Tan yeri ağarır…
Seher vaktinin bereketi, âlemin üzerine ince bir rahmet gibi serilir. Gecenin ağırlığı çekilirken bütün mahlûkat ilâhî bir sükûna bürünür. Her zerrede bir nur, her nefeste bir rahmet tecelli eder.
Kâinat, “Kün!” emrinin kesintisiz tecellisiyle her an yeniden dirilir. Su toprağa can olur, güneş ufku aydınlatır, rüzgâr ağaçları zikre davet eder; her varlık kendisine takdir edilen vazifeyi kemâl-i teslimiyetle yerine getirir. Hiçbir şey kendi hesabına hareket etmez. Her şey Hakk’ın emrine boyun eğmiş bir kul gibi, sessizce kulluğunu eda eder.
İnsan da kâinatı hakikat aynasından, hikmet nazarıyla okuyabildiğinde aklı hayretle, kalbi ise hayranlıkla dolar. Çünkü o vakit her varlıkta ilâhî bir inayet, her hadisede gizlenmiş bir hikmet, her zerrede ise Rabbini gösteren bir işaret görmeye başlar.
Gönüller Sultanı Abdülkâdir Geylânî Hazretleri buyurur:
“Kalbini Allah’a bağla. O zaman bütün mahlûkat sana Hakk’ı hatırlatır.”
İşte seher vakti bu hakikatin en berrak göründüğü vakittir. Bu vakti ihya edenin kalbi letafet kazanır, nasibi bereketlenir, rızkı genişler. Çünkü seher ehline ihsan edilen en büyük nimet, Allah’ın kullarına lütfettiği muhabbettir.
Muhabbet, cismaniyet istemez. Ruhun ruha, kalbin kalbe sirayetidir. Ne mekâna sığar ne de zamana bağlıdır. Sevgili her yerde aranır; bazen uzaktan gelen bir gül kokusunda, bazen usulca toprağa düşen bir yağmur damlasında, bazen de sessizce esen bir sabah rüzgârında gönle misafir olur.
Yunus Emre’nin diliyle:
“Yaradılanı severiz, Yaradan’dan ötürü.”
Çünkü hakiki muhabbet, yaratılmışta Yaratan’ın cemâlini ve sanatını seyredebilmektir.
Hazret-i Mevlânâ, Mesnevî’sinde muhabbeti insanı hamlıktan kurtaran ilâhî bir iksir olarak anlatır:
“Muhabbetten acılar tatlılaşır; muhabbetten bakırlar altın kesilir.
Muhabbetten tortular durulur; muhabbetten dertler şifa bulur.
Muhabbetten ölüler dirilir; muhabbetten sultanlar kul olur.”
Ve yine buyurur:
“Aşk, ölüleri dirilten bir nefhadır. Aşk, bakırı altına çeviren ilâhî bir simyadır.”
Çünkü Mevlânâ’nın nazarında muhabbet, insanı kendi nefsinden çıkarıp Hakk’ın huzuruna taşıyan ilâhî ateştir. Gönül bu ateşle pişmedikçe hakikatin kokusunu alamaz; piştikçe ise kâinatın her köşesinde aynı sevgiyi müşahede eder.
Asırlar boyunca nice velî, bu ilâhî muhabbeti hâliyle yaşamış, diliyle anlatmaya çalışmıştır. Çünkü tasavvuf ufkunda muhabbet, kıyısı olmayan bir ummandır. Fakat her ummanın bir kaynağı olduğu gibi, bütün hakiki muhabbetlerin de bir menbaı vardır.
Cenâb-ı Hak, bilinmeyi murat ettiğinde ilk tecelli olarak Nur-ı Muhammedî’yi halk etmiş; varlık âlemi ilâhî muhabbetin tecellisiyle zuhura gelmiştir. Böylece bütün kâinat, Habîb-i Edîb’in nurundan feyiz alan bir sevgi iklimine dönüşmüştür.
Divan şairlerinin şu meşhur beyti bu sırrı ne güzel dile getirir:
“Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl,
Muhammed’siz muhabbetten ne hâsıl?”
İşte bu sebeple yeryüzünde yeşeren her hakiki muhabbet, özüne dönmek isteyen bir nehir gibi Hazret-i Muhammed Mustafa’nın (sallallahu aleyhi ve sellem) deryasına akar. O’na duyulan sevgi, Allah’a ulaştıran en emin yoldur. O, muhabbet toprağının can suyu, varlık ağacının en latif meyvesidir.
İbn Atâullah el-İskenderî Hazretleri şöyle buyurur:
“Ameline değil, seni o amele muvaffak kılana bak.”
İnsan kâinata mânâ-yı harfî ile bakabildiğinde hiçbir varlığı kendisi için okumaz. Her şeyi Sahibine işaret eden bir harf, bir ayet olarak görmeye başlar. O zaman her yaprak bir hikmet, her kuş bir tesbih, her nefes bir şükür olur. Kâinat kitabının satır aralarında ise daima Habîbullah’ın nuru okunur.
Velhasıl…
Muhabbet öyle mübarek bir topraktır ki, ona hangi tohum düşerse düşsün hakikat yeşerir. İhlâsla sulanan sevgi, sadakatle kök salar; edep ile büyür, marifetle meyve verir ve nihayet insanı Hakk’a ulaştırır.
Masivadan sıyrılmış bir kalple bu hakikate bakabilen kimse, hem ibret bulur hem hikmet. İstikameti Kur’ân ve Sünnet olan muhabbet, vefanın en güzel nişanesidir.
Şâh-ı Nakşibend Hazretleri’nin şu sözü de gönüllerimize rehber olsun:
“Edebini muhafaza et. Muhabbetini ihlâsla koru. Allah’a yaklaşanın sermayesi sadakat ve teslimiyettir.”
Rabbimiz bizleri seher vaktinin sırrına eren, kâinatı hikmet nazarıyla okuyabilen, gönlünü Nur-ı Muhammedî’nin muhabbetiyle mayalayan, muhabbetini ihlâs, edep ve sadakatle kemale erdiren kullarından eylesin.
Âmin.

Amin amin
Kıymetli Selma Medeni Aslanlı Hanımefendi Hocamız,maşallah kaleminiz insanın ufkunu aydınlatmakta …Gönülden dökülen kelamlariniz gönüller arasında derin bir iman bağı kurmakta. Kaleminize yüreğinize sağlık. Rabbim daima istifade edebilmeyi nasip eylesin. Amin