Sonbahar rüzgârı yüzüne vurduğunda mutlu olabiliyorsan
Ve başını göğe kaldırdığında berrak masmavi bir gökyüzü görebilmenin sevincini yaşayabiliyorsan
Ve yaratılmış bütün bu güzellikler gönlünde şükretmene vesile olabiliyorsa
Ne mutlu sana ve ne mutlu olma yolculuğuna…
Dünya çok büyük olmakla birlikte bir o kadar da küçük bir yermiş aslında ve insanlık mirası farklı olmakla birlikte bir o kadar da benzermiş… Anlaşmak için dil bilmekten ziyade biraz iyi niyet biraz güler yüz biraz da samimiyet yeterliymiş. Gramer ile değil anlama isteği nispetinde anlaşabiliyormuş insan… Tüm bunların yanı sıra basit bir varlıkmış insan, üzülünce ağlayan, mutlu olunca gülen, kızınca bağıran… Ve bir o kadar da karmaşık bir varlıkmış aslında, nefret etmek için fırsat kollayan, farklılıkları ayrıştırmak için kullanan, kendisine verilen emaneti hoyratça kullanan…
Oysaki maddenin özünün özelliklerini bilip, bu özellikleri göz önünde bulundurarak hareket edince, madde özündeki mana ile kucak açmaya başlıyor insan evladına ve böylelikle bir ahenk çıkıyor ortaya. Ancak maddenin özünün fıtratına aykırı hareket etmeye başlandığında tam bir kargaşa ve kaos durumu ortaya çıkıyor. Bu nedenle kaos ya da ahenk insan evladının seçimlerinde saklı gibi duruyor. Ve bu seçimleri ahenk doğrultusunda yapabilmek ise ancak ve ancak anlama meselesi ile ilgili. Sanırım İslam dinindeki sünnetullahın hikmeti de buralarda bir yerde saklı…
Zira hakikatin bin bir türlü tezahürü var ve her parça bu tezahürlerden yalnızca birine ya da birkaçına haiz olabiliyor. İşte bu yüzdendir ki yaradılmış olan her varlık ayrı bir cevher ve her varlık ayrı bir değeri kendinde barındırıyor. Görmesini ve duymasını bilene… O halde şimdi birçok sayfasını atlayarak okuduğumuz kitabın başından başlama vakti. Kim bilir belki de meltemin estiği gökyüzünde bizi bekleyen bir özgürlük var…

Baştan başlanan kitabın her satırıda tekrar tekrar okunmalı, özümsenmeli, düşünmeli, ezberlenmeli, icselleştirilmeli. Velhasıl yaşadıklarıyla kendini değerli hissetmeli.