Bizimle İletişime Geçin

Kavram

Süreç/Sonuç

Misaller çoğaltılabilir. Özet olarak biz Allah için hareket ederken bu süreçte Kur’an-ı Kerim ve Allah Resulü’nün işaret ettiği esaslardan ayrılmadan kulluğumuzu yerine getirip Allah’ın hikmetine ve taktirine teslim olacağız. Mutlaka kazanacağız yaklaşımı ile sonuca odaklanıp ilkelerden asla ve asla ödün vermeyeceğiz.Roma Felsefesinde önemli olan sonuçtur ve mutlaka kazanmaktır. Bunu sağlamak için her yol mübahtır.Kazanan kahraman, kaybeden haindir.

EKLENDİ

:

Bir işin yapılış usulüne, gidilen ve izlenilen yola süreç diyoruz.

Sonuç ise; o usulle izlenilen yolun neticesinde ortaya çıkan durum.

Bu durumu; bulunduğumuz taraf, pozisyon, inanç ve felsefe gibi kavramlar çerçevesinde kazanmak veya kaybetmek olarak adlandırıyoruz.

Peki, önemli olan süreç mi, sonuç mu?

Bu soruya İslam Ümranı farklı, Roma Felsefesi farklı cevap veriyor, bakalım:

Bedir kazanılmış, Uhud ise kaybedilmişti.

Bedir dönüşü Yüce Allah, Resulü ve arkadaşlarına şu hatırlatmayı yapmıştı:

“(Bedir’de) onları (aslında) siz (kendi gücünüzle) öldürmediniz, fakat onları (Hakka direndikleri ve zulmettikleri için) Allah öldürdü. (Ey Resul! Avucundaki kumu) attığın zaman da (aslında) sen atmadın, fakat Allah attı (attırıp onları yenilgiye uğrattı). Allah bunu, inananları güzel bir imtihana tabi tutmak (sabır ve metanet konusunda eğitmek) için yaptı. Muhakkak ki Allah (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla bilendir.” Enfal, 6/17.

Önemli olan Allah için mücadele edilmesi ve sürecin hakkının verilmesiydi, kaybetme ve kazanma konusunda değişmeyecek kural şuydu:

“(Bedir’de savaş için) karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır. Onlardan bir grup Allah için savaşırken diğeri O’nu inkâr ediyordu. (İnkârcılar inananları) göz bakışıyla kendilerinin iki misli görüyordu. Allah da dilediğini yardımıyla destekliyordu. Muhakkak bunda, basiret sahibi olanlar için (alınacak) bir ibret vardır.” Al-i İmran, 3/13.

Kaybedilen Uhud sonrası ise Yüce Allah; Resulü ve arkadaşlarını şöyle teselli etmişti:

“Eğer siz (Uhud ‘da) bir yara almışsanız, (size düşman olan) o topluluk da (Bedir’de) benzeri bir yara almıştı. Böylece Biz, Allah’ın, imana erenleri seçip ayırması ve aranızdan hakikate (hayatları ile) şahitlik yapan/örnek olan kimseleri seçmesi için bu günleri (bazen galibiyet ve bazen mağlubiyet şeklinde) insanlar arasında döndürüp duruyoruz. Allah, zulmedenleri sevmez. Bütün bunlar, (Allah) imana erenleri her türlü boş ve yararsız şeylerden arındırsın ve hakikati inkâr edenleri etkisiz hale getirsin diyedir.” Al-i İmran, 140-141.

“Uhud bizi sever biz Uhud’u”

Yüce Allah İslam Ümranı’nın merkezi ilkesini, ana kodlarını ve kök hücresini şöyle tesis etti:

“(Ey Resul! Uhud gazvesinde olduğu gibi her zaman) Allah’tan gelen merhamet sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer sert, katı kalpli biri olsaydın, kuşkusuz çevrenden uzaklaşırlardı. O halde onları bağışla, kendileri için Allah’tan af dile ve toplumu ilgilendiren her konuda onlarla müşavere et ama karar verince artık Allah’a güven (ve o işi yap). Zira Allah, tevekkül edenleri sever.”Al-i İmran, 3/159.

Allah Resulü de şu cümle ile sürecin hakkının verildiğinin, 70 şehidi olsa da sonuca teslimiyeti ifade etmişti: “Uhud bizi sever biz Uhud’u.” Buhârî, Cihad/71.

İslam Uygarlığı’nda Müslümanlar sürecin Allah rızasına uygun olmasına bakar, sonucu takdir etmek Allah’a aittir.

Zafer ve başarı ile döndükleri halde süreçte yanlış yaptıkları, Müslüman oldukları ifade eden kişileri öldürdükleri için Hz. Peygamber çok sevdiği Üsame bin Zeyd’i (r.a.) ve Halid bin Velid (r.a.)’i “Kalbini yarıp baktınız mı”sözlerini defalarca tekrar ederek şiddetle uyarmıştır.

Mekke’nin fethinde “Kabe’nin örtüsünün altında bile olsa öldürün” dediği birçok ismi de affetmiş ve İslam’a kazandırmıştır.

Mute’de 3 komutanı şehit olan orduyu geri çeken Halid bin Velid (r.a.) Medine’ye döndüğünde sahabilerden bazıları “ferrare:kaçak” dediklerini duyan Allah Resulü (s.a.v.), “Hayır, onlar kerrare:defalarca dönüp savaşanlardır” şeklinde savunmuş ve yapılan geri çekilmeyi onaylamıştır.

Sonuçtan Değil Süreçten Hesaba Çekileceğiz

Misaller çoğaltılabilir. Özet olarak biz Allah için hareket ederken bu süreçte Kur’an-ı Kerim ve Allah Resulü’nün işaret ettiği esaslardan ayrılmadan kulluğumuzu yerine getirip Allah’ın hikmetine ve taktirine teslim olacağız.

Mutlaka kazanacağız yaklaşımı ile sonuca odaklanıp ilkelerden asla ve asla ödün vermeyeceğiz.

Roma Felsefesinde önemli olan sonuçtur ve mutlaka kazanmaktır. Bunu sağlamak için her yol mübahtır.

Kazanan kahraman, kaybeden haindir.

Başarının tek ilkesi Julius Sezar’da olduğu gibi, “veni-vidi-vici:geldim-gördüm-yendim” sözüyle yenmektir, galibiyettir.

Kaybettiğinizde hainsinizdir ve cezalandırılmanız kaçınılmazdır.

Eski Roma’da yurda zaferle dönen komutanlar onuruna şehrin 7 tepesinden en yükseği olan Capitol Tepesi’nde yemekler verilir, şenlikler yapılır, tören düzenlenirken, kaybedenler vatan haini olarak görülür ve Tarpeia kayalığından aşağı atılırdı.

Aslında Rabbimiz sınadığı kullarına kaybetmek veya kazanmanın kendi katında tek başına bir değer ifade etmediğini her halükârda sabırla, tevekkülle, teslimiyetle duruşumuza değer verdiğini açıkça ifade ediyor:

“Sizi mutlaka korkuyla, açlıkla, (sahip olduğunuz) mallarınızın bir kısmını eksiltmekle (ya da telef etmekle), can kaybına uğratmakla (veya sakatlığa maruz bırakmakla), mahsulünüzü afete uğratmakla (kıtlıkla) imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele! “ Bakara, 2/155.

“Kahrında hoş, lütfunda hoş” diyerek kazancı hamd ve şükürle karşılarken, kaybı da sabır, tevekkül ve teslimiyle kucaklamaktır iman.

Çünkü, önemsenmesi gereken hiç değişmeyen kural şudur: “O halde sabret! Ve unutma ki akibet (güzel son) her daim müttakilerindir.” Hud, 11/49.

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar