Hane Yazıları
Bazı evler tuğladan, bazıları taş ve kerpiçten yapılır. Ama insanın asıl evi, zihninde ve kalbinde kurduğu hanedir. Ve öyle haneler vardır ki duvarları kitaplarla örülüdür. Raflarında sadece kelimeler değil, zamanın izleri, düşüncenin kıvrımları ve ruhun uğultusu saklıdır.
İşte böyle bir hanede yaşamak, yalnızca okumak değildir. Görmektir. Ama görmenin de ötesinde: tefekkür etmektir. Tefekkür; bakmakla yetinmeyip, gördüğünü içte işlemek, onu anlamın derin sularında çözmek demektir. Bu yüzden tefekkür, aslında teşekkürdür. Yani şükürdür. Görmekten doğan, anlamaktan gelen bir minnettarlık.
Zamanla bağ kuramayan insan, kendisiyle de bağ kuramaz. Kitapların arasında dolaşırken zamanın nasıl da başka türlü aktığını fark ederiz. Orada saniyeler, dakikalar değildir önemli olan; düşüncenin kaç kıvrım yaptığı, hangi satırda kalbin ürperdiğidir. Çünkü zaman, düşünceyle derinleşir. Ve bir düşünce, kalpte karşılık bulmadıkça sadece bilgi olarak kalır, bilgelik olamaz.
Tefekkür hanesinde zaman bir misafir değil, bir ustadır. O bize sadece geçip gitmez, kalır, bekler, gösterir. Her kitap bir pencereyse, o pencerelerden görünen manzaralar da zamana dair bir başka yüzdür. Ve biz o yüzlere bakarak kendi suretimizin izlerini buluruz.
Ama şükrünü bilmediğimiz bir dünyanın içinde kaybolmak çok kolay. Görmeden yaşamak, sadece bakmakla yetinmek… Bu, insanı zamanın dışına savurur. Çünkü zaman sadece ölçülen bir şey değildir; hissedilen, yaşanan ve üzerine düşünülen bir şeydir. Eğer zamanla konuşmazsak, onunla dostluk kurmazsak; bize yalnızca yaşlılık ve yorgunluk olarak döner.
Oysa bir kitapla geçirilen sessiz bir saat, bazen bir ömrün çehresini değiştirir. Çünkü orada bir cümle, bir kelime bile insanın içini aydınlatabilir. Ve o aydınlıkta yürümek, yolda olmaktır. Yoldan çıkmak değil. Çünkü tefekkür yoldur; insanı kendine götüren bir yol. Ve şükür, bu yolda atılan her adımı bereketli kılar.
Bu yüzden bir haneye girerken, kitaplarla örülmüş bir odaya adım atarken ya da sadece bir cümleyi uzun uzun düşündüğümüzde, farkına varmadan bir şükür haliyle dolarız. O hal, bize bu dünyanın geçici ama anlamlı olduğunu fısıldar.
Zamanı sadece geçmek değil, içinden geçmek gerek. İşte bu yüzden, kitaplarla inşa edilmiş bir hanede yaşamak, biraz da zamanı inşa etmektir.
