1. Anasayfa
  2. Düşünce

Kültür Emperyalizminden Millî Kültüre

Kültür Emperyalizminden Millî Kültüre
0

“Kültür emperyalizmi, asırlar içinde, uzun bir tarih zarfında geliştirilen millî şahsiyeti meydana getiren manevi ve mukaddes unsurların birer birer harcanıp tüketilerek başka kültür şahsiyetlerinin işgal ve istilasına terk edilmesidir.” diyor Ahmet Kabaklı. Bu ülkenin en önemli meselesi; zihin-ruh kirlenmesi ve işgaline sebep olan kültür emperyalizmidir, manevi terör ve sömürgeciliktir. “Büyük Türkiye”, “Türkiye yüzyılı” idealinin önündeki en büyük engel de kültür emperyalizmi ve yabancılaşmasına sebep olan gayri millî eğitim, bilim, medya, kültür ve sanat anlayışıdır.

Küresel kapitalizm; sinema, edebiyat, müzik ile radyo, tiyatro, gazete ve televizyonla, yeni medya araçlarıyla, mağaza zincirleri ile “standart kıyafet”, “standart yemek ve damak”, ”standart müzik”, “standart edebiyat”, “standart güzellik”, “standart zevk”, “standart eğlenme”, “standart mizah”, “standart konuşma ve yazma” ile “standart hayat tarzı” oluşturmaktadır. Erkeklere kot, blucin, şort; kadınlara, yırtmaçlı veya mini etek, yırtık kot ile kişiliği yerine dişiliğini ön plana çıkartacak dar, şeffaf ve göbeği görülecek kadar kısa elbiseler yahut moda haline sokulan, tesettürden uzak başörtüsüyle insanlar kendi kişilik ve kültürüne yabancılaştırılmakta ve kültür emperyalizmine hizmet edilmektedir.

İstikbal ve istiklâlimiz; ne tek başına bilim ve teknolojide ne de ahlakını yitirmiş ve canavarlaşmış Batı medeniyetindedir. “Büyük Türkiye”nin istikbal ve istiklâli, aydınlık ve huzuru; kendi kültür ve medeniyetimizin ışığında bilgili, ahlaklı, vatansever, geniş ufuklu, onurlu, sorumlu, kişilikli, merhametli, adaletli, dürüst, cesur ve çalışkan olarak yetiştireceğimiz idealist bir gençlik ile “kökü mazide olan âti” bir millet olmamıza bağlıdır.

15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin içinde olup vatana, millete, devlete, mukaddeslerimize ihanet eden, Haçlı-Siyonist emperyalistlerin piyonluğunu yapan hainlerin çoğu; yüksek puanlı üniversitelerde yüksek tahsil görmüş alçaklar değil midir? Bu ülkenin en büyük hainleri, şerefsizleri, zalimleri, yolsuzları, rüşvetçileri, vicdansızları; zengin ve yüksek tahsilli, “namussuzluk ilminde yüksek lisans yapmış” insancıklar değil midir?

Bu ülkenin hakiki İslam âlimleri, büyük eğitimcileri, tarihçileri, edebiyatçıları, sosyologları, psikologları, dünya çapında gazetecileri, hukukçuları, işletmecileri, bürokratları, yöneticileri, düşünürleri, gerçek aydınları, millî sanatçıları, gönül adamları, “aşk estetiği”ne bağlı şair ve yazarları nasıl yetişecek? Günümüzde Yunus Emre, Fuzûli, Bâki, Karacaoğlan, Şeyh Galip, Yahya Kemal, Mehmet Âkif, Necip Fazıl, Turgut Uyar, Attila İlhan, Behçet Necatigil, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Abdurrahim Karakoç, Yavuz Bülent Bakiler, İsmet Özel gibi büyük şairler niçin pek çıkmıyor? Kaç yüzyıldır Mimar Sinan gibi dünya çapında bir mimarımız, Itri seviyesinde bestekârımızı niçin yetiştiremedik? Nurettin Topçu, Cemil Meriç, Erol Güngör, Sezai Karakoç gibi büyük düşünürlerimizi; Ordinaryüs Prof. Dr. Ali Fuat Başgil gibi büyük hukukçularımızı, Şerif Mardin gibi büyük sosyologlarımızı, Fuat Sezgin, Halil İnalcık gibi büyük tarihçilerimizi, Teoman Duralı gibi büyük felsefecilerimizi, Turgut Cansever gibi medeniyet estetiğine sahip mimarımızı yetiştirecek sistemler, kurumlar, anlayışlar, eğitimciler var mı bugün?

“Çıkış Yolu III” isimli kitabında “Bu şekilde mi İslam’ı dirilteceksiniz? Bu şekilde mi istikbale hür ve bağımsız olarak çıkacaksınız? Edebiyatı olmayan bir milletin, sanatı olmayan bir milletin bağımsızlık hakkı yoktur. Ekonomisi güçlü olmayan bir milletin yaşama hakkı yoktur. Bilimi, silahı en ileri safhada olmayan milletlere hayat hakkı yoktur. Tarihin kanunları acımasızdır. Tabiatın kanunları acımasızdır. Görmüyor musunuz, yılan kurbağayı alıp yutuyor; canlı canlı, bağırta bağırta yutuyor. Hayatta bu da vardır. Milletleri de bu şekilde yutarlar.” diyor Üstad Sezai Karakoç.

Bizler, tarihimizi, coğrafyamızı, dilimizi, edebiyatımızı, sanatımızı, kültürümüzü, millî ve manevî değerlerimizi kısaca medeniyetimizi unuttuk. Gençlerimizin ne kadarını; lise ve üniversite öğrencilerinin hiç tereddüt etmeden Allah, vatan, bayrak, din, istiklâl ve namus için cihada gidip şehadet şerbetini içtikleri Çanakkale’ye götürebildik? Onlara tarih şuuru ve “Çanakkale ve Millî Mücadele ruhu” ile birlikte millî ve manevi değerlerimizi; millî kimlik ve şahsiyetimizi ne kadar verebildik?

Mütefekkir-Yazar Cemil Meriç’in: “Bizim medeniyetimiz; Süleymaniye’de kubbe, Itri’de nağme, Baki’de şiirdir.” sözünü idrak eden, medeniyet tasavvuruna sahip bir nesil yetiştirebildik mi? Kendi mimarimizin, şiir, edebiyat ve musikimizin, ebru, çini ve hat sanatlarımızın hatta evlerin, camilerin dışına kondurulan kuş evlerinin, mushafların kenar tezhiplerinin, dilimizdeki edebî tabirlerin medeniyetimizin “aşk estetiği”ni yansıtan aynaları olduğunu anlayabildik mi? Türk-İslam medeniyetinin kendine mahsus insan yetiştirdiğini; özellikle de muhteşem müzik, şiir ve mimarimizin medeniliğin, şehirliliğin, usûl-erkân, âdâb ve zarafetin kaynağı olduğunu idrak edebildik mi?

Bir zamanlar İslam medeniyetinin ilim ve irfan merkezleri olan, “gönül yurdu”muz Buhara’yı, Semerkant’ı, Taşkent’i, Balasagun’u, Kaşgar’ı hatırlayan ne kadar siyasetçi, aydın var bu ülkede? Sahi, tarih kitaplarında okuduğumuz Büyük Selçuklu Devleti nerede kurulmuştu? Edebiyat kitaplarında isimlerini, eserlerini okuduğumuz Yusuf Has Hacib, Kaşgarlı Mahmut, Edip Ahmet, Ahmet Yesevi nerede yaşayıp ölmüştü? Türk dünyasından İsa Yusuf Alptekin’i, İsmail Gaspıralı’yı, Abdülhamid Süleyman Çolpan’ı, Ahmet Cemil’i, Cengiz Aytmatov’u, Cengiz Dağcı’yı, M. Hüseyin Şeyriyar’ı, Bahtiyar Vahapzâde’yi, Kırım-Tatar halkının büyük önderi Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nu kaç aydınımız, bürokratımız, eğitimcimiz, siyasetçimiz okuyup tanıdı? Bizler yalnızca fizikî coğrafyamızı kaybetmedik; kültür, medeniyet ve gönül coğrafyamızı da kaybettik.

Medeniyetimizin temel taşlarından Yunus Emre’yi, Mevlâna’yı, Fuzûli’yi, Karacaoğlan’ı, Süleyman Çelebi’yi, Âşık Paşa’yı, Şeyh Galib’i, Hacı Bektaş Veli’yi, Hacı Bayram Veli’yi, İmam Mâtürîdî’yi, İmam-ı Azam Ebu Hanife’yi, Ahi Evran’ı, Evliya Çelebi’yi, Katip Çelebi’yi, Ali Kuşçu’yu, Biruni’yi, Uluğ Bey’i, Ahmet Cevdet Paşa’yı, Said Halim Paşa’yı, Ahmed-i Hani’yi, Ahmet Haşim’i, Yahya Kemal’i, Mehmet Âkif’i, Necip Fazıl’ı, Âşık Veysel’i, Sezai Karakoç’u; Şeyh Sadi’yi, Hafız’ı, Firdevsi’yi, Şeyh Bedrettin’i, İmam Bûsiri’yi, Hassan b. Sâbit’i, Ka’b bin Züheyr’i, Feridüddin Attar’ı, İbn-i Sina’yı, İbni Haldun’u, İmam Rabbani’yi, İmam-ı Gazâlî’yi ne derece okuyup anlayabildik?

Çocuklara ve gençlere ideali, ülküyü, millî, manevi, sosyal ve kültürel değerleri uzaylılar mı verecek? Öncelikle aile ve okul verecek, sonra da medya, sanat dünyası, gönüllü eğitim ve kültür dernekleri, çevre… Peki, sağlam şahsiyetli, millî kimlikli, sorumlu, edepli, merhametli, çalışkan ve cesur insanı yetiştirecek bir aile kurumumuz, millî eğitim sistemimiz, maarif ve kültür davamız, millî ve güçlü medyamız var mı? Bu ülkede ne kadar idealist öğretmen, ne kadar şuurlu aile yetiştirebiliyoruz? İnsan, hayat ve kâinat kitabını doğru okuyamayanların öğrencileriyle çocukları nasıl ve ne kadar doğru okuyabilecek?

Modernizmin ürettiği popüler kültürün işgaliyle beyinleri uyuşturulmuş neslimizin ruhunu beslediği / zehirlediği edebiyat, müzik, sinema bizleri temsil ediyor mu? Seyrettiğimiz film ve diziler, dinlediğimiz müzikler, izlediğimiz kanallar, üyesi olduğumuz sosyal medya mecraları; okuduğumuz gazete, dergi, kitap ve internet siteleri daha çok kültür yozlaşması ve yabancılaşmasına hizmet etmiyor mu?

Dijital televizyon ve müzik platformları, sosyal medya ağları, sanal oyunlar, alışveriş siteleri, e-posta ve web siteleri gibi daha pek çok uygulamayı içinde barındıran yeni medya (dijital dünya); gazete, radyo, televizyon ve sinemadan sonra kültür emperyalizminin yeni Truva atıdır. Özellikle de Amerika kökenli Youtube, Facebook, Twitter vb. yeni medya araçlarının küreselleşmesi; kültür emperyalizmimin hızlanıp yayılmasına, tahribatının artmasına sebep olmuştur.

Kültür emperyalizmin tabii sonucu olarak “dijital Türkçe” ile argo dilden meydana gelen “Türkilizce”, gençlerin konuşma ve yazılarına hatta hayat tarzlarına hâkim olmuş durumda. Yeni neslin ağızlarında sakız gibi çiğnedikleri, sosyal medyalarında da kullanmaları popülerlik sebebi olan “kanka”, “kanki”, “aşko”,”aşkitoş”, “ok”, “fena”, “aynen aynen aynen”, “herıld yani”, “bi tık daha”, “iyikim”‘, “Kralsın.”, “Adamın dibisin.”,  “Çocuk adam.” ,  “Bugün offum.”, “Kıl oldum abi.”, “Evet start verdik sonunda.”,  “Ful doluyum bugün.”, “Ben şok.”, “Valla mı?”, “Bi sal beni dedim.”, “Olsundu.”, “Laykladım.”, “Match ettim.”,  “Tık yok.”, “Kafalar pırıl pırıl.”, “Salla gitsin.”, “Wovv oldum.”, “Ohaa oldum.”,  “Herife füze atsaydın.”, “Boş yapıyo.”, “Duyar kasıyosun.”, “Mezuna kalacan.”, “Check ederim.”, “Alolaştık.”, ‘’Maile döndüm.” gibi ucube sözler; dilimizin, kimliğimizin nasıl yozlaştırıldığının birkaç acı örneği sadece.

“Büyük Türkiye”nin istikbal ve istiklâli, aydınlık ve huzuru; kendi kültür ve medeniyetimizin ışığında sağlıklı, bilgili, ahlaklı, vatansever, geniş ufuklu, onurlu, sorumlu, kişilikli, merhametli, adaletli, saygılı, dürüst, cesur ve çalışkan olarak yetiştireceğimiz idealist bir gençliğe bağlıdır. Bu ülke ve milletin istiklâl ve istikbalini kurtaracak çözüm de; “yarınki Türkiye”yi, “Türkiye yüzyılı”nı inşa edecek en büyük meselesi de millî eğitim, kültür ve sanat davasının bütün eğitim ve kültür kurumlarına, sivil toplum örgütlerine, medya ve sanat dünyasıyla devlete hâkim kılınmasıdır. Başta devlet aklı olmak üzere aydınların, düşünürlerin, yazarların, sanatçıların, eğitimcilerin, bütün milletin hayata bakışında, özellikle de eğitim ve kültür anlayışıyla medya sisteminde çok köklü bir millî ve manevi zihin inkılâbını gerçekleştirmeleri gerekir.

Çocuklarımıza ve gençlerimize din, dil, tarih, vatan, millet, bayrak, istiklâl, gazilik, şahadet, kahramanlık, millî onur, fütüvvet, aşk, merhamet, adalet, hoşgörü, azim, sabır, şükür, kanaat, vefa, kardeşlik, vahdet, fazilet, millî egemenlik, millî kimlik, kültür ve medeniyet şuurunu kazandırabilmek için öncelikli olarak ehliyetli, liyakatli, adaletli, erdemli, idealist, hakiki eğitimcilere; şuurlu ailelere, millî ve evrensel bir eğitim anlayışına, millî bir kültür, sanat ve medya sistemine ihtiyacımız var.

Eğitimci-Yazar-Şair Seyit Ahmet Arvasi’nin öğretmenliğinin ilk yıllarında -1950’li yıllarda- yaşadığı şu hatıra, çok ilginç ve ibretliktir: Ağrı`nın Doğubayazıt ilçesi Molla Şemdin köyünde köy muhtarı, kendisine “Müellim Bey” diye seslenir her zaman. Ahmet Arvasi Hoca, muhtarın şivesidir, muallim sözünü telaffuz edemediği için böyle söylüyordur, diye düşünür. Ancak birkaç ay sonra muhtar, Ahmet Hoca`ya gelir ve şöyle der: “Ahmet Bey, sen gerçekten muallimmişsin. Senden önce buraya gelenler hep “müellim” oldular ama sen “muallim”sin.” (Müellim; elem veren, üzen, inciten; muallim ise ilim öğreten anlamına gelmektedir.) Kendi mukaddes değerlerinden kopuk hatta İslam’a düşman öğretmenlere karşı hikmet dolu bir hitapla tepki gösteren Müslüman Anadolu insanı; köylerinde ilk defa camiye gelip namaz kılan, Kur’an-ı Kerim okuyan, çocuklarına Allah’tan, Peygamberden güzellikle bahseden, inanç ve ahlak bakımından kendilerinden bildikleri bir Müslüman öğretmenle karşılaştıklarında çok büyük bir şaşkınlık ve mutluluk yaşamışlardır. S. Ahmet Arvasi Hoca da okumamış ama arif olan Anadolu insanının derin irfanı karşısında hem hicap hem de büyük bir hayranlık duymaktadır.

Batılılaşmayla içimize sokulan “kültür emperyalizmi”ne direnen “masum Anadolu’nun saf çocuğu Sakarya” yani Müslüman Türk milleti, ne zaman ayağa kalkacak? 37 yıllık bir eğitimci-yazar olarak, bin yıllık ruh kökümüzden ve mayamızdan aldığımız ilhamla hakikati bir kez daha haykırmak istiyorum yerli, millî, İslami kimliği ve derdi olanlara! “Medeniyet iddialarına dayalı bir eğitim sistemi, fikir dünyası, kültür, sanat ve ahlâk sistemleri” inşa edemeyen bir ülkede hangi millî ve evrensel değerlerden, hangi “fikri hür, vicdanı hür” şahsiyetli ve erdemli nesillerden söz edilebilir? Millî eğitim, kültür ve medya sistemini hâkim kılmazsak, “ülkem ve milletim eyvah!” diye dövünüp ağıtlar yakacağız yoksa!

1966 yılında Samsun/ Terme’de doğdu. İlk ve ortaokulla liseyi Terme’de okudu. 1988’de Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Eğitim Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü’nden “Peyami Safa’nın Yalnızız Romanı Üzerine Bir İnceleme” adlı lisans teziyle mezun oldu. 1989 yılında İstanbul/ Kartal Anadolu Lisesi’nde Türk dili ve edebiyatı öğretmeni olarak öğretmenlik mesleğine başlayan Ahmet Sezgin, çeşitli liselerde görev yaptı. Askerlik hizmetine Ankara/ Polatlı Topçu ve Füze Okulunda asteğmen öğrenci olarak başlayan Ahmet Sezgin, bu görevini Millî Eğitim’de asteğmen öğretmen unvanıyla tamamladı. Birçok dershanede öğretmenlik ve yöneticilik yapan Şair-Yazar Ahmet Sezgin, hâlen Terme’de Temel Kır Kız Anadolu İmam-Hatip Lisesinde görev yapmakta; çeşitli okul ve kurumlarda eğitim ve kültür alanında seminerler verip imza günü ve söyleşilerde bulunmaktadır. Ahmet Sezgin, 1987-1988 yılları arasında bir grup üniversiteli arkadaşıyla “Mesaj” isimli bir kültür-edebiyat dergisi çıkardı. Deneme, inceleme, biyografi, anı, hikâye ve şiirleri Güneysu, Mavera, Türk Edebiyatı, İslamî Edebiyat, Kırağı, Kültür Dünyası, Çınar, Ay Vakti, Yedi İklim, Yolcu, Berceste, Bir Nokta, Arkesanat, Samsun Kültür Sanat, Tüm Şehir, Dört Mevsim Edebiyat, Bilgi Pınarı gibi dergilerle birçok ulusal gazetede yayımlandı. Eğitimci-Şair-Yazar Ahmet Sezgin’in yayımlanmış eserleri şunlardır: “Türk Edebiyatında Ölüm Şiirleri Antolojisi” (Cengiz Yalçın ile, Ünlem Yay, İstanbul, 1993), “Güllerimi Ver Anne” (Şiir, Etüt Yay, Samsun, 1999, 2007), “Termeli Yazarlar ve Şairler Ansiklopedisi” (Biyografi, Samsun, 2012), “Aşk Medeniyetine Yolculuk” (Deneme, Etüt Yay., Samsun, 2014, 2017, 2019), “Kırk Yazardan Kırk Hikâye” (Etüt Yay., Samsun, 2020), “Ortaokullar İçin Hikâye Seçkisi” (Etüt Yay., Samsun, 2020), “Türkçenin Feryadı ve Dil Davamız” (Derleme, Etüt Yay., Samsun 2020), “Hüzün Yağmurları” (Şiir, Klaros Yayınları, Ankara, 2020) Türkiye Yazarlar Birliği üyesi Ahmet Sezgin, evli olup iki çocuk babasıdır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir