1. Anasayfa
  2. Edebiyat

Yitiksöz 24 (Ağustos 2024 / Eylül 2024) Üzerine

Yitiksöz 24 (Ağustos 2024 / Eylül 2024) Üzerine
0

Sanat, Edebiyat ve Düşünce Dergisi

 

Cahit Koytak’ın “biz ona doğru yürüdükçe, / Gazze’de kalkıp bize doğru yürüyecek” ikiliğini kapağa taşıyor yeni sayısında Yitiksöz. Yitiksöz, yirmi dördüncü sayısıyla ağustos ayının yalımında ve terörist İsrail’in zulmü altında acılar ve çaresizlikler altında oluşan derin öfke sağanağında okuruyla buluştu.

Genel Yayın Yönetmeni Sayın Duran Boz, “Kalem ve İnsanın sınanışı” adlı yazısında yazı ve insanın dünya hayatındaki sınanışı üzerine değinir. Şubat ayından beri vahşi bir katliama sahne olan Gazze, maalesef artık aklın ve hafsalanın bir daha göremeyeceği yeni vahşetlerle devam ediyor.  Herkes sanki bu vahşeti izleyerek onaylıyor gibi… Yazıdan bir bölüme buyurun:

“Yazı, insanın kalemle sınanmasıdır. Sorunlarıyla söyleşen yazarın yüreğinden yeryüzüne kelebekler uçurmasıdır. Neticesi kestirilemez oyunların sorgusunu başlatmaktır hayatta. Dünyada insani gerçekliğin hakikatle ilişkisine dair göstergeleri çoğaltmaktır. Yazarın ödevi, kişinin kendisiyle barışık bir yaşantı kurmasına katkıda bulunmaktır. İnsani özü devre dışı bırakan şeytansıların salınımı karşısında var oluşu muhafaza yöntemlerini işaret etmektir. İnsana yönelen küresel şıvgınların yayılışına göğsünü siper etmektir. Zamanı, zikir sesleriyle yumuşatan kuşların donanmasına katılmaktır. Vakti geldiğinde güneşle yârenliğe tutuşanların türküsüne eşlik etmektir. Bedavacılığın ruha hücum eden söylemlerine aldanmamaktır. Ekmeğin emekle kavrulmadan yenemeyeceğini bilmektir.

Yazar, yazdıklarıyla yanı başında sahnelenen oyunları yorumlar. Oyunların sıradanlığını hesaba çeker. Emeğin oldubittilerle zayi edilmemesi için çırpınır. İnsanın, özgül ağırlığını ortaya çıkaran alın teriyle senlibenli yaşamayı savunur. Kalemin ödevi besmele ile başlanan yolda ilerlemektir. Evveli niyet ve besmele olan yürüyüşte, zorlukların aşılmasını kolaylaştıracak noktaları işaret etmektir. İstikamete girilip yola revan olunmuştur çünkü. İnsan kendi seçimini yaparak var oluşunu şartlamıştır. Düşünce kıvama erdiğinde kalem, yazarın parmakları arasında kımıldanışına başlar. Gelişigüzellikten ıraklaşma edimi çınladıkça kalemin yürürlük saati canlılığını sürdürür. Aşk ile sübhânallah diyen dillerin nihayetinde elhamdülillah demelerine gelir sıra. Böylelikle inşallah dilek cümlesiyle girilen süreç şükür ile hitama erer. (…)

Yitiksöz, sözün gücünü merkeze alan yaklaşımıyla yayınını sürdürüyor. Her sayısıyla farklı bir yazarı okur beğenisine sunma kararlılığı içinde olan Yitiksöz, 24. sayısında da bu geleneği bozmuyor. Dil dikkatini yaşantı dikkatine dönüştürme arayışında olan şair, yazar, çevirmen İbrahim Demirci’yi gündem konusu yaparak yoluna devam ediyor. Elbette İbrahim Demirci’ye dikkat yazılarının yanı sıra şiirler, öyküler, denemeler de dergi sayfalarındaokuyucunun ilgisine sunuluyor. Sözün tükenmeyen açılımlarına yönelen bir titizlikle nice sayılara…”

Yitiksöz-24’e şiirleriyle katkı sunan şairlerimizi Cahit Koytak, Mustafa Köneçoğlu, Suavi Kemal Yazgıç, Yasin Mortaş,  Adem Turan, Ali Sali, Mustafa Gök, Ekrem Elmas, Derya Kurtoğlu, Hacı Ahmet Sevgili, Mustafa Ökkeş Evren, Sinem Bozhöyük ve Mehmet Aycı selamlıyor, her birine bu kutlu eyleme katıldıkları için teşekkür ediyoruz. Sinem Bozhöyük “Sol Solunumlar” adlı şiirinde konuklar ve hayallerine değiniyor. Buyurun şiire:

“Konuklar ve Hayalleri

 

Ortamına bayıldıkları evden ayrılmadan

Kurdukları hayalden sorumluydu konuklar

Tutunabilirliği olmayan bir köşeye

Var güçleriyle asılarak

Ve unutmadıklarını söyleyip konukluklarını

Unuttular.

Gözlerinden taşan mekânsal hazlarla

Hatırlarından hatıralar düştü gölgeliklere

Günün gözyaşlarından sakınırcasına

Yüksek ısılardan kaçınarak, işte

Yüklendikleri eksik anlamlarla

Kimi toprakta, kimi suda

Veya külleriyle ateşte

Kimi sarı sargı bezleriyle

Havaya karıştılar.”

 

Yitiksöz-24’ün öykücüleri arasında; Emel Karagedik,  Ahmet Şevki Sakalar, Yavuz Ahmet, Esra Kılıç Türedi, Fikri Özçelikçi, Gülçin Yağmur Akbulut ve Metin Çalı yer alıyor.

Ahmet Şevki Sakalar “Başkasının Mevzusu” adlı öyküsünde hasan Aycın’ı ve Balıkesir’i öykü konusu ediniyor:

Başkasının Mevzusu

““Bir bozkırlı dilbere zebun etti beni felek” dizesi günlerdir dilimde… Nereden dolandı dilime bu mısra? Yavuz’un mısrası mıydı yoksa? Galiba değil. O şöyleydi: “Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek” Normalde düpedüz intihal bu ama kör âşıklar için azıcık bir hırsızlık mazur görülebilir. Koca Yavuz, aşk odunun yanında çaresiz, iki büklüm kaldıysa ben kim oluyordum ki. Kör âşık ben miydim, bilmiyordum. Üzgündüm ve çocukluğumun şehrine atmıştım kendimi. İnsan, kalbinin göğüs kafesine dar geldiği ve cevapsız sorularının çoğaldığı zamanlarda neden memleketine -çocukluğuna- gitmek ister? Neden çocukluğunun geçtiği, rüyalarının saçıldığı sokaklarda yürüyüp cebinden düşürdüğü kırıntıları arar durur? İnsanın şehri çocukluğudur. Çocukluksa yıllar sonra istemesek de önümüze çıkıveren kör bıçak izleridir.

Paşa Cami avlusunda -şimdi meydan diyorlar- insanlardan kaçmayan, etrafa saçılan yemlerle ayak diplerine kadar yanaşan sırnaşık kumrular geziniyor ve büyük ardıç ağaçları etrafında dizilmiş banklarda oturan birkaç ihtiyar, minareden gelecek daveti bekliyordu. Etrafta kümelenmiş, lokum, helva, kolonya ve höşmerimciler daha çok şehir dışından gelenlerle dolup boşalıyordu. Kanaat Lokantası’nın servis açılan, örtüsünün altına aforizma serpiştirilmiş masaları, meydanın sakinliğine inat şehrin hengâmesine eşlik ediyor, garsonların çevik manevralarıyla silinip temizleniyordu. Efendi Çayevi, -şimdi kafe olsa da- şehrin az sayıda okuyan, yazan, düşünen, münevverlik seyr-i sülukunun başlangıç evrelerini yaşayanların, en çok da çay eşliğinde demlenip sohbet özlemi çeken insanların hâlâ buluşabildiği bir mekândı.”

Yitiksöz 23’te deneme, inceleme, kitap tanıtım ve anı yazılarıyla Ali Galip Yener, Fatih Ertugay, Erol Çetin, İsmail Kıllıoğlu, Hüseyin Yorulmaz, Peren Birsaygılı Mut, Yaşar Ercan, Mustafa Kara, Mahmut Gider, Esra Kılıç Türedi ve Nesime Ceyhan Akça dikkat çekiyor. İsmail Kıllıoğlu “Vaktüzre” adlı günlüğünde şu notları düşüyor:

Vaktüzre

-21 Temmuz ‘82/Maraş

Uykusuz olduğum için öğleye kadar yatıyorum. Kalktığımda ilk yaptığım şey, Erkam’ı, yandaki apartmanda komşumuz olan İnşaat Mühendisi Hakkı Debgici’nin Hükümet Caddesi (sanırım adı buydu, Trabzon Caddesi’ne çıkar, Valiliğin karşısında) üzerindeki bürosuna gönderiyorum. Hilal’in görünmesine göre oruca ve bayrama başlamada arkadaş ve belli bir çevre farklı bir yaklaşım içindeydiler. Biraz da 12 Eylül yönetiminin, onun yönlendirdiği Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaklaşımlarını benimsememe eğilimi bunda etkiliydi. İşte Hakkı’dan bugün bayram yapıp yapmadıklarını öğrenmesini istiyorum. Erkam kimden bilgi almışsa, bugün oruca devam edeceğim, ama sahur yapamadığım gibi, yol yorgunluğu ve sıcak iyiden iyiye bunaltıyor beni. Fakat öğleden sonra saat üç bucukta Hakkı’dan bugün bayram olduğunu öğreniyorum. Orucu GİMKO (kurulmasına fikrî ve fiili olarak katkı sağladığım Genel İhtiyaç Maddeleri Kooperatifi)’da açıyorum. Dostlarla, arkadaşlarla, karşılaştıklarımızla bayramlaşıyoruz. Doğal olarak, merak, ilgi, heyecan ve üzüntü içinde askerlik sorununu soruyorlar, gelişmeleri anlatıyorum.

İkindiye doğru Murat Bayazıt geliyor ve birkaç kişiyle birlikte, Pınarbaşı’nın ilerisinde Ahır Dağı’nın eteklerinde bulunan vadideki Güzlek denilen bağ evine götürüyor. Şehir merkeziyle kıyaslanamayacak derecede burada hava serin, dinlendiricidir. Bağdaki büyük ve bol yemiş tutmuş erik ağacından doyasıya yiyoruz. Konuşuyor ve şakalaşıyoruz. Biraz sonra Erdem Bayazıt çıka geliyor. Çaylar içildikten, kesilen karpuzlar yenildikten, vakti gelen namazlar eda edildikten sonra, gecenin bir vaktinde şehre dönüyoruz.”

Ayrıca İbrahim Demirci adına bu sayıda oylumlu bir dosya hazırlanmış. İbrahim Demirci Abi, edebiyatımızın önemli bir ismi. Bu dosyayı fazlasıyla hak ediyor. Dosyaya Ali Ulvi Temel, Abdullah Harmancı, Duran Boz, Bilal Can, Metin Kaplan, Ümit Savaş Taşkesen ve Zafer Ceylan katkı sunmuş.Abdullah Harmancı’nın “İbrahim Demirci Estetiğibaşlıklı yazısından kısa bir bölüm sizlerle:

İbrahim Demirci Estetiği

“Birçok sanat adamı hakkında “estetik” başlıklı yazılar yazdım. Bu yazıların türü için başka bir şey diyemedim ve bu sebeple “estetik” dedim. “Hayat, şahsiyet, düşünce, edebî eserler, poetika…” Sanırım estetik başlığını koyarken bunların hepsiyle ilgili mülahazalarımı kast etmekteyim. Dolayısıyla yazdıklarım birçok edebî türü aynı anda akla getirebilir. Biyografiden monografiye, portreden anıya, eleştiriden denemeye… Şimdi bu yazı da hepsini birden deneyecek. Portre gibi başlayıp anıya dönüşecek. Şahsiyete, edebî şahsiyete, esere ve poetikaya değinecek. Otuz senelik tanışıklığın/ tanıklığın ve İbrahim Demirci okuru olmamın doğal sonucu bu:

Sorgular

Sessiz biridir. Fakat bu hangi sessizlik? Nasıl sessizlik? Onaylayan veya anlaşmaya razı, huzurlu sessizlik değil. Sorgulayan, acaba öyle midir, diye düşünen, meselenin ince taraflarını düşünen, hiç beklemediğiniz, gayet emin olduğunuz bir noktadan itiraz geliştirmeye hazır bir sessizlik. İmlaya, noktalamaya, cümle yapısına, düşünce yapısına, kurguya, sahip olduğunuz bakış açısına, en sağlam argümanınıza, en güvenli saydığınız alana şüphe duyan bir bakış.

İncitmez

Belki de beni hayatımda -özellikle edebiyat alanında- en çok eleştiren kişidir. Çok tuhaf bu. Tuhaf çünkü kimsenin aklına (olumsuzlama anlamında) eleştirmek denince Demirci gelmez. Oysa en çok eleştirenlerden biridir. Sorgulayan. Şüphe duyan. Eksiği veya yanlışı gören. Ama incitmez. İncitmemek için bir çabası yoktur. Kendini frenlediği için incitmiyor değildir. Doğal olarak incitmez. Maksadı eksik veya hata bulmak da değildir. Aslında sorgulayıcı ve eleştirici özelliklerinin derininde durmadan işleyen bir mekanizma var.

Köklerde İşleyen Tefekkür

O da tefekkür mekanizmasıdır. Alttan alta işleyen, çalışan, öğüten, üreten, alttan alta faaliyetlerini ara vermeksizin sürdüren bir düşünme cehdi bütün bu yüzeyi belirler. Ne olmalıdır? Nasıl olmalıdır? Doğru mudur? İslami midir? Yapılmalı mıdır? Hak mıdır? Düşünülmesi gerekmez mi? Bazen Türkçe, bazen ahlak, bazen din, bazen vicdan; ama illaki bu böyle mi olmalıdır, diye soran, sorgulayan bir ses. İşte o ses bütün Demirci şahsiyetini ve poetikasını belirler.”

 

Yitiksöz 24, 2024 yılının ağustos ve eylül aylarını kapsıyor. Yazın son ayı, güzün ilk ayı… Mevsimden mevsime geçiş dönemi… Kavurucu sıcaklardan serinletici havaya geçiş… İnşallah İslam coğrafyası genelinde estirilen kargaşadan huzura geçiş dönemi de olur içinde yaşadığımız şu günler.

 

İsmail Haniye’mizin terörist İsrail’in saldırısıyla şehadet rütbesine erdiği günlerdeyiz. Bu günler içimizde derin bir yara açıyor. Gazze’deki kırk bini aşkın şehidimizin üzüntüsü yetmiyormuş gibi dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan Müslüman kardeşlerimizden de acı ve elem dolu haberler alıyoruz. Tüm bunların önüne geçebilmek Müminlerin el ele kenetlenmesiyle mümkün. Bu iş birliği sağlanmadığı sürece maalesef bu türden elim haberleri almaya devam edeceğiz. En kısa zamanda Müslümanlar birbirleriyle uyum içinde hareket etmeyi öğrenir, onları yönetenler de bu kaygıyla hareket ederse önümüzdeki tüm engeller kendiliğinden kalkar inancındayız. Çünkü “Sadece Müminler kardeştir.” ayeti bize bunu ihsas ettiriyor.

 

  1. sayısıyla Yitiksöz dördüncü yılını doldurdu. Yitiksöz’e hak ve hakikat yolculuğunda daha nice 24. Sayılar dileğiyle, Allah’a emanet olunuz.

 

Yitiksöz’le buluşmak isteyenler için Yitiksöz-24’ün link adresi ektedir:

 

https://yitiksoz.com.tr/upload_files/Dergi/yitiksoz-24.pdf

 

 

 

 

 

 

 

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir