1. Anasayfa
  2. Edebiyat
  3. Deneme

Sümbül Sadece Bir Sembol Değildir

Sümbül Sadece Bir Sembol Değildir
0

Çiçekler de kültürün bir parçasıdır. İfade ettikleri anlam ise o kültürün incelikleri hakkında bize güçlü ipuçları verir. Lale, gül, nergis, gülhatmi, kasımpatı, şebboy, şakayık, papatya, ortanca, buhurumeryem, begonya, begonvil, sardunya, fulya, fesleğen, yasemin, hanımeli, kardelen, açelya, krizantem, karanfil, lavanta, menekşe, orkide, petunya, zambak, hüsnüyusuf, leylak, lilyum, manolya, nilüfer, glayöl, zümrüt, sümbül ve daha niceleri… Uzayıp gider liste.

Bir semboller zinciridir çiçekler. Rengârenk, nevi şahsına münhasır koku yelpazesi ve hepsinden önemlisi muhatabına verdiği zarif mesajlar, çiçeklerin her birini özel ve anlamlı kılar. Bir semboller galerisidir çiçekler bir bakıma. Çiçekler salt sembolle açıklanamaz elbette. Bu sebeple sümbül de sadece bir sembol değildir. Sümbül baharın müjdecisi olmakla birlikte dört mevsim açar. Bu yönü ile mevsimlik bir heves değildir sümbül, heves bile mevsimlikken. Bulunduğu ortamın havasını temizleyen, ellerinin değdiği yeri güzelleştiren iyi kalpli bir çiçek olmakla da ünlüdür sümbül.

Baharın habercisi bir güzel çiçek… Sümbül… Rengi ile göze, kokusu ile gönle hitap eden nadide bir çiçek. Bu yönüyle şairlere de ilham kaynağı olur. Ahmed-i Dâî’nin “Birinün gözleri nergis yüzi gül / Yanagı ergavândur zülfi sünbül” dediği, Erzurumlu Darîr’in “Gözi nergisden harāc alur idi / Zülfi sünbül aya tāc olur idi“ dediği sümbülden söz ediyoruz elbette. Sümbül sözcüğünün harflerinde bile bir zarafet ve incelik vardır.

‘Sümbül’ kelimesinin Farsça sunbul/çiçek başağı kelimesinden geldiği söylenmekle birlikte Kur’an-ı Kerim’de geçtiği biçimi ile Arapça olduğu kanaati daha ağır basmaktadır. ‘Başak’ ve ‘filiz’ anlamına gelen kelime; Bakara, 261 ve Yusuf, 43,46,47. ayetlerde geçmektedir. ‘Sunbul-sunbule’ ve ‘senabil-sunbulat’ biçiminde hem tekil hem de çoğul olarak yer alır. Tecvit kuralları (İklab) gereği ‘n’ harfi ‘m’ harfine dönüşerek sümbül biçiminde dilimizde ifade edildiği bir gerçektir.

Bizim kültürel geçmişimizde Başak burcuna ‘Sümbüle’ adı verildiği de bazı kaynaklarda geçmektedir. Yunancada ‘yağmur çiçeği’, ‘yeniden diriliş’ anlamlarına geldiği de söylenegelmiştir. Yunan mitolojisinde, kıskançlık sonucu öldürülen Hyakinthos’un kanından bir sümbül çiçeğinin filizlendiği düşüncesi de yer almaktadır.

Sadakat ve namütenahi sevgi gibi ifadeleri sembolize eden çiçeğin yaygın olan renkleri daha çok mor ve pembedir. Hoş ve büyüleyici kokusu ile meşhurdur. Tazelenme, umut, yenilenme, canlanma ve yeni başlangıçlara yelken açma gibi anlamları ile baharın habercisidir. Baharla ilişkilendirilmesi de bu yeniden dirilişin sembolü olmasıyla izah edilebilir.

Osmanlı döneminde sümbül soğanlarının Maraş ve Halep’ten geldiği biliniyor. Sümbül çiçeği için bir dönem cam vazolar, sümbül soğanına uygun cam saksılar yapıldığı günümüze ulaşan bilgiler arasında yer alıyor. Osmanlı sultanlarının da sümbüle ayrı bir önem verdikleri bilinmektedir. Sümbül çiçeğine özel billur kâse ve billur sürahilerden saksıların yapımı ayrı bir estetik sanat örneğidir.

Tasavvuf tarihinde Sünbül Sinan Efendi ve Halvetiyye’nin Sünbüliyye kolunun yer alıyor oluşu, sûfi söylemlerde de bu çiçeğin varlığını bize haber vermektedir. Bâkî’nin “Sünbül” Kasidesini ve 18. yüzyılın divan edebiyatı şairlerinden Maraşlı Sünbülzâde Vehbî’yi de burada anmadan geçmek olmaz. Köklerimizin zengin çiçek medeniyetini, edebi kültürden ve sûfi gelenekten ayırmak mümkün değildir.

Sümbül sadece kokusu ve rengi ile iştihar etmemiştir. Türk musikisinde bir makam, ‘Sünbüle’ ya da ‘Muhayyer Sünbüle’ makamı olarak yer alır. Hat sanatında güzel yazı olarak ‘sümbüli’ tarzıyla karşımıza çıkar. Öte yandan Türk edebiyatında sümbül konusunu işleyen kasidelere Sünbüliyye adı verilir. Ayrıca Sünbülname türü eserleri de göz ardı etmemek gerekir.

Sümbül; umudunu tazelemenin adıdır, yenilenmenin, yenilmedim demenin adıdır. Dirilmenin, ayakları üzerinde doğrulmak için atılan son bir hamlenin adıdır. Bir başka deyişle sümbül; yaşamak için, ayağa kalkmak için, baharı bahane etmenin adıdır. Neyi iddia ederlerse etsinler, bilinmelidir ki şairlerin sümbülü dillerine dolamaları bundandır. Sümbül; umudun, sözünde durmanın yazılı olmayan hukuk kuralıdır.

“Ben ki ölümü naftalinledim kakma sandıkta
Sen yine de sakla sümbül soğanlarını
Sözüm olsun yepyeni baharlar getireceğim sana”
(Hüseyin Çolak – Kıyıya Vuran, s. 37)

Hülasa; sümbül salt bir sembolden ibaret değildir. Sümbül bir inceliğin, nezaketin ve zarafetin kokuya sinmiş, renge bürünmüş halidir. Türkçedeki sümbüllenmek deyimini de unutmamak gerekir. Öyleyse; sümbül olun, sümbül alın, sümbül bakın, sümbül kokun, sümbül kalın. En önemlisi de her bahar yeniden sümbüllenin efendim…

Not: Bu yazıda, Gülay KARAMAN’ın ‘Perîşân Çiçek Sünbül Ve Klasik Türk Şiirinde İşlenişi’ adlı makalesinden kısmen faydalanılmıştır.

Eğitim Yöneticisi/Öğretmen, Trabzon’da doğdu. İlkokul, Ortaokul ve Liseyi Trabzon’da okudu. Ankara Üniversitesi mezunu, aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. Ay Vakti, Türk Edebiyatı, Yedi İklim, Sebîlürreşad, Yitiksöz, İnsaniyet, Gergef, Kümbet, Pınarbaşı, Maarifhane, Deveran, Mora Dergisi ve Kara Yılkı gibi çeşitli dergilerde şiirleri ve denemeleri yayımlandı. Eserleri: Kıyıya Vuran / Şiir  (2024) İyi İhtimaller / Deneme (2025)

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir