1. Anasayfa
  2. Edebiyat

Yaşıyorsan Öleceksin ve Ölümlü Olsan Dahi Yaşayacaksın

Yaşıyorsan Öleceksin ve Ölümlü Olsan Dahi Yaşayacaksın
0

Ömür dediğin…
Bir nefesle bir hevesin buluştuğu tahta köprü gibi…
/Yaşıyorsan öleceksin

ve

ölümlü olsan dahi yaşayacaksın/

Dünyaya bir nefesle bağlanacaksın

ve

dünyanın bir nefeslik olduğunu unutmayacaksın…
Hevesleneceksin birçok şeye

dünya da bir tane sen olduğunu

göçüp giderken idrak edeceksin…
Bakacaksın

önünden savuşan yıllara…

fakat dur diyemeyeceksin.

bakacaksın, yaşayacaksın ve öleceksin…
Bir mezar taşına özenle yazılacak varlığın.
Ve yeryüzüne hiç gelmemiş gibi belki dünyadan silineceksin…
Körkütük özlediklerin kalacak geriye…

İki cihan sözü verdiklerin…

Ayrılamam sandıkların…

Ciğerparelerin…

Bedenin mülki amiri beynimize nispet, asıl kalplerimize sahip çıkmalı.

‘Nefes ve Heves’ kalplerin tahakkümünde…

Ömür dediğimiz beyin ölümünde değil; kalbin ölümünde saklı.

Hem de;

Aheste aheste değil, nefes nefese…

Tüm koşturmalarımız gibi, tam zamanlı nefeslerimiz gibi…

Kalibresi yüksek çırpınışlarımız gibi…

Bazen de arzularımızın sığmayan kalıpları gibi…

Zira bu dünya bir nefeslik bir heves…

Küçükken oynadığımız “Yerden Yüksek” oyununun İngilizcedeki adı “Floor is Lava”dır. Yani, “Yerler hep lav, basarsan yanarsın” anlamında…

Lav nerede?

İçimizde mi dışarımızda mı?

Aklımıza sardıklarımızda mı, kalbimizi darladıklarımızda mı?

 

Toprağa yakın, deniz seviyesinde bir benlik inşa edebilsek…

Yerler lav değil diyebilsek,

dünyanın getirdiğini zannettiğimiz nice yükseklikler talan boran diye anlatabilsek…

İnsanı yaşat ki yaşamanın lezzetine ulaş diye ilan verebilsek…

yaşamak için değil gerçekten yaşayabilsek…

Victor Hugo, Sefiller kitabını şöyle bitiriyor: “ölmek bir şey değil, yaşamamak korkunç.

“Belki ne ‘yarın’ olur,
ne de yarın ‘o’ olur”
diyor ya Ahmet Arif, öyle bir duygu bırakıyor bu heves bizde.

Ânı yaşamayı, ertelemenin yaşamı kaçırmak olduğunu hatırlatıyor.

Zor, çok zor aklın gelgitlerle yaşamın dehlizlerinde çırpınışı…

Bir o kıyı bir bu kıyı…

Beynin nöronlarına acımadan edemiyor insan.

Fakat düşünmeden edemiyorum.

Harcadığımız onca nefes boşa değil ki…

Aldığımız nefes sayısınca verişlerimiz bir arayış mı yoksa bir sona varış mı?

Belki Allah’ ı aramaya çıkışlarımız Allah’ ın bizi bulması içindir. Hayatlarımızın yontucusu birer heykeltıraşlarız… Gün yüzüne özümüzü çıkarabilmek için olabilir mi anlam verme çabalarımız… İçine 7 cihanı sığdırabilen varlıklar olarak, iki cihan mutluluğu içindir belki de gladyatörlüğe soyunuşlarımız…

Zamana edilen yemine yemin ederim ki zaman en iyi nefes sayacıdır… Zaman durduğunda yokluk varlığa dönüşecek. İşte o gün keşke diyeceğiz…
Keşke;
İlkel bir kalbim olmasaydı
Keşke;
Modern bir akıl dilemeseydim
Keşke;
İnanmalarımı yokluğa hapsetmeseydim…

 

 

 

Eskişehir doğumlu Hilal Demir, aslen Kırımlı bir ailenin çocuğudur. Lisansını Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde tamamladı. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Temel İslam Bilimleri “Tefsir” dalında tezli yüksek lisans yaptı. Farklı sivil toplum kuruluşlarında ve resmî kurum çalışmalarında, tanıtım ve koordinelerde sunuculuk görevini yürütmektedir. İçerik üretmeye, yazmaya, çizmeye ve öğretmenlik görevine devam etmektedir. Süreli yayınlarda yayımlanmış akademik makaleleri bulunmaktadır.  

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir