Gece zifiriydi… Karanlık bir hicrandı sanki. Ve bir anda Nur Dağı’na aşk yağdı, “İkra” heceleriyle kalbe nakış nakış işlendi.
Burası, âşık ile Maşuk’un ilk fısıldaştığı zirve. Burası, ezelî muhabbetin “Ben senin Rabbin değil miyim?” ah
dinin yankılandığı ufuk.
Hirâ demek “İlahî Aşk” demek.
Hirâ demek “Vuslatın ilk nefesi” demek.
Hirâ demek, insanlığın alnına konulmuş bir muhabbet busesi demek. Saadet Asrı’nın en kıymetli aşk tablosu demek…
Kırk yaşındaydı Sevgili. Aşkın mührü göğsüne basılacağı yaştaydı. Zaten bir süredir ruhu bir ayrılık sancısıyla hazırlanıyordu.
Ramazan gelince Cebel-i Nûr’daki Hirâ’sına çekildi. Maneviyat, tefekkür ve muhabbet riyazetiyle Kadir Gecesi’nde İlahî kelâm ile beşerî gönlün buluşmasına hazırlandı.
Nebiler Nebisi, bu hazırlığı gönlünde bir yanış, bir sızı olarak hissediyordu. Cevabı bilmiyordu ama cevabın kendisi onu çekiyordu.
Mekke’nin gürültüsünden, nefsin debdebesinden kaçtı. Çünkü âşık, Maşuk’tan gayrısına daralır. Hirâ’ya çıktı ki, kalbindeki çağlayan aşkın kaynağını bulsun.
Ve her kaçışında batıldan Hakk’a firar etti. Sonunda Âlemlerin Rabbi onunla konuştu.
Bu hâl bize de ders: Her kim günahlardan, nefsin zincirlerinden kaçıp bir Hirâ bulursa, Allah onunla bir vesileyle konuşur.
“Fe firrû ilallah” – Aşka firar edin. Nefsinizden, gururunuzdan, egonuzdan Allah’ın sonsuz rahmetine sığının. Hicretin en güzeli de bu değil midir? Sevgiliye hicret.
Nebi’nin işaret ettiği iç cihad da budur: Rahatını Allah rızası için feda etmek, alışkanlıklarını aşk uğruna yakmaktır.
Kimin hicreti “fe firrû ilallah” merkezliyse, o Allah’a ve Resulü’ne kavuşmuştur. Kimin hicreti menfaat içinse, aşkın kaynağına susamış kalır.
Nur Dağı ne güzeldir ismiyle… Zulmeti yakan, gönülleri aydınlatan nurun doğduğu yer.
Giden bilir, Nur Dağı yüksektir. Çünkü aşk şelaleleri hep yüksekten çağlar.
Bin zorlukla çıkılan bu dağ öğretir: Her hicranda bir vuslat, her zahmette bir rahmet vardır. Aşk, cahiliyenin zulmetinden doğar.
Sevgili, peygamberlikten önce de hanif din üzereydi. Sık sık Nur Dağı’na çıkıp Kâbe’ye bakardı. Putların çokluğu değil, gönüllerin boşluğu yakardı onu.
Zira zulmün en büyüğü, insanın kendi kalbini putlaştırmasıdır. Yetimin hakkı yeniyor, insanlık toprağa gömülüyordu. O gün Hira’nın aşk nuru o karanlığa dokundu.
Bugün de insanlığın kanayan yaralarına ancak Muhammedî aşkla dokunursak, diri gömülen muhabbeti kurtarabiliriz.
Bunun için insanın kendi Hirâ’sını bulması gerekir. Ya da gönlü hazırsa, Hirâ onu bulur.
Bir nefeslik divan beyti:
Gönlüm Hira’dır, sığmaz cihana derdi aşkın,
Okurum seni ey Can, her zerrede bir nakşın.
Hakk’a yaklaştıracak nebevî yürüyüş, önce enfüsî bir aşk derinliği ister. Kendini tanımayan, aşkın sınırını bilemez.
İnsanlığa inen ilk ayetle sorular doğdu: “Ben kimim? Nereden geldim? Nereye gidiyorum?”
Bu sorularla yürünür karanlık yollarda. Çünkü yapan biz değiliz, âşık eden de biz değiliz. Ruhumuzdaki gizli inci, bu soruların cevabıyla parlar.
Ve o gece geldi… Kadir Gecesi.
Cebrâil geldi, “İkra!” dedi. Sevgili “Okuma bilmem” dedi.
Çünkü okunacak harf değil, aşktı. Yazılacak satır değil, gönüldü.
“Oku, Rabbinin adıyla oku!” Yani: Sev, Rabbinin adıyla sev! O, insanı bir alaktan, bir aşk damlasından yarattı.
Abdülkadir Geylani der ki:
“Eğer O’nu bilseydiniz, başkasını inkâr ederdiniz; sonra da O’nun gayrısını O’nunla bilirdiniz.”
İmam Gazali der ki:
“İlim, kalbe atılan bir nurdur. O nur olmadıkça bilgi yüktür.”
“İkra” emri, işte bu aşk nurunun kapısını açan davettir.
Hirâ bir dağ değildir sadece.
Hirâ, âşığın Maşuk’a yaptığı yolculuktur.
Hirâ, susmak değil, kalbin “Allah” demesidir.
Hirâ, kaçmak değil, aşka sığınmaktır.
Ve o nur, bugün de doğmaya devam eder…
Kalbini aşka hazırlayanlara.
Kendi Hirâ’sını bulanlara.
—
Şimdi Zilhicce ayındayız.
Hacılar Beytullah’ın etrafında tavafta, Arafat’ta “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” nidalarıyla yanıyor. Duaları Arş’a yükseliyor.
Ve bir kısmı, Sevgili’nin izinden gidip Cebel-i Nûr’a, Hirâ’ya yürüyecek.
Onlar bedenleriyle Kâbe’yi tavaf ederken, sen gönlünle Hirâ’yı tavaf et.
Onlar Arafat’ta gözyaşı dökerken, sen kendi iç Arafat’ında nefsini sorgula.
Çünkü hac sadece Mekke’de yapılmaz. Asıl hac, kalbin Hirâ’ya hicretidir.
Belki bedenin şu an Mekke’de değil… Ama gönlün hazırsa, bu Zilhicce senin de Hira’n olabilir.
Aşkın ilk emri “Oku”ydu. Şimdi sıra sende: Kalbini oku, Rabbini oku, kendini oku.
Ya Nasip…
Ya Vuslat…
Ya Hirâ…
