1. Anasayfa
  2. Düşünce

New Age Dalga: Spiritüalizmin Tanımlanamayan Çocuğu

New Age Dalga: Spiritüalizmin Tanımlanamayan Çocuğu
0

New Age dalgaya yönelik tanımlanamayan ifadesini kullanmamamızın nedeni, “yeni çağ” anlamına gelen bu isimlendirme üzerinde uzlaşılmış bir tanımın olmayışı bir yana içeriğinin ve aidiyetinin sorunlu oluşudur. Baktığımızda isimle ilgili birçok tanımla karşılaşıyoruz ama hangi tanımın bu etiket altında yer alan hangi akıma veya düşünceye karşılık geldiğine karar veremiyoruz. Bir kısmı “yirminci yüzyılda Batı’da ortaya çıkan spritüal ve mistik hareketler” derken bir başkası “ruhsal konularla ilgili bireysel yaklaşımlar” şeklinde bir tanım ortaya koymaktadır. Bu iki tanımda da spiritüalizm ortak nokta olarak görülmektedir. Öte yandan bu etiket altında bir de şifacılık şeklinde sektörel boyut bulunmaktadır.

New Age kapsamında ortaya çıkan figür ve grupların bir kısmı veya çoğunluğu bu etiketi mutluluk ve sağlık üzerinden maddi kazanç elde etme aracına dönüştürmüş ve neticede ortaya hatırı sayılır bir sektör çıkmıştır. Bu yönüyle bakanlar New Age’i şöyle tanımlıyorlar: “New Age akımları, genel olarak alternatif tıp ve kişisel gelişim alanında faaliyet gösteren, dinî değerleri amacına uygun kullanan ve çeşitli spiritüel pratikleri bir araya getiren genel bir isimlendirmedir.”

Bu sektörde yer alanlar “theta (bilinçaltını temizleme terapisi), reiki (ruhsal şifa tekniği), aile dizilimi, biyoenerji, numeroloji, İslamî mimoloji (İslam kılıfı giydirilmiş mitoloji), İslam tasavvuf eğitimi gibi kimisi kamuflaj olarak kullanılan adlar altında doğum analizi ve doğum haritası çıkarma” işine kadar işi abartmışlardır.

Bu hareketlere katılanlar -belki de kapılanlar demek lazım- genelde kişisel ve sosyal ilişkileri bozuk, ruhsal sorunlar yaşayan, sosyal yönleri zayıf, içe kapanık, aile düzenleri dağınık, din ve inançtan kopuk, psikolojik boşluğa düşmüş kişilerden oluştuğu gözlemlenmektedir. Bunların birçoğu onların seanslarına katılıp anlık geçici tatmine ve rahatlığa ulaşmakla birlikte sonuçta hayal kırıklığına hatta aldatılma ve maddi-manevi mağduriyete uğramaktadırlar.

Bu dalgaya kapılmanın nedeni aşırı özgürlük vurgusu, külfetsiz ve sorumsuz bir yaşam arzusu ve ölçüsüz bireyselleşme sonucu kurumsal dinlerin ve hatta aile gibi koruyucu kurumsal sosyal yapıların dışlanması sonucu bireylerin ciddi anlamda belirsizliğe düşmesi ve yalnızlaşmasıdır. Yalnızlaşan insanlar amaçsız, plansız ve kılavuzsuz bir şekilde sanal ortamlarda dostluk ve birliktelikler arama yoluna gitmektedirler. Belirsiz bu gidiş çoğu zaman aldanma ve aldatılmayla sonuçlanmakta ve bu da onların daha fazla zarar görmesine yol açmaktadır.

Gelinen noktada New Age dalga, bir akım, düşünce ve hareket olmaktan öte adeta bir etiket olarak kullanılmaktadır. Genel çerçeve olarak bakıldığında New Age oluşumunda etkin olan dört ayaktan söz etmek mümkündür:

Birincisi Batı’da uzun süredir var olan okült-metafizik alt kültürlerdir. Başta teosofi ve spiritüalizm olmak üzere gnostisizm ve hermetizm gibi Yahudi-Hristiyan ana çizgi dışında gelişen ezoterik yapılardır. Özellikle 1960’larda seküler hayattan bıkmış, Hıristiyanlıkla da tatmin olmayan genç kitleler, kendi kafalarına göre bir karşıt hareket oluşturarak ezoterik geleneklere yönelmişlerdir.

İkinci ayak, bireysel veya grup olarak oluşturulan bu ezoterik hareketin Uzak Doğu inanç ve ritüelleriyle birleştirilmesi veya onlara eklemlenmesidir.

Üçüncü ayak, bu iki ayağın bazı psikolojik yaklaşımlarla yeniden yapılandırılarak müşteriye sunulmasıdır.

Dördüncü ayak ise Türkiye gibi Müslüman ülkelerde ruhçuların, kamuflaj olarak tasavvuf ve maneviyat adı ve şemsiyesini kullanmaları ve söylemlerinde dinî şahsiyetlere, kaynak ve kavramlara yer vermeleridir.

Ayrıca bu akımlar söylemlerinde sosyal bilimleri, fizik ve kimya gibi pozitif bilimleri hatta astronomi kavramlarını kullanmaktadırlar. En çok kullandıkları kavram ise enerjidir.

On dokuzuncu yüzyılda Enerjetizm akımında “maddenin bir boyutu veya fonksiyonu” olarak tanımlanan enerji salt materyalist anlama sahipken spiritüalistlerin elinde enerji adeta ruhsal/spiritüalist/metafizik etki veya güç özelliği kazanmış, bir şifa aracı ve kaynağı veya esintisine dönüşmüştür.

Bunların dışa yönelik söylemlerine bakıldığında insanlara ruhsal destek verdikleri, stresi aldıkları, bazı hastalıklara çözüm getirdikleri ve bu çözümleri de uzayın derinlerinden, burçlardan veya ruhlar gibi görünmeyen varlıklardan aldıkları enerjiyle gerçekleştirdiklerini iddia etmektedirler.

Söylemlerini “kesin çözüm” veya “kesin hakikat” olarak sunmaları insanlara güven vermekte, hayal kırıklığına uğrayanlar söz konusu olduğunda ise sorunun kendi yöntemlerinde değil, muhatabın inanç eksiliğinde veya tavsiye edilen uygulamaları içselleştiremediğine bağlamaktadırlar. Netice itibariyle başarısızlığı veya sorunu müşteriye atarak işin içinden sıyrılmaktadırlar.

Biz Müslümanlara düşen İslam’ın bu çağa ve çağın insanına sunumu noktasında yeni bir yöntem ve söylem belirlemektir. Bunu yaparken İslam’ın omurgasından ve kırmızıçizgilerinden asla taviz verilmemeli, dinî ilkelerde ve esaslarda bir belirsizlik oluşturulmamalıdır. Çünkü insanları New Age dalga anaforuna düşüren tam da bu belirsizliktir. Bir dinin ölçüsüz aşırı esnekleştirilmesi veya herkesin zevkine ve arzusuna uygun hale getirilmesi yozlaşmanın ötesinde onun da New Age gibi omurgasız ve tanımsız bir yapıya dönüşmesi anlamına gelir.

Sonuç olarak bize düşen Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) yaşadığı din ağacının dalını ve yaprağını çağdaşlık adı altında budamadan veya üzerine bidat ve hurafe çal çaputu geçirmeden olduğu haliyle koruyarak yaşamak ve bu çağın insanına yaşanabilir bir örnek hayat sunmaktır. Zira bizim din ve ahlakta yegâne örneğimiz ve önderimiz Rahmet Peygamberi olup dinî yaşantımızda ne O’nu aşan ne de gerisinde kalan bir aşırılık görülmelidir.

25 Zilkade 1447 / 12 Mayıs 2026

1964 yılında Sivas merkez Kartalca köyünde dünyaya geldi. Kayseri İmam-Hatip Lisesini 1984, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini 1989 yılında bitirdi. Aynı Üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsünde 1991’de yüksek lisansını, 1997’de doktorasını tamamladı. 1992-1993 yıllarında alanı ile ilgili araştırma yapmak için 8 ay Şam’da bulundu. Türkmenistan Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde 1999-2000 öğretim yılında ders verdi. 1999’da Yardımcı Doçent, 2004’te Doçent ve 2010 yılında Profesör unvanını aldı. 2012-2015 yılları arasında Abant İzzet Baysal Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olarak görev yaptı. 2015 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliğine atandı. Hâlen bu görevini ve Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim Dalında öğretim üyeliği görevini birlikte yürütmektedir. Çalışmalarını İslam düşüncesinde Allah ve âlem tasavvuru, kelam atomculuğu, kelam-tasavvuf-felsefe ilişkisi, kelam okullarının oluşum ve gelişim süreçleri konularından sürdürmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir