Yer: TBMM Konferans Salonu
Program: Sıfır Noktasından: Görünenin Ötesinde Gazze Film Gösterimi
Tarih: 8 Ekim 2025
Program için salona geldiğimizde yer kalmamıştı. Ayakta izlemeye bile değerdi ancak en arka sıraya bir sandalye getirip biraz sonra oturduğu yerden kalkamayacak hale gelecek bedenimi usulca bıraktım sandalyeye. Gazze’deki genç yönetmenler tarafından, 22 Gazzeli’nin kendi cep telefonu ve kameraları ile bizzat tanıklık ettikleri sahneleri çektiği kısa filmlerin birleştirilmesi ile oluşturulmuş ve Oscar’da En İyi Uluslararası Film Ödülü ön elemesini geçen bir belgesel sahnede.
Işıklar Söndü…
Işıklar söndü tıpkı Gazze’de olduğu gibi…
Zalimce bir kurgunun gerçek sahnesinin görüntüleri ekranda.
İlk kısa film bir yönetmenin sinemaya olan aşkını anlatıyordu. Sinemaya duyduğu aşk ile çektiği ve ödül alan kısa filminden bahsediyordu. Savaşın tüm acımasızlığı ile yakıp yıktığı şehrin sokaklarında şimdi film için değil sadece yiyecek bir şeyler bulmak için koştuğunu anlatıyordu. Elindeki klakete saplandığında keseri ısınmak için, yüreğimde hissettim acısını ben de. Son kez elinde idi klaket ama bu kez filmin ve de hayallerin sonu için.
Filmler sırasıyla geçiyordu gözlerimin önünden ve ona eşlik ediyordu gözyaşlarım. Bazı sahnelerin içinde öyle kendimi buluyordum ki filmi izlemiyor yaşıyor gibiydim. Ara sıra beynimi kurcalıyordu “Burada bu görüntüleri izlememek için ne yapabilirdik?” sorusu.
Bir okul günü vardı sahnede, Gazze’deki bir öğrencinin. Filmin sonu mezarlıkta bitiyordu. Okullar, hastaneler, öğretmenler ne vardı ki yerli yerinde?
Savaşın yerle bir ettiği binaların içinde muazzam bir sanat sergisi sahnesi vardı. Eserlerin tozlarını eliyle sildikçe sanatçı, bir eserden çok tarihin izleri çıkıyordu adeta. Taşlar bile burada hikâyemizi anlatır diyordu eserleri gösterirken.
Bir başka film savaş sebebiyle oradan oraya rüzgârda sürüklenen bir kum tanesi gibi göç eden Gazzeli bir genç kızın duygularını anlatıyordu. Göç ederken annem en acil ve gerekli olan eşyalarınızı yanınıza alın fazla bir şey yük etmeyin taşıyamayız demişti. Kitaplarıma baktım. Öyle almak istedim ki onları annemin sözü üzerine bıraktım. Sonra yolda düşündüm de “Kederimden daha ağır ne olabilirdi ki?” Beni kitaplarımdan ve denizden uzak kalmaya zorlayan şeyden daha ağır değildi kitaplarım. Hâlâ aklıma geldikçe gülerim kendime, kendinize yük edecek şeyleri almayın deyişi annemin.
Bir cümlenin ağırlığı da ekleniyordu şimdi oturduğum koltuğa… Kalbim bu cümlenin yükünü yüklenmiş halde bakıyordu sahneye şimdi. Bu cümle bir kitaptan değil acının en derin yerinden çıkarılmış bir hazine gibi parlıyordu gönlümün kaleme meftun yanına…
O halde bu cümle asılmalıydı şimdi zihnimin duvarlarına. Demlenmeliydi gönlümün kuytularında. Ve harf harf işlenmeliydi kâğıda, taşıdığı mananın kor yangınıyla…
