bu yönüyle aralarında bir benzerlik olduğunu düşünüyorum.

Bu latifeler yüzünden sıkıntı, zorluk yaşadı mı babanız veya sizler?

Ben herhangi bir sıkıntı veya zorluk yaşadığına şahit olmadım. Bazen onu tanımayanlar ilk başta şaka yapıp yapmadığını tam anlayamazlardı. Ama çok enteresandır ki tanıyan da tanımayan da babamın esprilerini hem anlar, hem güler, hem de takdirle karşılarlardı.

Avantajları oldu mu, oluyor mu?

Elbette oluyordu. Babamı tanıyanlar bir araya geldiklerinde, bir iş yaptıklarında, “Ah, keşke Halil Hoca şimdi burada olsaydı da bizi biraz güldürseydi,” diyerek söze başlarlar ve babamla ilgili bir iki hatırayı yâd ederek moral bulurlardı. Buna çok defa şahit olmuşumdur.

Hâlâ devam ediyor mu bu özelliği?

Evet, bu özelliği hâlâ devam ediyor. Geçenlerde babamın hoca arkadaşları, emekli müftü ve imamlar köye gelmişler. Babam da onları alıp yaylaya pikniğe götürmüş. Tabii köyün imamını da götürdükleri için o gün köyde namaz kıldıracak kimse kalmamış. Hacının biri bu duruma içerleyip babama ve diğer hocalara takılmış:

“Nefsinize hizmet ediyorsunuz, et yemek için ta tepelere çıkıyorsunuz!” diye sitem etmeye başlamış. Babam hemen ortamı yumuşatmak için,

“Hacı Efendi, biz nefsimizin her dediğini hemen yapmıyoruz. Nefsimiz et isteyince ona hemen vermiyoruz. Nefsimizi terbiye etmek için ta yaylaya kadar yoruyoruz, ancak orada eti yiyoruz ki nefsimiz terbiye olsun,” deyince hacı,

“Aaa Hocam, bunu hiç düşünememiştim,” diyerek sakinleşmiş ve ortam yumuşamıştır.

Çocuklarıyla iletişimi nasıldır babanızın? Ciddi mi? Sizin eğitiminiz için neler yaptı?

Babam bizlere yeri geldiğinde ciddi ve kararlı, yeri geldiğinde ise esprili bir yaklaşımla muamele ederdi. Bizleri kırmamaya özen gösterirdi. Evde bir iş yaptırmak istediği zaman, “Şöyle düşünüyorum,” der ve seçenekleri maddeler hâlinde sıralardı. Artık evdekiler hangi maddeyi uygun görürse ona uyardı. Eğitimimizle de yakından ilgilendi. Çocukluğumuzda bize Kur’an-ı Kerim’i öğretti, imam hatip yıllarımızda ise Arapça dersleri verdi. Bize hep şöyle derdi:

“Yavrum, benim iş yerim, dükkânım, mağazam veya fabrikam yok ki orada çalışasınız. Benim servetim evimdeki kitaplardır. Eğer benim mesleğimi icra etmek isterseniz, işte bütün kitaplarım sizindir. Bunları okumanızı ve anlamanızı çok isterim.” Benim ilahiyat fakültesini okumamda bu sözleriyle öncülük etmiştir. Biz yedi kardeşiz ve dördümüz ilahiyat fakültesi mezunuyuz. Demek ki çoğumuzu ilahiyata yönlendirmiş. Diğer üç kardeşim de farklı bölümlerden mezun oldular.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Nezir Hocam, babam hafızlık yapmış, medreselerde okumuş, 17 sene imamlık ve 20 yıl boyunca ilçe ve il müftülükleri yapmış bir insandır. Görev yaptığı yerlerde hep esprileri ve güler yüzüyle anılmıştır. Osmaniye’ye müftü olarak atandığında vaiz Abdülcelil Ünalan Hoca ile tanışmış ve onun ilmine hayran kalmıştır. Abdülcelil Hoca’nın ders halkasını takip edince,

“Hocam, ben müftüyüm, siz de vaiz olarak görev yapıyorsunuz ama ben sizden ders okumak istiyorum,” diyerek tevazu göstermiş ve onun ders halkasına katılmıştır.

Babam kimseyi kırmayan, kimsenin ayıbını yüzüne vurmayan, herkesle iyi geçinmeye ve herkese iyilik yapmaya çalışan bir yapıya sahiptir. Yine kendisinin anlattığı bir hadiseye göre, bir gün otobüse bindiğinde, izinsiz olarak ilçeden ayrılan bir imamı otobüste görmüş. “İmam beni görür de mahcup olur,” düşüncesiyle hemen şoföre rica edip otobüsü durdurmuş ve imama görünmeden otobüsten inmiştir. Bu olayı bize anlatırken, “Yavrum, sizler de bu konuda dikkatli olun, kimseyi zor duruma düşürmeyin, mahcup etmeyin,” diye uyarıda bulunmuştur.

Peki, Mücahit Hocam çok teşekkür ediyorum. Hocamıza da selam ve hürmetlerimizi iletiyoruz.

Ben teşekkür ederim Hocam.

1965 yılında Gaziantep’te doğdu. Nizip İmam-Hatip Lisesini 1983’te bitirdi. Aynı yıl Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesine girdi ve 1987’de mezun oldu. Hatay-Dörtyol, Erzurum-Köprüköy ve Nizip Anadolu İHL’de öğretmenlik ve idarecilik yaptı. Eğitim yönetimi, din öğretimi, öğretmen yetiştirme gibi alanlarda, MEB Şurası’nda özel ihtisas komisyonu üyesi olarak çalışmalarda bulundu. Hâlen Millî Eğitim Bakanlığında çalışmaktadır. Gül; öğrencilik yıllarından itibaren yazı çalışmalarında bulundu. Diyanet Çocuk, Yeni Dünya, Genç Doku, Anadolu Gençlik, İlk Adım ve Turuncu dergilerinde, Akit, Millî Gazete ve Milat gazetelerinde pek çok yazı, makale yazdı ve röportajları yayımlandı. Yazı çalışmalarının yanı sıra, sosyal etkinliklerde de yer aldı. Türkiye Yazarlar Birliği Gaziantep Şubesinin kuruluşunda yer aldı. MGV, İHH, Türkiye Yazarlar Birliği, Eğitim-Bir-Sen, Cihannüma gibi dernek ve vakıflarda, üye ve yönetici olarak görev aldı. Yurt içi ve yurt dışında “Peygamber Efendimiz, Aile Eğitimi, Mehmed Akif, Gençlik Meseleleri, İmam Hatip Nesli” gibi konularda pek çok konferans ve seminerler verdi. Evli; üç çocuk babasıdır. Yayımlanmış çalışmaları: Tüm Zamanların Efendisi - 100 Soruda Hz. Muhammed, Elips Kitap. Esmâü’n-Nebi - Peygamberimizin İsim ve Sıfatları, Nesil Yayınları. Cemil Dede Namaz Surelerini Anlatıyor (Resimli, Ortaokul Öğrencileri İçin), Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları. Cemil Dede Namaz Dualarını Anlatıyor (Resimli, Ortaokul Öğrencileri İçin), Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları. İslam’ı Aşkla Yaşayanlar, Elips Kitap En Yüce İnsan, Elips Kitap. Duruşunu Bozmayan Adam - Mehmet Akif Ersoy, Elips Kitap. Yusuf - Bitmeyen Sevdanın Romanı, MGV Yayınları. Bana Sana Ona Dair Öyküler, MGV Yayınları. Latîfeler-Hikmetler, Mevsimler Kitap; O’nun İzinde, Mevsimler Kitap Fâtıma –bir genç kızın kalbi- MGV Yay.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir